Bellingham ve Mbappé Rüzgarı: Unutulmaz Bir Maçın Anatomisi

Futbolseverler yakın zamanda unutulmayacak, tam 10 golün atıldığı olağanüstü bir maç izledi. İngiltere ile Fransa arasında gerçekleşen bu nefes kesici mücadele, taktiksel savaşların ve bireysel performansların tavan yaptığı anlara sahne oldu.

Karşılaşmanın en dikkat çekici hikayelerinden biri şüphesiz Bukayo Saka’ya aitti. Turnuva boyunca daha çok asistleriyle ön plana çıkan ve gol yollarında sessiz kalan genç yıldız, bu kritik maçta sahneye çıkarak hat-trick yaptı. Saka’nın beklenmedik gol patlaması İngiltere’yi ayakta tuttu ve Fransa’nın galibiyet umutlarını suya düşürdü; zira bu performans olmasaydı Fransa maçı çok daha rahat kazanabilirdi.

İngiltere adına Jude Bellingham da muhteşem oyunu ve harika golüyle takımını sırtlayan isim olurken, Harry Kane’in yokluğu da hücum hattında ilginç bir dinamik oluşturdu. Fransa cephesinde ise işler pek istendiği gibi gitmedi. Özellikle ilk yarıda sahada varlık gösteremeyen ve daha sonra oyundan alınan oyuncuların performansları hayal kırıklığı yarattı. İlerleyen dakikalarda Kylian Mbappé’nin önderliğinde gelen müthiş geri dönüş çabaları ve yarattığı tehlikeler maça heyecan katmaya yetse de, Michael Olise ve Ousmane Dembélé’nin kaçırdığı net fırsatlar Fransa’ya pahalıya patladı.

Bu heyecan dolu maç, izleyenlere futbolun tüm güzelliklerini ve dramını bir arada yaşattı. Şimdi tüm gözler rekorların kırıldığı turnuvanın sonraki aşamalarında. Son olarak bi dua edeyim. Messi inşallah Mbappé’nin rekorunu kıramaz. Amin 🙂

Bir Şarkı Nasıl Efsaneleşir? Rocky ve Survivor’ın Başarı Öyküsü

Sinema tarihinin en ikonik anlarından birini düşünün; Rocky Balboa antrenman yapıyor, atmosfer gergin ve o meşhur ritim başlıyor: Tan-tan-tan, ta-ta-tan! Evet, “Eye of the Tiger”dan bahsediyorum. Ama bu efsanevi şarkının aslında Rocky serisinin ilk iki filminde olmadığını, hatta neredeyse hiç var olmayacağını biliyor muydunuz?

​Geçtiğimiz günlerde karşıma çıkan bir bilgi beni oldukça şaşırttı ve sizinle paylaşmak istedim.

​”Another One Bites the Dust” Yerine…

​Sylvester Stallone, Rocky III filminin o unutulmaz açılış sahnesi için aslında bambaşka bir şarkı hayal etmiş. İlk tercihi, Queen’in o dönem listeleri altüst eden “Another One Bites the Dust” parçasıymış. Ancak şarkının kullanım hakları konusunda bir anlaşmazlık yaşanınca, Stallone arayışa geçmiş.

​İşte tam bu noktada, arkadaşı olan Survivor grubuna gitmiş ve onlardan film için “özel bir şeyler” yapmalarını istemiş.

​Birkaç Günde Gelen Başarı

​Survivor grubu, filmin kaba kurgusunu izledikten sonra öyle bir odaklanmış ki, “Eye of the Tiger”ı sadece birkaç gün içinde bestelemişler. Stallone demoyu dinlediği anda büyülenmiş; o kadar beğenmiş ki, şarkının final stüdyo kaydı bile bitmeden filmin kurgusunda kullanmaya başlamış.

​Sonuç mu? Şarkı Billboard Hot 100 listesinde 6 hafta boyunca zirvede kaldı, dünya çapında bir marşa dönüştü ve Survivor grubunun kariyerindeki en büyük başarı oldu.

​Neden İlk Filmlerde Yoktu?

​Birçok kişi “Eye of the Tiger”ı tüm Rocky serisiyle özdeşleştirse de, aslında şarkı sadece üçüncü filmle hayatımıza girdi. Rocky (1976) ve Rocky II (1979) filmlerinde antrenman sahnelerinin ruhu tamamen başkaydı; o dönemde akıllarımıza kazınan parça, Bill Conti imzalı “Gonna Fly Now” idi.

​Sinemanın müzikle nasıl bu kadar güçlü bir bağ kurabildiğine her zaman hayran kalmışımdır. Sizin Rocky denince aklınıza gelen ilk parça hangisi? “Gonna Fly Now” mı, yoksa “Eye of the Tiger” mı? Yorumlarda buluşalım!

Adioz, Mauro Emanuel İcardi Rivero

Mauro Icardi’nin Galatasaray’dan ayrılışı, gerçekten bir dönemin sonu oldu. Hagi gibi büyük bir yıldızın ardından ben de Icardi’nin son on yılda popüler yıldızlardan biri olarak tarihe geçtiğine inanıyorum. Kulübün paylaştığı veda metninde belirtildiği üzere, o artık sadece kulüp tarihine adını altın harflerle yazdıran değil, aynı zamanda kulübün unutulmaz efsaneleri arasında sonsuza dek yaşayacak bir değere dönüştü. Ufak kızıma hediye ettiğim Icardi’li forma, bizde senden kalan bir hatıra kalacak artık.

Aslında İcardi’ninOsimhen gibi bir yıldızın varlığı sebebiyle ayrılacağı zaten belliydi ve tahminler, bundan sonra nereye gideceğinin Avrupa’nın orta kalite takımları, Arabistan veya kendi ülkesindeki köklü kulüpler üzerinde yoğunlaştığı yönünde. Icardi, son dört yılda Galatasaray’da üst üste Süper Lig şampiyonlukları yaşadı, Türkiye Kupası ve Süper Kupa zaferlerine ortak oldu ve gol krallığı sevinci yaşayarak takımına çok önemli katkılar sağladı. Gerçekten Icardi, sen büyük bir yıldızsın kardeşim. Türkiye’de birçok çocuğun Galatasaraylı olmasına büyük katkın var. Gerek gollerin, gerek gol sevincin, imajın, sosyal medyadaki paylaşımların, Galatasaray’a olan aidiyetini kimse unutamaz. Belki önümüzdeki otuz-kırk yıl içinde Galatasaraylı olacak bir sürü taraftarı, tek başına sen kazandırdın. Umarım yolun açık olur, Galatasaray’ı hiç unutmazsın, inan Galatasaray seni hiç unutmayacak.

Havalar Nasıl Olursa Olsun: Bir “Squall Line” Panik Hikayesi

Çocukluğumun TRT ekranlarını hatırlıyorum; tek kanallı o güzel yıllar. Hava durumu bültenlerinde, Türkiye haritasının önünde duran, hiç abartıya kaçmadan, sakin bir ses tonuyla bilgi veren sunucularımız olurdu. Her bölgeden 3-4 ilin sıcaklık değeri ekrana yansır ve bülten biterdi. Kimse ekran başında “Eyvah, sıcaklar geliyor, yandık, bittik, biz!” diye feryat etmezdi. Hatta o meşhur haber spikeri Esra Uğur’un sesi kulaklarımda: “Havalar nasıl olursa olsun, sizin havanız yerinde olsun!”

​Ah, ne güzel günlerdi… Sonra yıllar geçti; nüfus arttı, trafik yoğunlaştı, hayat konforumuz değiştikçe, haber bültenlerinin de “kimyası” değişiverdi. Artık her şeyde bir mübalağa, her şeyde bir sululuk var. Bugün haber bültenleri artık çok kısa, sunucuya bile gerek duymuyorlar. Lakin hava biraz fazla sıcak mı oldu ya da aniden soğudu mu? İşte o zaman şenlik başlıyor! Ana haber bültenlerinde, muhabirlerin vatandaşla yaptığı o meşhur “sıcağı/soğuğu nasıl buldunuz?” röportajlarını izliyoruz. İnsanlara adeta panik gazı vermek, izleyicinin tansiyonunu yükseltmek ana görev haline gelmiş.

​Hele o yeni trend yok mu? Her fırtınaya, her sıcak dalgasına yabancı isimler takmak… Eskiden benim aklımda kalan tek sıcak hava ismi “El Nino” idi; gerisini hatırlayan beri gelsin. Şimdi ise bir hava durumu haberi çıkıyor, “4-5 derece düşecek, 2-3 gün sağanak sürecek” diyorlar. Olay bundan ibaret! Ama durun, bir de isim verelim: “Squall Line”. E hayırlı olsun, artık bizim de bir Squall Line’ımız var! Haydi, şimdi hep beraber panik yapalım, let’s go!

​Peki, neden bu hale geldik? Dijitalleşmeyle birlikte haber siteleri ve kanallar, tıklanma uğruna insanların korku ve panik duygusunu beslemeyi “profesyonellik” sanır oldu. “Sıcaklık 5 derece düşecek” dendiğinde kimse heyecanlanmıyor ama “Kavurucu sıcaklar geliyor, hayat felç olacak!” dendiğinde parmaklar hemen “tık” diye o linke gidiyor. Bu yapay felaket senaryoları, ne yazık ki halkın haberciliğe olan güvenini de törpülüyor. Artık gerçekten önemli bir olay yaşansa bile, insanlar “Yine mi mübalağa ediyorlar acaba?” diye geçip gidiyor.

​Sonuç olarak; medya bize sürekli bir yerlerde bir felaket yaşanacakmış gibi hissettirerek tetikte tutmaya çalışsa da, biz o eski günlerin dinginliğini özlüyoruz. Medyanın pompaladığı bu suni “Squall Line” paniğine inat, kendi havamızı, kendi huzurumuzu korumak galiba en doğrusu. Ne demişler; dışarıdaki fırtına ne kadar şiddetli olursa olsun, içerideki havanız yerinde olsun!

“Kuzeyin Soğuk Kralı : Haaland”

Dün geceki maçın atmosferi gerçekten fenaydı. Brezilya taraftarı müthişti. Norveçliler de galibiyete inanıyordu ama Brezilya’ya bir şekilde kaybedeceklerini düşündükleri için yenilseler bile çok üzülmezlerdi, “Brezilya’yı yeniyoruz ya, sıradan bir takıma yenilmiyoruz” derlerdi. Bu da her zaman taraftara teselli veren bir açıklamadır diğer takımlar için.

​Şimdi öncelikle bi kere, atanınız Haaland, kaleciniz Örjan Nyland’sa ve muhteşem iki kurtarış yaparak takımı ayakta tutarsa galip gelmeniz çok doğal bir hâle geliyor. Özellikle o yüksekten gelen topu parmak ucuyla dışarı çeldiği toptan bahsediyorum. Bir diğer konuda Ancelotti. Kendisi bugüne kadar istediği her kupayı gittiği her takımlarda almış bir adam. İlk defa bir milli takımın başına geliyor ve o geldiği senede Brezilya eleniyor. Brezilya eleniyo ve herkes şokta. İşin bir diğer acı tarafı Neymar’ın Milli takıma veda edeceği son kupada eleniyor Brezilya.

​Bundan sonra benim gönlüm Norveç’ten yana! Bakalım Norveç nereye kadar girebilecek kupada.”

Instagram Terapistleri: Bazı Reçetesiz Reçeteler

Platformlar sayesinde bir sıkıntımız yok gibi görünüyor. Peki, eğitim ve ahlak yönünden besleneceğimiz adres neresi?

​Aşırı bireyselleşmenin bizde doğurduğu sonuçlar neler?

​Toplumsal gelişime giden yolun başı olan kişisel gelişim, eğer tam anlamıyla temin edilemiyorsa; bizler içinde yaşadığımız toplumu neden sürekli eleştirip kınıyoruz?

​Doğru, etik, adalet, merhamet ve vicdan noktasında kendimizi ne derecede eleştiriyoruz?

​İğneyi kendine batırmayan bir birey, topluma neden sürekli çuvaldız batırır?

​Çok fazla soru sordum, değil mi? Sordum, çünkü önce temel sorulara yine net ve çok açık cevaplar vermemiz gerekiyor. Meseleyi sadece insan psikolojisinden kurarak toplum psikolojisini nasıl rehabilite edebiliriz ki?

​Sosyal medyada önüme sürekli psikolog videoları düşüyor. Allah’ım! Bu nasıl bir bilgi bombardımanıdır! Bugün seansı iki bin liradan başlayan terapiler Instagram’da bedava: İzle, dinle ve çöz her problemini… Öyle mi? Haydi oradan!

​Hepsini tabii ki kastetmiyorum; ancak %80’i, alınacak bir beğeni ya da isminin reklamını yapmak için türlü konular hakkında tavsiyeler verip duruyor. Bu durum şuna benziyor: İlaç firmaları bin kişi üzerinde deney yaparak ilaç üretirler, sonrasında milyonlarca kutu hapı dünyaya satarlar. Aynı öyle! Sonra bir vatandaş kalkar, doktora gitmeden, ilacı kullanan bir hasta yakınının tavsiyesi üzerine kafasına göre ilacı kullanır.

​E be kardeşim, belki sende o hastalık yok! Neden kafana göre alıp kullanıyorsun?

​İşte bizi, birtakım psikolojik hastalıklara sahip olduğumuzu düşündüren o videolar, postlar ve hikâyeler… Oysa psikoloji dediğimiz şey, zaman içinde sürekli değişen, evrilen düşünce ve davranışlarla dolu. Bundan daha doğal ne olabilir?

​Ancak şu Instagram’da inanın, mevcut psikolog videolarının çeyreği kadar bile sosyolog videosu yok. Neden? Çünkü varsa yoksa bizim psikolojimiz ve sağlığımız. Dünya toplumlarının insanları belki de tarihte hiç olmadığı kadar bireyselleşip yalnızlaştı. Bence artık şu kişisel gelişim geyiklerine bir ara verip, devletlerin insanlarını toplumca gelişimi destekleyen platform ve prensipler etrafında toplaması gerekiyor.

​Bir insan ne kadar gelişirse gelişsin; yozlaşmış, değerlerine yabancılaşmış, tek derdi konfor ve ekonomi olan bir toplumda nasıl huzurlu ve mutlu olabilir?

​Ortak bir ülküsü olmayan, sürekli “Dünya nereye gidiyor kardeşim?” sorusunu sorup sonra susan ümitsiz bir toplumun geleceğinin aydınlık olmasını kim, niye bekler?

​İş tamamen devlette. Bu iş halkı aştı artık!