Bizim buralarda bir fikri reddedilen insana ‘tecrübe kazanıyor’ denmez; ‘yazık, yine hayal satmış, aklı havada’ denir. Çünkü bizde esas olan ‘ağzımızın tadı kaçmasın, memur ol, garantiye al’ vizyonudur.
Düşünsenize, Jack Ma’yı KFC bile işe almamış. Bizim buralarda ‘zaten ne olacaktı ki’ muamelesi görürdü kesin. Ya da Reed Hastings’e Blockbuster’ın güldüğünü hayal edin. Sanki Netflix’i kurarken bizden bir akıl almışlar gibi davranırlardı. Steve Wozniak’ın ilk bilgisayar fikrini HP’nin reddetmesi mi? Tam bizlik vizyonsuzluk örneği, sanki kendi ayağına sıkmak gibi. Nintendo’nun Sony mühendisini diski konsol fikriyle geri çevirmesi ise adeta ‘iş bilenin, kılıç kuşananın’ ters tepen versiyonu. Ve Soichiro Honda’ya yapılan saygısızlık… Tamamen başarıyı sadece statüden ibaret görenlerin trajedisi.
Bir de melek yatırımcılar meselesi var. Fikirle gidince gözleri parlayan değil, tapu dairesindeki emlakçı edasıyla ‘Buradan dükkan çıkar mı, beton var mı?’ diyen bir kitleye anlatırsın derdini. Risk almak mı? Bizde risk almak, sadece kırmızı ışıkta geçmekle sınırlıdır; girişimcilik kalp spazmı yaratır.
Ha, arada mucizevi bir şekilde ‘Unicorn’ çıkaranlar da oluyor. Onlar da zaten bu sistemin bir parçası değil, şansa bala hayatta kalan edevi masallar gibi anlatılır. Yani anlayacağınız, bizim topraklarda vizyoner olmak, biraz fazla yorucu bir aktivite.

