Popüler psikolojinin instangram’daki yüzü

Platformlar sayesinde bir sıkıntımız yok gibi görünüyor. Peki, eğitim ve ahlak yönünden besleneceğimiz adres neresi?

​Aşırı bireyselleşmenin bizde doğurduğu sonuçlar neler?

​Toplumsal gelişime giden yolun başı olan kişisel gelişim, eğer tam anlamıyla temin edilemiyorsa; bizler içinde yaşadığımız toplumu neden sürekli eleştirip kınıyoruz?

​Doğru, etik, adalet, merhamet ve vicdan noktasında kendimizi ne derecede eleştiriyoruz?

​İğneyi kendine batırmayan bir birey, topluma neden sürekli çuvaldız batırır?

​Çok fazla soru sordum, değil mi? Sordum, çünkü önce temel sorulara yine net ve çok açık cevaplar vermemiz gerekiyor. Meseleyi sadece insan psikolojisinden kurarak toplum psikolojisini nasıl rehabilite edebiliriz ki?

​Sosyal medyada önüme sürekli psikolog videoları düşüyor. Allah’ım! Bu nasıl bir bilgi bombardımanıdır! Bugün seansı 3 bin liradan başlayan terapiler Instagram’da bedava: İzle, dinle ve çöz her problemini… Öyle mi? Haydi oradan!

​Hepsini tabii ki kastetmiyorum; ancak %80’i, alınacak bir beğeni ya da isminin reklamını yapmak için türlü konular hakkında tavsiyeler verip duruyor. Bu durum şuna benziyor: İlaç firmaları bin kişi üzerinde deney yaparak ilaç üretirler, sonrasında milyonlarca kutu hapı dünyaya satarlar. Aynı öyle! Sonra bir vatandaş kalkar, doktora gitmeden, ilacı kullanan bir hasta yakınının tavsiyesi üzerine kafasına göre ilacı kullanır.

​E be kardeşim, belki sende o hastalık yok! Neden kafana göre alıp kullanıyorsun?

​İşte bizi, birtakım psikolojik hastalıklara sahip olduğumuzu düşündüren o videolar, postlar ve hikâyeler… Oysa psikoloji dediğimiz şey, zaman içinde sürekli değişen, evrilen düşünce ve davranışlarla dolu. Bundan daha doğal ne olabilir?

​Ancak şu Instagram’da inanın, mevcut psikolog videolarının çeyreği kadar bile sosyolog videosu yok. Neden? Çünkü varsa yoksa bizim psikolojimiz ve sağlığımız. Dünya toplumlarının insanları belki de tarihte hiç olmadığı kadar bireyselleşip yalnızlaştı.

​İşte tam bu yüzden, artık şu kişisel gelişim geyiklerine bir ara verip, devletlerin insanlarını toplumca gelişimi destekleyen platform ve prensipler etrafında toplaması gerekiyor. Çünkü bir insan ne kadar gelişirse gelişsin; yozlaşmış, değerlerine yabancılaşmış, tek derdi konfor ve ekonomi olan bir toplumda nasıl huzurlu ve mutlu olabilir?

​Ortak bir ülküsü olmayan, sürekli “Dünya nereye gidiyor kardeşim?” sorusunu sorup sonra susan ümitsiz bir toplumun geleceğinin aydınlık olmasını kim, niye bekler?

​İş tamamen devlette. Bu iş halkı aştı artık!

Instagram Terapistleri: Reçetesiz Reçeteler ve Modern Ruh Sağlığı

Platformlar sayesinde bir sıkıntımız yok gibi görünüyor. Peki, eğitim ve ahlak yönünden besleneceğimiz adres neresi?

​Aşırı bireyselleşmenin bizde doğurduğu sonuçlar neler?

​Toplumsal gelişime giden yolun başı olan kişisel gelişim, eğer tam anlamıyla temin edilemiyorsa; bizler içinde yaşadığımız toplumu neden sürekli eleştirip kınıyoruz?

​Doğru, etik, adalet, merhamet ve vicdan noktasında kendimizi ne derecede eleştiriyoruz?

​İğneyi kendine batırmayan bir birey, topluma neden sürekli çuvaldız batırır?

​Çok fazla soru sordum, değil mi? Sordum, çünkü önce temel sorulara yine net ve çok açık cevaplar vermemiz gerekiyor. Meseleyi sadece insan psikolojisinden kurarak toplum psikolojisini nasıl rehabilite edebiliriz ki?

​Sosyal medyada önüme sürekli psikolog videoları düşüyor. Allah’ım! Bu nasıl bir bilgi bombardımanıdır! Bugün seansı iki bin liradan başlayan terapiler Instagram’da bedava: İzle, dinle ve çöz her problemini… Öyle mi? Haydi oradan!

​Hepsini tabii ki kastetmiyorum; ancak %80’i, alınacak bir beğeni ya da isminin reklamını yapmak için türlü konular hakkında tavsiyeler verip duruyor. Bu durum şuna benziyor: İlaç firmaları bin kişi üzerinde deney yaparak ilaç üretirler, sonrasında milyonlarca kutu hapı dünyaya satarlar. Aynı öyle! Sonra bir vatandaş kalkar, doktora gitmeden, ilacı kullanan bir hasta yakınının tavsiyesi üzerine kafasına göre ilacı kullanır.

​E be kardeşim, belki sende o hastalık yok! Neden kafana göre alıp kullanıyorsun?

​İşte bizi, birtakım psikolojik hastalıklara sahip olduğumuzu düşündüren o videolar, postlar ve hikâyeler… Oysa psikoloji dediğimiz şey, zaman içinde sürekli değişen, evrilen düşünce ve davranışlarla dolu. Bundan daha doğal ne olabilir?

​Ancak şu Instagram’da inanın, mevcut psikolog videolarının çeyreği kadar bile sosyolog videosu yok. Neden? Çünkü varsa yoksa bizim psikolojimiz ve sağlığımız. Dünya toplumlarının insanları belki de tarihte hiç olmadığı kadar bireyselleşip yalnızlaştı. Bence artık şu kişisel gelişim geyiklerine bir ara verip, devletlerin insanlarını toplumca gelişimi destekleyen platform ve prensipler etrafında toplaması gerekiyor.

​Bir insan ne kadar gelişirse gelişsin; yozlaşmış, değerlerine yabancılaşmış, tek derdi konfor ve ekonomi olan bir toplumda nasıl huzurlu ve mutlu olabilir?

​Ortak bir ülküsü olmayan, sürekli “Dünya nereye gidiyor kardeşim?” sorusunu sorup sonra susan ümitsiz bir toplumun geleceğinin aydınlık olmasını kim, niye bekler?

​İş tamamen devlette. Bu iş halkı aştı artık!

Batılı teorisyenlere.. / Paul Feyerabend

Batılı teorisyenlerin önerdikleri şeylerin er geç Batı sanayi devletleri ve resmi kurumlar tarafından kabul edileceği,oradan da ilk önce eğitime sonra da gelişme sürecinin sıkacağı umudundadırlar. Tıpkı ataları sömürge memurları gibi,düşüncelerinin iktidar gücüyle yürürlüğe sokmasından hiç vicdan azabı duymazlar. Fakat onlardan farklı olarak iktidar gücünü bizzat işletmezler; hatta tersine akılcılıktan, nesnellikten, hoşgörüden dem vururlar. Demem o ki sadece saygısız dünyadan bir haber ve sığ değil,aynı zamanda oldukça namussuz insanlardır bunlar(…) Batı düşünsel imalatlarının gerisinde yatan dev yanlışları ve gizli varsayımları saptamak zorundayız.

Fesleğenler de sinekleri kovamıyor artık..

 

Doğru ve yanlışın ayrımını artık vicdanların değil, kârların ve kazançların belirlediği bir dünyanın çocuklarıyız biz.

​Dünya ve yeryüzünün artık bambaşka şeyler olduğu, fakat herkesin yeryüzünde yaşadığı farklı dünyalarında yalnızca öğrenmenin ve öğrenebilmenin hevesindeki çocuklarız biz.

​İçimizdeki çocuk bizimle büyürken, bu gerçeği kabullenemeyenler de istemeyerek de olsa giderek çocuklaşırken, “Çocuk aslında neydi?” sorusuna cevap arayan çocuklarız biz.

​Savaşlarımız, barışlarımızdan kıymetliydi. Çoğu barış ise sahteydi. Barış diyen her dilin yaptığı, kendine benzemeyeni kışkışlamaktı. Umut hep yalan yere aranıyordu. Gerçek ise yapayalnızdı ve o gerçek insanı arıyordu. İşte o gerçekle tanışan talihlileriz biz.

​Sahi bu arada, “insan” neydi?

​Dünya’ya atılmış olan mı?

​Yoksa belli amaçlar için gönderilmiş olan mı?

​İşte bu noktada “Gönderilmiştir” diyenlerin, mükafatını verecek olanın kim olduğunu, kendi adının ne olduğunu bilenler kadar emin kullarız biz.

​Ve son olarak;

​Bizler her daim “Biz kimiz?” sorusunu soranlarız.

​”Biz kimiz?” sorusunu kırmızı çizgisi ilan edenleriz.

​Merhaba, Osman Erim.