Ömer hocayı nasıl bilirdiniz?

ÖMER HOCAYI NASIL BİLİRDİNİZ?

Ömer hocayı severmiydiniz?

Ben çok severdim.( En çok Allah için ) Kalbi yumuşacık,efendi, çok bilgili,liyakatli ve hitabeti çok etkileyici bir din adamıydı o..

Her ilahiyatçı din adamı gibi, en çok Allah’tan ve dininden bahsederdi. İşi buydu. Fakat Ömer hoca diğer din adamlarından bir iki yönüyle ayrılıyordu. O ayrılma da, bilgide değil, üslup olarak oluşan bir farklılıktı. Ömer hocanın dini konularda anlattığı hadisler ve rivayetlerle, içindeki yoğun Allah sevgisi ve korkusunu izleyiciye bir şekilde geçirirdi. İzleyici derken, tabiki iman derecesi kendisiyle eşdeğer olan müslümanlara..

Yoksa Ömer hoca, kimliğinde islam yazan ve “elhamdülillah müslümanım” demekten başka, hiç bir amelde bulunmayan müslümanlar için pek keyifle izlenilecek bir profil değildi. Çünkü hoca, bu kesimin hiç hissedemeyeceği bir üslupla ve duyguyla konuşurdu. Çok ağlardı hoca. Gözyaşı ve burun akıntısı hiç rahat durmazdı. Akan gözyaşları için hep bir mendil taşırdı ceketinin cebinde. Kimileri onu çok ağlar diye sevmezdi. Bu yönüyle Hatipoğlu hocaya benzetilirdi. Fakat bence alakası yoktu. Çünkü Hatiploğlu hoca ağlamazdı. Döngeloğlu ise sanki bir çocuk gibi ağlardı. Ömer hocanın hakkında falsolu hiç bir haberede denk gelmemişsinizdir. Çünkü yoktur. Ve yine bu yüzdende hiç bulunamamıştır.

Ben hocayı gençliğimden beri bir tek kanal 7 ekranlarında görmüşümdür. Yani o,öyle kanal kanal gezen bir yapıda olmadı hiç. Kitlesi az ama Öz’dü gerçekten.

Siz şimdi bana şöyle sorabilirsiniz: “Sen bu hocayı her zaman oturup izlermiydin?”

Ne yazık ki bu soruya cevabım hayır. Ne yazık ki diyorum çünkü, bende hocanın sahip olduğu iman seviyesinde değildim. Anlayamayışım bundandı. Bu sebeple belli bir zaman sonra sıkılır, kanal değiştirirdim. Ömer hoca’yı anlayamayışımızı küçük bir örnekle anlatayım size..

Opera sever misiniz meselâ? TV de ya da bir radyo kanalında denk gelseniz, oturup kaç dakika izler ya da dinlersiniz?

Hiç değil mi?

Ama opera denilen sanatsal faaliyete saygınız vardır. Çünkü operadan hiç anlamasanız da hatta hiç hasetmesenizde, onu seven kendince ayrıcalıklı bir kitlenin takip ettiğini ve sevdiğini bilirsiniz.

İşte Ömer hoca’da, islamı bir yaşam sanatı olarak değerlendiririrsek, İslam’ın operasını yöneten şefti diyebiliriz. ( Teşbihte hata olmaz umuduyla )

Ömer hoca aynı zamanda, Kanal 7’nin demirbaş hocalarındandı. Nursaçan ve Akşit hoca gibi.. Ama onlardan daha yumuşak ve daha duygusal bir insandı.

Hadis bilgisi muazzamdı. Samimiyeti tamdı. Gereksiz lüzumsuz hiç bir konu hakkında konuşmaz. Yalnız Allah’ı ve peygamberin kelamlarını aktarırdı. Döngeloğlu o kadar Allah’a ve işine bağlıydı ki gayrimüslimlerin içinde barınan islam düşmanları bile onunla uğraşmadı. Belki de Allah korudu onların zehirli iftira ve yalanlarından..

Ve işte bu kıymetini bilmediğimiz Ömer hoca, bugün hak’ka kavuştu. O çok sevdiği ve aynı zamanda korktuğu Rabbine. Ölüm herkese farklı bir yerden gelir ya hani. Ona da Korona virüsle geldi. Hastalık sebebiyle ekranlarda da görünmüyordu. Çünkü hastanede müşahede altında tutuluyordu. Bu sebeple bir takım İslam muhalifi sosyal medya, hoca ekrana çıkmadı diye, kovuldu yalanı bile uydurdular. Yine kimi medya, halkın Döngeloğlundan bıktığı, bu sebeple Karataş hocayı istiyor diye haber yaptılar.

Hocaya Allah’tan rahmet, kederli ailesine sabırlar diliyorum. Döngeloğlu hoca 1968 doğumluydu. Yani ülkede yaşam ortalamasının çok altında. Şimdi ona kimileri ” çok erken gitti” falan diyecekler. Ama tabi bu yanlış bir mantık İslam’a göre. Çünkü zaman yalnız biz ölümlüler için var. Eğer bir ölüm gelmişse mutlaka takdiri ilahinin emriyle gelmiştir. Yani hiç bir ölüm ne erken ne geç ne de zamansız gelmez..

Tabi şimdi hocanın vefatı sebebiyle sosyal medyada yorum yapanlara bakıyorum. Siyasilerin bir çoğu başsağlığı dilemiş. Tabi dini yayın yapan TV ve sosyal medya hesaplarıda var iyi dileklerini paylaşan. Fakat popüler sanatçılar pek haberdar değiller gibi geldi bana. Gerçi haberdar oluncada, ne kadar paylaşım yaparlar orası da meçhul..

Fakat beni çok şaşırtan bir isme denk geldim bu gece, hocayı anan.. Onuda söylemeden geçemeyeceğim. O isim belki sizde şaşıracaksınız ama, Ajda Pekkan’ın ta kendisi.

Ajda Pekkan

Şimdi bu ismin Ajda Pekkan olmasına neden şaşırdım, onu anlatayım..

Bizim ülkemizde biliyorsunuz son dönemlerde ilahiyatçı din adamları pek sevilmez oldu.Siyasetin çirkin yüzü de olnlari belli saflarda konumlandırdı. Ya da bunu yapmaya zorladı Yaptıkları her hareket, attıkları her adım takip edilir. Eğer bulunursa da canına ot tıkanır. Hocaların insan olduğu unuturlurcasına ,hataları günlerce dillendirilir! İtibarsızlaştırılmaya çalışılır. Sanatçı, politikacı, hakim, avukat, öğretmen günah işler ama, dinle uğraşanlar en ufak hata yapamaz diye düşünülür. Oysa ki günahlar ve hatalar insanlar için vardır. Allah, ilahiyatçıların kalbini mi yıkadı da ( Hz Muhammed gibi ) hiç günah işlemeyeceklerine hükmetti?

Toplumun din adamlarına böyle acımasızca saldırmaları, aslında kendi günah ve hatalarını ört bas etme çabasından başka bir şey değildi. ” Bak din adamı ama, ne günahlar işliyor” demekle rahatlayan milyonlarca müslüman var bu ülkede. Elbette ki din adamlarının sorumluluğu kat be kat fazladır sıradan bir müslümana göre. Fakat bu durum onların itibarsızlaştırılacağı eleştirelere kaynak oluşturamaz.

İşte Ajda Pekkan bu garip kitleden kendini sıyırarak, hiç bir ideolojik ve siyasi etki altında kalmadan,bir paylaşım yaptı ınstagramın’dan. Hocaya rahmet, yakınlarınada baş sağlığı diledi. Ne mutlu Ajda Pekkan’a ki , Ömer hocanın ne kadar iyi bir insan olduğunu kavramış yaşarken..

Hatta bu taziye ile de yetinmeyip hocanın hayvan haklarından bahsettiği bir videosunu da paylaşmış. Pekkan’ın bu yaptığı güzelliği yapabilecek çok az star vardır bu ülkede inanın!

Neyse çok uzattım.Hoşcakal Döngeloğlu hoca. Mekanın cennet, kabrin nur olsun..

Şu anda İtalya’da ki en iyi şey bu kız..

Devrim SOYLAR..

Son bir haftadır ekranlarda, özellikle Haber ekranlarında son derece pozitif ve güleryüzlü haliyle,normal hayatta pek rastlamadığımız bir figür. Öyle ki Devrim hanıma ve pozitif duruşuna bakanlar, bu kız İtalya’da kan gövdeyi götürüyorken nasıl bu kadar rahat olmayı başarabiliyor? diye düşünmüştür mutlaka. Halbuki Devrim hanım gibi Avrupa’nın diğer ülkelerinde ki havayı almak için bağlanılan bir sürü gurbetçi var. Ama gelin görün ki hiç biri Devrim Solmaz’ın çeyreği kadar pozitif enerjiye sahip değil. Dolayısıyla anormal görünen de Devrim Solmaz’mış gibi görünüyor 🙂

Neyse..

İtalya’da yaşayan ve öğrendiğim kadarıyla balerinlik ve tercümanlıkla geçinen bir vatandaşımız olan Devrim SOYLAR ,İtalya’daki havayı günlük bildiren bir haber muhabirine dönüşüyor gibi sanki.

 

Samimi anlatımı ve düzgün ve Türkçesi de bu fikrimi destekliyor. Hatta özellikle CNN Türk’e katıldığı her tartışma programında çok takdir aldı samimiyetiyle. Hem moderatörden hem de stüdyoda ki mevzunun uzmanlarından..

E tabi Devrim SOYLAR’da bu durumdan çok memnun. Çünkü mecburiyetten eve kapatılmışlığını ve oluşan işe yaramazlık hissiyatından bu şekilde kurtulmuş  oluyor. Tahminim, şu belalı virüsü atlatınca bu kızımız bir haber kanalının haber temsilciliğine başlayabilir. Çünkü bu pozisyon için çok uygun. Ya da Türkiye’de bir kanalda kendini daha çok gösterebilir.

Ekşi sözlüğe baktım az önce. Şuan YouTube da bir kanal açsa takip edecek binlerce hayran kitlesine sahip olabileceğine dair his oluştu bende..

Anlaşılan Korona tarih oluncaya kadar bu kızımızı daha fazla göreceğiz..

Sevgili dostum Lev Nikolayeviç

 

 

Sevgili Lev Nikolayeviç.

Bilirsin ben günlük tutmayı hiç beceremedim ömrü hayatımda. Bir kaç kere denedim. Ama her defasında ya çok etraflıca yazdım. Ya da çok kısa. Ayrıca günlüğün ikinci kişiler tarafından okunması ihtimali de bana hep geri adım attırdı. Şimdi sen diyeceksin ki, “ya hu kilitli ajandalardan kullansaydın” Doğru söylüyorsun. Tabi ben onu da düşündüm ama ne bileyim, hevesim kaçtı herhalde o zamanda.. 

Neyse.. 

Aslında şimdi aklıma geldi. Ben niye bu günlük olayını sana bir mektup şeklinde tutmuyorum? Hem bu sayede ben şu beceremediğim günlük tutma alışkanlığını kazanırım. Hem de sen bir zamanlar çok ciddi sıkıntılar içinde yaşadığın bu dünyadan haberdar olursun.

Nasıl fikir?

Tabi sen bu önerimden sonra içinden : “Eyvah b*ku yedik. Bu taraftada huzur yok be kardeşim” demişsindir kesin. 🙂 Ama samimi söylüyorum niyetim seni  üzmek değil. Belki merak ediyorsundur dünya ve insanlık ne halde diye..

Anlaştıysak biraz anlatayım sana buraları. Öncelikle memleketim zor süreçlerden geçiyor. Senin zamanında Ortadoğu bu kadar kaos içinde değildi tabi. Şimdiyse Başta Amerika sonra İsrail akabinde Avrupa ve senin  Rusya’da yer kapma savaşında bu coğrafyada. Üstelik İki Ortadoğu ve bir asya ülkesiyle ittifak halinde. Elbette ki Amerika’ya karşı..

Şu anda dünya,kavimler göçünden sonraki en büyük savaş göçlerini yaşıyor. Milyonlarca insan kimyasal silahlar sebebiyle ya öldü ya da göç’e zorlandı. Şu anda benim ülkem 4 milyon Suriyeli mülteciye bakıyor. Üstelik tek başına. Sınırımıza biriken Suriyeli ise 2 milyon tahminen. Herşeyden kötüsü ülkem oradaki savaşı ve zulmü durdurmak adına büyük bir mücadele veriyor. Son 2-3 yılda 100 e yakın askerimizi şehit verdik. Fakat kararlılığımız sürüyor. Sizinkilerle yeni bir mutabakat yaptık bu akşam. Putin diye bir lideriniz var şu anda sizin. Yaklaşık 20 yıldır halkın ondan vazgeçmiyor. Gerçi haberin vardır senin 🙂 Senin memleketin sonuçta. 

Yine dünyanın savaşlar dışında bir sorunu daha var. O da hastalıklar.. Çin’de doğan yeni bir virüs var. Adı Korona. Ya da diğer adıyla Kovid 19. Sadece Çin’de ölen insan sayısı 3 bin’i buldu. Üstelik bir de hemen hemen heryere sıçradı. Avrupa’da nasibini aldı bu virüsten. Çok şükür ki bizim sağlık bakanlığı çok tedbirli bu konuda. O sebepten tek bir vatandaşımızı bile bu hastalıktan kaybetmedik. Hatta bu bölgede hastalığın görülmediği tek ülkeyiz diyebilirim sana. Umarım böyle devam eder. 

Bunun dışında öyle çok büyük sorunu yok dünyanın. Yani senin anlayacağın Dünya’da en büyük sıkıntıyı son yüz senedir yalnızca müslümanlar çekiyor. Senin zamanında birbiriyle sürekli kavgalı olan Avrupa, artık birbirine bulaşmıyor. 

Hah! bir de biz geçen hafta 4 yıldır yine tek başına baktığımız yaklaşık 130 bin sığınmacıya sınır kapılarını açtık. Yani artık ne gidene kal, ne de kalana git demiyoruz. Tabi bu hamlemizle Avrupa’nın huzuru kaçtı sevgili dostum Fyodor. Hele Yunanistan 3.5 atıyor desem yeridir. Bu korkuyla 3-5 mülteciye de kurşun sıkıp öldürmekten geri durmadılar. Biber gazları,ses bombaları, dayak atma gibi tüm insanlık dışı davranışları göstermekten ve insanlık suçu işlemektende korkmuyorlar. Ne de olsa arkalarında ki destek Avrupa! 

Valla sevgili dostum. Bu sana İlk mektubum. Seni çok baymadan mektubuma son vereyim. Oraya intikal etmiş tüm değerli âlimlere, filozoflara ve değerli isimlere de çok selâm..

Fesleğenler de sinekleri kovamıyor artık..

 

Doğru ve yanlışın ayrımını artık vicdanların değil, kârların ve kazançların belirlediği bir dünyanın çocuklarıyız biz.

​Dünya ve yeryüzünün artık bambaşka şeyler olduğu, fakat herkesin yeryüzünde yaşadığı farklı dünyalarında yalnızca öğrenmenin ve öğrenebilmenin hevesindeki çocuklarız biz.

​İçimizdeki çocuk bizimle büyürken, bu gerçeği kabullenemeyenler de istemeyerek de olsa giderek çocuklaşırken, “Çocuk aslında neydi?” sorusuna cevap arayan çocuklarız biz.

​Savaşlarımız, barışlarımızdan kıymetliydi. Çoğu barış ise sahteydi. Barış diyen her dilin yaptığı, kendine benzemeyeni kışkışlamaktı. Umut hep yalan yere aranıyordu. Gerçek ise yapayalnızdı ve o gerçek insanı arıyordu. İşte o gerçekle tanışan talihlileriz biz.

​Sahi bu arada, “insan” neydi?

​Dünya’ya atılmış olan mı?

​Yoksa belli amaçlar için gönderilmiş olan mı?

​İşte bu noktada “Gönderilmiştir” diyenlerin, mükafatını verecek olanın kim olduğunu, kendi adının ne olduğunu bilenler kadar emin kullarız biz.

​Ve son olarak;

​Bizler her daim “Biz kimiz?” sorusunu soranlarız.

​”Biz kimiz?” sorusunu kırmızı çizgisi ilan edenleriz.

​Merhaba, Osman Erim.