Maaşlar ödeniyor, uçaklar kalkıyor, pilotlar dönüş yolunda Montella ve takımla gurur duyuyor; peki ya sahadaki gerçekler? Son dört maç, dört mağlubiyet ve koca bir hayal kırıklığı. İtalyan teknik direktör Mancini’nin Montella için “çok güzel iş çıkardığını düşünüyorum” demesiyle, Montella’nın uçaktaki iyimserliği, koca bir milletin sabrını artık tamamen tüketmiş durumda. Yerli bir hoca olsa çoktan kapının önüne konulacakken, bu ayrıcalıklı kredinin nedeni ne ve bu gidişata daha ne kadar seyirci kalınacak? Herhalde sıfır galibiyetle döndüğümüz zaman istifa edecek inşallah.
Bir Millet, İki Devlet”in Ötesi: Azerbaycan Rotasını Nereye Çeviriyor?
Çocukluğumdan beri bildiğim o “bir devlet, iki millet” mottosuyla büyüdüm. Azerbaycanlı kardeşlerimize duyduğumuz o derin sevgiyi kimse sorgulayamazdı, ama son yıllarda yaşananlar beni gerçekten düşündürüyor ve açıkçası biraz da şaşırtıyor. Azerbaycan ekonomik olarak geliştikçe sanki rotalarını tamamen Avrupa’ya kaydırdı. Mesela Birleşmiş Milletler’de Netanyahu’nun konuşmasını dinleyenlerin arasında Azerbaycan temsilcilerinin olması, o samimi dostluk mesajlarını benim için artık anlamsız kılmaya başladı.
Azerbaycan’ı halklar arasında sevmemizin sebebi, şarkılarının ve müziğinin kalbimizde bulduğu o derin yankıydı. Birçok müzik eseri halklar arasındaki kaynaşmanın sebebiydi, ama halkları bunun dışında bir araya getiren başka bir özellik yoktu; Devletler açısından en büyük bağ ise Türk ve Müslümanlık bizim mottomuzdu, ana ilkemizdi.
İşin enteresan yanı, dünyanın dört bir yanından Hristiyan, Katolik, farklı din ve mezheplerden insanlar bile, söz konusu insan hakları olduğunda Gazze zulmüne karşı bir araya gelirken, yüzlerce yıldır Müslüman olan bir ülkenin kendi inancına aykırı, ayrımcı tavır sergilemesi kabul edilemez. Mesela son aldıkları kararla okullarda tesettürü, kılık kıyafet kanununa aykırı diye yasakladılar. Bu gerçekten çok saçma ve anlamsız bir davranış. Şimdi bu ayrımcı davranışla kendi Türk ve Müslüman kimliğini yitirdiği gibi gibi bir hisse kapılıyorum dersem yanlış olmaz. İnşallah böyle bir şey olmaz da, ben yanılıyorum derim!
Reddedildim ve Bırakmadım” mı? Hadi Oradan!
Bizim buralarda bir fikri reddedilen insana ‘tecrübe kazanıyor’ denmez; ‘yazık, yine hayal satmış, aklı havada’ denir. Çünkü bizde esas olan ‘ağzımızın tadı kaçmasın, memur ol, garantiye al’ vizyonudur.
Düşünsenize, Jack Ma’yı KFC bile işe almamış. Bizim buralarda ‘zaten ne olacaktı ki’ muamelesi görürdü kesin. Ya da Reed Hastings’e Blockbuster’ın güldüğünü hayal edin. Sanki Netflix’i kurarken bizden bir akıl almışlar gibi davranırlardı. Steve Wozniak’ın ilk bilgisayar fikrini HP’nin reddetmesi mi? Tam bizlik vizyonsuzluk örneği, sanki kendi ayağına sıkmak gibi. Nintendo’nun Sony mühendisini diski konsol fikriyle geri çevirmesi ise adeta ‘iş bilenin, kılıç kuşananın’ ters tepen versiyonu. Ve Soichiro Honda’ya yapılan saygısızlık… Tamamen başarıyı sadece statüden ibaret görenlerin trajedisi.
Bir de melek yatırımcılar meselesi var. Fikirle gidince gözleri parlayan değil, tapu dairesindeki emlakçı edasıyla ‘Buradan dükkan çıkar mı, beton var mı?’ diyen bir kitleye anlatırsın derdini. Risk almak mı? Bizde risk almak, sadece kırmızı ışıkta geçmekle sınırlıdır; girişimcilik kalp spazmı yaratır.
Ha, arada mucizevi bir şekilde ‘Unicorn’ çıkaranlar da oluyor. Onlar da zaten bu sistemin bir parçası değil, şansa bala hayatta kalan edevi masallar gibi anlatılır. Yani anlayacağınız, bizim topraklarda vizyoner olmak, biraz fazla yorucu bir aktivite.
Yok öyle yağma..
Tamam herkes panik herkes kaygılı şu Korona’dan. Ayrıca hiç kimse ölmek istemiyor. Ya da ölecekler içinde kendinin de olma ihtimalini hesaplamaktan kaçıyor.
Zaten kim ölmek ister ki? Fakat ölüm hak. Yani insan aslında ölmek için doğmuyor mu? Ölene kadar olan bölümde yaptıklarının hesabını inandığı dinin yaratıcısına verebileceğini bilmiyor mu? E o zaman bu panik niye?
Dünyada milyonlarca Afrikalı çocuk açlıktan ölecek. Savaşlarda milyonlarca insan ölecek. Avustralya’da, Afrika’da ya da dünyanın bir çok bölgesinde çıkan yangınlarda milyonlarca hayvan ölecek. Ama siz hiç ölmeyeceksiniz mi sanıyorsunuz? Eğer ölmeyeceksiniz bu dünyada ne işiniz var? Ya da niye devletiniz sizi korusun ve bu virüsün yayılmasını engellesin istiyorsunuz?
Öyle yağma yok. Herkes paşa paşa ölecek. Herkes vakti geldiğinde sırasına göre gidecek bu dünyadan. Ve gittiği yerde ölümsüz olacak. Yani bu dünyada arzuladığınız fakat sahibi olamadığınız ölümsüzlük hakkını Allah size kendi ayarladığı mekanda sunacak. Ama sonsuz bir azap mı yoksa sonsuz bir keyif mi? Onuda size bırakarak. Bakın adil olmayan hiçbir şey yok. Valla biz yatıp böyle bir Allah’a sahip ve farkında olduğumuz için yine Rabbimize şükredelim..
Binnetice; Korona’nın sahibi de Allah..bizim sahibimizde. Şükredilecek olan da, korkulacak olan da, hayran olup tam teslimiyetle sevilecek tek güç o.




