Bu adam hem zeki,hem de duyarlı..Bravo Aamir!

Malûm Çin’de başlayan ve dünyayı etkisine alan corona virüs için tedavi araştırmaları tüm hızıyla devam ediyor. Bunun yanı sıra yardım kampanyaları da art arda geliyor. Son olarak Bollywood yıldızı Aamir Khan, daha önce duyurduğu kişi başı 1 kilogram un yardımını almaya gelenlere paket içinde 15 bin rupi (1375 Türk Lirası) dağıtmış. Bir kiloluk unu yetersiz bulanlar yardıma ilgi göstermedi. Bu sayede de Aamir,gerçek ihtiyaç sahiplerine, un torbası  görünümlü nakdi yardımları ulaştırmış oldu. Büyük adamsın Aamir!

Gerçek sanatçı kendini her alanda belli ediyor işte..

Dostum, sanırım yakında kazanacağız..

Sevgili Lev Nikolayeviç

Umarım keyfin iyidir. Biz hayattakiler yani yaklaşık 3 milyar insan, tüm zamanların en hızlı yayılan salgını olan Koronayla mücadele etmeye devam ediyoruz. Tabi güzel gelişmeler de var. Seninde haberim oluyordur. Bilim insanları ilaç ve aşı için harıl harıl uğraşmaya devam ediyor. Bu uğraşılar sonucunda ümmin plazma tedavisi,bir çok yönteme göre daha başarılı çıktı. Yani bu tedavi bizler için tam manasıyla bir umut ışığı.. Çok şükür bizimkiler de önemli sonuçlar almaya başladılar.

Dünyada bir çok devlet salgının önüne geçmek için mücadele ederken, salgının ekonomik sonuçlarını kimse şuan kestiremiyor. “Dünyada hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” iddiasına,toplumların %80 i katılıyor artık. Fakat yeni dünya sistemi ve bu düzeni kim kontrol edecek belli değil. Şuan bu konuda en çok adı geçen devlet, tabiki Çin devleti. Sana haberler ne kadar ulaşıyor bilmiyorum ama,Çin, halkı üzerinde yeni bir sistem kurmaya çalışıyor. Yani tek tip vatandaş profili yaratmak adına tüm insanlarını tek tek takip ediyor. Ülkede 200 milyon kamera sistemi var. Vatandaşına kurallara uyarsa iyi puan, kötü ve zararlı davranışlar gösterirse kötü puan vererek prototip vatandaş muamelesi çekiyor. İyileri mükâfatlandırma kötüleri cezalandırma gayreti içine girmiş senin anlayacağın. Yani tamamen kendine tabi robotlara dönüştürme derdinde insanlarını. Ne kadar acı değil mi? Üstelik Çin, bu sistemi önce kendi ülkesinde sonra da tüm dünyada yayarak uygulatmak istiyor. Bilmem tanırmısın, bizim rahmetli Mısıroğlu hoca 2015 te şöyle bir iddia ortaya atmıştı. ( Allah rahmet eylesin ) “2020’de Amerika gerilemeye başlayacak. Küresel sermayenin sahipleri Evangelistler, Çin’i yeni süper güç yapacaklar” Valla ne yalan söyliyim Çin’in sadece 10 yılda böyle büyümesi bana muazzam korkutucu geliyor dostum. Ve sanırım Mısıroğlu hakkı çıkacak. Çin Dünya’nın yeni sahibi olma hevesine çoktan kapılmış. Allah sonumuzu hayretsin..

Bir mevzu daha var havadislerimin içinde. O da Eski ünlü bir mankenin 8 yaşındaki oğlunu kaybetmesi. Eee ne var bunda? diyeceksin şimdi sen. Ama bir dur! gerisini anlatayım.Cennet’e yani sizin oraya gelen yavrucağa toplumca çok üzüldük. Tabi bu üzüntünün kaynağının içinde,vefat eden meleğin annesinin ve babasının ünlü olması da yatıyor. İnsan tanıdığı bildiği insanları kaybedince çok daha fazla üzülüyor. Hele bu bir çocuk olursa..

Tabi sanat, sosyete camiası bu ünlü anneye baş sağlığı dileklerini sunuyor sosyal medyadan. Biz halkta bu üzüntüye daha fazla ortak oluyoruz doğal olarak. Başkasının derdiyle dertleniyoruz bu şekilde. Sen halâ merakla bekliyorsun mevzuyu nereye getireceğim konusunda değil mi? Bekle az kaldı..

İşte bu vefattan sonra aklıma, anası babası ünlü ve saygın olmayan sıradan insanların çeşitli sebeplerden ölen ya da öldürülen çocukları geliyor. Sonrada onlar için bu çocuktan daha fazla üzülmediğimi farkediyorum. Yani demek istediğim dünyanın dört bir tarafında her gün açlıktan,savaşlardan, bakımsızlıktan, hastalıktan binlerce çocuk ölmesini çok kanıksamışım. Tabi bir tek ben değil tüm toplum bu halde.. Bir şekilde düzenli olan herşeye alışıyor ya da alıştırılıyoruz biz insanlık. Tabi sen ve senin döneminde yaşayan hiç kimse, bu sosyal medya denilen, insanı asosyal hale getiren medya ile tanışmadınız. Bu konuda çok şanslısınız ne yalan söyleyeyim. Sürü psikolojinin altını çağını yaşayan günümüz insanlığı,artık çok hazırcı ve önüne koysan tüketen bir canavara dönüştü. Sorgulama, hayatın sırlarını aramak gibi erdemler falan, artık sizin dönemlerinizde kalan nostaljik güzel gayretlerdi. Toplumları kontrol eden güçlerin bile artık kontrolü sağlamakta yetersiz kaldığı dönemler bu dönemler.

Başkasının derdiyle dertlenmemiz için yönlendirilmeye ihtiyaç duyuyoruz. Çünkü artık bunu tek başına yapabilecek bir kalbe ve şuura sahip değiliz.

Neyse.. Daha fazla anlatıp canını sıkmayayım. Sen bu dünya için yeterince kafa patlatmış olan bir adam olarak, görevini zaten bu dünyada yaşadığın anlarda hakkını vererek yapmıştın. Allah razı olsun dostum. Umarım cennettesindir. Ve keyfin yerindedir. Ben kendi adıma, arkanda bıraktığın çok anlamlı ve değerli hikâyelerle,gönül zenginliğimize yaptığın tespit ve ettiğin tavsiyeler için teşekkür ediyorum. Oradaki tüm değerli büyüklerime çok selamlarımı ilet lütfen. Görüşmek üzere..

Nur içinde yat Lev Nikolayeviç..

Korona deyince güven verenler..

Korona muhabbetine artık her akşam haber kanallarına dadanmış vaziyetteyim. Son 15 günde en az 30 prof ya da Doç Dr tanımış oldum. Tabi ilk başta hastalık çok çok bilinir olmadığı için doktorlarda kendi aralarında ufak tefek görüş ayrılıklarına düşmüştü. Fakat akabinde Bilim kurulunun hükümetçe kurulması ve yine kontrolü ele almasıyla bir panik havasına girilmemiş oldu.

Tabi yine bir zaman sonra işin içine siyaset bulaştı. Ve muhalif tarzda mevzuya bakan sağlıkçılar hükümeti ve bilim kurulunu yoğun bir şekilde eleştirmeye başladılar. Fakat buna rağmen bilim kurulu üyelerinin olgunluğu, ve polemiklere dahil olmaması çok önemliydi ve bunu başardılar.

İşte bu çok değerli bilim kurulunun içindeki iki isim bir tık daha ön plan çıktı ekranlarda. Tabi bu benim fikrim. Bu isimlerden ilki PROF DR İlyas Dökmetaş diğeride PROF DR Ateş Kara..

Bu iki isim gerçekten çok sabırlı bir şekilde hem sakin hem de güleryüzlü tavırları ile halka çok güzel mesajlar verdiler. Kibar ve beyefendi oluşlarına net ve objektif yorumlarınıda ekleyince izleyicilerin güvenini kazandılar.

Bu iki isme bir isim daha katmam gerekirse o da PROF DR Mehmet Ceyhan olur. Gerçekten o da çok gerçekçi ve net cevaplarıyla saygı duyulan bir bilim insanı olmayı başardı kamuoyunda.

Her ne kadar yüzü bir İlyas hoca ya da Ateş hoca güleryüzlü olmasa da gerekli güveni ve saygınlığı sağlayabildiği için çok önemli bir figür oldu.

 

Korona günlüklerine devam..

 

 

Sevgili Lev Nikolayeviç

Keşke kalkıp şu dünyanın içine düştüğü aciz hali görebilseydin! Sana bir önceki mektubumda bahsetmiştim korona virüsünden. Son iki haftada bilim insanları epey fikir sahibi oldular bu illet hakkında. Ortaya 4 madde koydular. Dediler ki: Lüzumsuz gereksiz evden dışarı çıkmayın. Çıkarsanız da kalabalık yerlerde dolaşmayıp, insanlarla en 1mt uzakta kalın. Ve hapşırma ve öksürme sırasında etrafa damlacık ve tükürük saçmayın. En önemlisi elinizi sık sık dezenfekte edin. Su,sabun,kolonya vs..

Gel gör ki bu üç madde cağımız insanına öylesine zulüm, öylesine zor geldi ki inanamazsın.

E haliyle vaka sayısı ve buna bağlı gelişen ölümlerde pik yaptı. Dünyada 15 bin. Bizde ise 75 varandaş bu virüs nedeniyle hayatını kaybetti. Avrupayı hele hiç anlatmayayım! Önünü alamadıkları virüsün etkilerini 2.dünya savaşından beri hiç bir olayda, böylesine derinden hissetmemişlerdi. Teknoloji de ve teknikte muazzam yol kateden Avrupa, sağlık hizmetlerine hiç yatırım yapmamalarının bedelini çok ağır ödüyorlar. Tüm dünya bu virüse etkili bir aşı bulundu haberini bekliyor her gece Tv’de, haber bültenlerinde..

Dünya yeniden şekilleniyor sevgili dostum. Savunma sanayi,eğitim sağlık ve iletişim stratejileri yeniden belirleniyor. İnsanlık gelecekle ilgili beklentilerini azaltmaya hazırlanıyor. Evet belki sizin zamanlarınızda da yine salgınlar vardı. Fakat böylesine hızlı yayılmıyordu. Tabi ki ulaşım koşulları bunda etkili en başta. Bugün dünyanın bir noktasında bulaşıcı virüs kapan x vatandaş, bu hastalığı 4 ay’da tüm dünyaya bulaştırabiliyor. Bu hastalık konusunda Çin,dünya için en büyük tehdit durumunda. Bu ufak tefek insanların bulduğu her b*ku yemesi sebebiyle tüm dünya bu milletten korkar oldu. Bir de öyle böyle değil bit gibi üremeye devam ediyorlar. Sayıları neredeyse 2 milyar! Olacakları var sen düşün! ( Bu arada Çin ve Hindistan dünyanın neredeyse yarısını oluşturuyorlar. Dünya nüfusuysa 8 milyar oldu. )

İşte böyle sevgili Lev Nikolayeviç. Gündem her saat başı Korona virüs,ve tüm insanlık hayatta kalmanın hesabını günde en az bir kere yapıyor.Anlayacağın herkes Korona günlüklerine devam ediyor. Umarım sen orada rahatsındır. Sağlıcakla kal sevgili dostum..

 

Korona gündeminde aklıma düşenler..

Alex de Souza.. Kimine göre Türkiye’de Fenerbahçe’ye gelmiş en büyük yabancı futbolcu. İşte bu bakış açısına sahip taraftar,Alex’in heykelini yaptırıp İstanbul’da bir meydana diktirmişti. İşte o heykelde Korona’dan payını aldı. Salgına dikkat çekmek isteyen taraftar, Alex’in heykeline maske takmış. Bu eylemi gerçeklestirenlere teşekkür etmek lazım. Çünkü bu hastalığa karşı alınacak tedbirleri hatırlatmak için sürekli yeni farkıdalıklar geliştirmek lazım. Bu arada Alex de Souza’da kendine dikkat etsin. Heykeli koruyan bir maske ve binlerce taraftar var ama kendi hayatında korunma görevi elbette kendisinin..

Alex heykeli

****

Son bir kaç gündür TV de ve haber kanallarında can sıkıntısından kendini sokağa atan yaşlı haberlerine denk geliyorum. Yarı tevekkül yarı kadercilik anlayışıyla ortalarda boş boş gezen ihtiyar amcalar.. Çoğu olayın ciddiyetinin farkında. Fakat bir kısmı da “fütursuzca” ve kasti olarak sokağa çıkmaya devam ediyor. Gençler bunu bir cehalet olarak niteliyor. Fakat bence mevzu cahillik ya da eğitimsizlik değil. Asıl mevzu yaşlı insanların şu hayatta görüp geçirdiklerinden sonra hedefsiz ve planlamasız yaşamaları. Yaşlılığın getirdiği mantıkla hiç bir kurala ve prensibe uyma zorunluluğu hissetmemeleri.. Bu hissiyat da hayatları boyunca her türlü kurala ve prensibe uymaktan yorulmuş olmaları. Hatta öyle ki ölümden bile korkmaz oluyorlar. Çünkü yaşlılığın başında ölüme hazırlık sürecini yaşamaya başlıyorlar. 80 yaşına gelmiş bir büyüğünüze ” sakın dışarı çıkma,bak ölürsün” deseniz bile bu onlarda hiç bir etki yapmaz. Çünkü onlar ölümü her gün her saat beklerler. Hatta ciddi sağlık sorunları çeken yaşlılar, kafalarında ölmeyi arzu ederler. Çünkü ağrılar içinde ve kendisini anlamadığını düşündüğü çocuklarının gözünde sanki atılmış ve değersizmiş gibi hissederler. Bu sebeple onlara çıkarsan hasta olursun yerine, ” bak salgına yakalanırsan torununa ve bize de bulaştırırsın. Böyle olsun istemiyorsan evde kal” demek daha mantıklı ve işe yarar bir davranış biçimi..

****

Fahrettin Koca’nın başlattığı sağlık personeline teşekkür mahiyetinde başlayan balkondan alkış desteği, ikinci gününde de ilk günden daha büyük bir katılımla gerçekleşti. Tabi teşekkür sağlık mesleği ile uğraşan tüm fertleri onore etti. Bakan Koca halka teşekkür etti ve devamının gelmesini istedi. Bu alkış desteği benim aklıma yeni bir fikir getirdi. O da şu: madem bu alkış eylemi çok etkili oldu. O zaman bu alkışı evde kalmayı başaran ihtiyarlarımız içinde yapabiliriz. Herkes saat yine tam 21:00 da ailenin en büyüğünü balkona çıkarıp alkışlayabilir. Böylece onlarda kendilerini değerli hissederler. Çünkü yaşlı insanlar kendilerinin işe yaramaz olduklarına inandırırlar kendilerini. Ayrıca bu hafta yaşlılara haftası. Tam da onları onore edeceğimiz bir zamana denk geldi. Bence yapalım bu yaşlılara alkış eylemini. #dedemealkış ve #ninemealkış hashtag’lerini kullanabiliriz bu eylemde..

 

****

TV tartışma programlarında korona virüs öyle derinlemesine irdeleniyor ki seyreden herkes bir zaman sonra rahatlıkla korona uzmanı olabilir 🙂 Her gün yeni bir iddia ve öneri sunuluyor bu programlarda. Hatta bazen öneriler ve tedbirler çakışabiliyor bir gün önceki bilgiyle..

Bugün hiç duymadığım bir bilgiye denk geldim. O da şu: Burun mukozası Korona’nın burnumuzdan kolayca geçerek hücrelere ulaşmasına neden oluyor dedi Doktor Mustafa Hasöksüz. Yani burun açıcı tuzlu suları kullanmayın dedi. Şimdi sizin aklınıza “sümüklü mü gezeceğiz sokakta?” sorusu gelmiştir. Elbette gezmiycez. Fakat derinlemesine temizlemeyeceğiz bu mantıkla. Bu öneri benimde kafama yattı. Burnunuza tuzlu su çekin önerisi benim için geçersiz artık. Ha gece yatmadan yani evde rahat bir uyku için kullanılabilir o ayrı. Ama özellikle dışarıda bir miktar mukoza ile gezmekte bir sıkıntı olmaz bence..

 

 

 

 

 

O güzel adamların hepsi o güzel atlara binip gitmemiş meğer..

Şüphesiz son iki ay’ın en gündem ismi o. “Koca bir babayiğit adam” diye tarif ettiğimiz, taraflı tarafsız herkesin takdir ettiği ilk bakan belki de o.

Liyakat sahibi olmanın ne kadar önemli bir şey olduğununu bize bir kere daha gösteren harbi “adam gibi adam”.. ( Övgüleri sonuna kadar hak ettiği için kurdum yukarıdaki tüm cümleleri )

Fahrettin bakanımız aynı zamanda 2017 Türkiye anayasa değişikliği referandumu ile kabul edilen değişiklikler neticesinde Türkiye Cumhuriyeti Anayasası gereği yapılan 2018 Türkiye genel seçimleri sonrasında tarihinde ilk kez tamamı TBMM üyesi olmayan kişilerden oluşan Bakanlar Kurulu’na, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Sağlık Bakanı olarak atanan isim. Başkan Erdoğan’ın ne kadar isabetli seçimler yaptığının bir çok kanıtından biri o..

 

2020’ye girdiğimizden beri üst üste gelen bir çok üzücü olayda bakanlar,hep bir adım öne çıktılar aldıkları sorumluluklarla. Başta savunma bakanı Hulusi Akar yine İçişleri bakanı Süleyman Soylu. Milli eğitim bakanı Ziya Selçuk. Sonra Çevre ve şehircilik bakanı  Murat Kurum ve tabi ki Fahrettin Koca,haber kameralarının sürekli takip ettiği isimlerdi.

Tepeden inme ve liyakat sahibi olmayan isimlerin kukla gibi ortalarda gezindiği dönemlerin Türkiye’ye ne kadar zarar verdiğini bir düşünün şimdi. Siyasetin gölgesinde kaybolan bakanlık makamı, başkan Erdoğan’ın cesur kararı sayesinde hakettiği itibar’a kavuştu böylece.

Tamam artık hepimiz Bakan Koca’yı biliyoruz. Fakat kim olduğu hakkında hiç merakınız kabarmadı mı?

Valla ben bugün merak ettim ve kimdir Fahrettin Koca kimdir? diye baktım Google’a. Bakan Konya’lı öncelikle. Evli ve dört çocuk sahibi. İlk ve ortayı Konya’da liseyi ise Bursa Erkek lisesinde okumuş. Akabinde İstanbul Tıp fakültesinde okumuş üniversiteyi. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı’nda tamamlayarak 1995’te Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı olmuş. Çeşitli sağlık kurumlarında hekimlik ve medikal direktörlük görevlerinde bulunmuş.

Kurucu başkanı olduğu Türkiye Eğitim Sağlık ve Araştırma Vakfı (TESA) tarafından 2009 yılında kurulan İstanbul Medipol Üniversitesi’nin Mütevelli Heyeti Başkanlığını yürüttü. Türk Pediatri Kurumu, Pediatrik Metabolizma ve Beslenme Derneği, İstanbul Ticaret Odası (İTO) Sağlık Meslek Komitesi, Özel Hastaneler Sağlık Kuruluşları Derneği (OHSAD) üyelikleri bulunuyormuş.

Aynı zamanda Dış Ekonomik İlişkiler Konseyi (DEİK) Eğitim Komitesi İş Konseyi Başkan Yardımcısı, Vakıf Üniversite Hastaneleri Derneği’nin Başkanı ve Hizmet İhracatçıları Birliği Sağlık Hizmetleri Komitesi Başkanıymış.

Yani Bakanın kariyerinde bulunmayan bir pozisyon kalmamış anlayacağınız. Bu diğer bakanlar içinde geçerli aslında. Hepsi de alanında en üst düzeyde bulunan isimlerden seçilmiş.

Bakan Koca’yı çok sevmemizin nedeni kariyeri değil kesinlikle. Halkın önem verdiği konuların başında Koca’nın basınla arasını çok iyi ayarlaması, siyasi polemiklerden kaçınması, çalışkanlığı ve de mütevaziliği geliyor.

Şimdi bu kadar ovunce bakanı nazar konusu geldi aklıma. Bizim millet övgüyü de yergiyi de çok uçlarda yapar. Umarım nazarımız değmez bakanımıza. Allah ona da sağlık afiyet versinde eksik olmasın başımızdan. Rabbim şu Korona denilen musibeti başımızdan aldıktan hemen sonra, şöyle uzun bir tatile çıkarsa bakan, eminim kimse gık demez. Çünkü sonuna kadar hak etmiş olur..

 

-Tevfik Sadi

Yok öyle yağma..

Tamam herkes panik herkes kaygılı şu Korona’dan. Ayrıca hiç kimse ölmek istemiyor. Ya da ölecekler içinde kendinin de olma ihtimalini hesaplamaktan kaçıyor.

Zaten kim ölmek ister ki? Fakat ölüm hak. Yani insan aslında ölmek için doğmuyor mu? Ölene kadar olan bölümde yaptıklarının hesabını inandığı dinin yaratıcısına verebileceğini bilmiyor mu? E o zaman bu panik niye?

Dünyada milyonlarca Afrikalı çocuk açlıktan ölecek. Savaşlarda milyonlarca insan ölecek. Avustralya’da, Afrika’da ya da dünyanın bir çok bölgesinde çıkan yangınlarda milyonlarca hayvan ölecek. Ama siz hiç ölmeyeceksiniz mi sanıyorsunuz? Eğer ölmeyeceksiniz bu dünyada ne işiniz var? Ya da niye devletiniz sizi korusun ve bu virüsün yayılmasını engellesin istiyorsunuz?

Öyle yağma yok. Herkes paşa paşa ölecek. Herkes  vakti geldiğinde sırasına göre gidecek bu dünyadan. Ve gittiği yerde ölümsüz olacak. Yani bu dünyada arzuladığınız fakat sahibi olamadığınız ölümsüzlük hakkını Allah size kendi ayarladığı mekanda sunacak. Ama sonsuz bir azap mı yoksa sonsuz bir keyif mi? Onuda size bırakarak. Bakın adil olmayan hiçbir şey yok. Valla biz yatıp böyle bir Allah’a sahip ve farkında olduğumuz için yine Rabbimize şükredelim..

Binnetice; Korona’nın sahibi de Allah..bizim sahibimizde. Şükredilecek olan da, korkulacak olan da, hayran olup tam teslimiyetle sevilecek tek güç o.

 

Biz de evdeyiz işte..Naapcan?

 

 

Sevgili Lev Nikolayeviç

Biliyorum bana kızıyorsun. Uzun zamandır yazamayışıma ifrit oluyorsun. Ama inan bilerek ihmal etmedim seni. Web sayfamı teslim ettiğim el değişti. O değişim sırasında da ufak tefek sorunlar sebebiyle de yazamadım.

Neyse..

Kardeşim, bir bilsen ne haldeyiz. Panik havası etiketiyle Kovid-19 adında tüm dünyada toplumları kendine esir eden bir virüs’le uğraşıyoruz. Yalnız enteresandır bu salgının yaygarası virüsten daha hızlı ilerliyor. Dolasıyla tüm devletler virüsten çok bu panik atakla uğraşıyor. Bir de şu aşı meselesi var tabi. Bir aşı’yı bulmak zor değil dostum. Aşı’yı dünyaya yettirmek zor. Çünkü üretim aşaması uzun sürüyor. Bu bulaşıcı hastalıkların en babalarıyla sizin toplumlarınız uğraşmıştı biliyorum. Ki senin validen de tüberküloz’dan vefat etmişti yanılmıyorsam. Sonra sende ciğerlerinle ilgili sorun yaşayıp, ayrılmıştın aramızdan. İşte bu Kovid-19 sizin dönemdeki virüsler kadar kuvvetli olmasa da, yaratılan korku iklimi ve bilinçsizlikle, tüm hayatı olumsuz etkiliyor.

Bu arada seninkiler de bu korona virüsle mücadele konusunda fena sayılmaz dostum. Ama kimse kusura bakmasın bizim devlet, dünyada bu virüsle en iyi mücadele eden örnek devlet konumunda..

Ama gel gör ki, Avrupa’da ki bir kaç devlet bu salgını hafife aldığı için ciddi bedeller ödüyor dostum. Başta İtalya ve İspanya bundan nasibini aldı. Bir de Ortadoğu’da İran var tabi. İran neredeyse İtalya’yı yakalayacak, ölüm konusunda..

Başka anlatacak ne var? diye soracak olursan valla bi halt yok dostum. Mektubumun en başında da belirttiğim gibi, TV ve sosyal medya bu salgını koca bir yaratığa dönüştürme derdinde. Sanki Korona karımız/kocamız olmuş, beraber yatıyor beraber kalkıyoruz.

Daha detaylı bilgilere, Korona sebebiyle sizin oraya intikal etmiş yaklaşık 8 bin merhum’dan ulaşırsın artık..

 

Fesleğenler de sinekleri kovamıyor artık..

 

Doğru ve yanlışın ayrımını artık vicdanların değil, kârların ve kazançların belirlediği bir dünyanın çocuklarıyız biz.

​Dünya ve yeryüzünün artık bambaşka şeyler olduğu, fakat herkesin yeryüzünde yaşadığı farklı dünyalarında yalnızca öğrenmenin ve öğrenebilmenin hevesindeki çocuklarız biz.

​İçimizdeki çocuk bizimle büyürken, bu gerçeği kabullenemeyenler de istemeyerek de olsa giderek çocuklaşırken, “Çocuk aslında neydi?” sorusuna cevap arayan çocuklarız biz.

​Savaşlarımız, barışlarımızdan kıymetliydi. Çoğu barış ise sahteydi. Barış diyen her dilin yaptığı, kendine benzemeyeni kışkışlamaktı. Umut hep yalan yere aranıyordu. Gerçek ise yapayalnızdı ve o gerçek insanı arıyordu. İşte o gerçekle tanışan talihlileriz biz.

​Sahi bu arada, “insan” neydi?

​Dünya’ya atılmış olan mı?

​Yoksa belli amaçlar için gönderilmiş olan mı?

​İşte bu noktada “Gönderilmiştir” diyenlerin, mükafatını verecek olanın kim olduğunu, kendi adının ne olduğunu bilenler kadar emin kullarız biz.

​Ve son olarak;

​Bizler her daim “Biz kimiz?” sorusunu soranlarız.

​”Biz kimiz?” sorusunu kırmızı çizgisi ilan edenleriz.

​Merhaba, Osman Erim.