Özel insanlar, geçmişle gelecek arasında bir zamanda yaşarlar

Sevgili Lev Nikolayeviç

Öncelikle Selamün aleyküm..

Umarım rahatın iyidir. Bende çok şükür ki iyiyim. Hayatın lüzumlu ve de lüzumsuz tüm telaşlarıyla verilen vakti en iyi şekilde kullanmaya çalışıyorum. Önemsediklerimin neden bu kadar kıymetli olduğunu her gün biraz daha iyi idrak ederek, mutlu olmaya çalışıyorum. İçimde rutin hale gelen etik- nefis savaşınada artık eskisi kadar kafa yormuyorum açıkçası. Bu haliyle de bu savaşı tatlı bir rekabete döndürmeye çalışıyorum sanırım.

Bilirsin tesadüf denilen şeyin olmadığına her zaman inanan bir adamdım ben. Yaşanan her olayın ve her insanın hayatlarımıza giriş ve çıkışlarının sebebini, ancak belli bir zamanı geçmişte bıraktığımızda  anlayabildiğimizi ise sen benden iyi bilirsin.

Bazen bir yaraya ilaç, bazen ibret, bazen de yalnızca derin temiz bir nefes almamızı sağlayan özel insanlar, hayatlarımızın belli dönemlerine damga vurdukları da yadsınamaz bir gerçek..

O insanları ve yaşanmışlıkları “özel” olarak tanımlamamızın sebebi, yalnızca bizim içimizde kıymetli bulduklarımıza dokunmalarından başka bir şey değil elbet.

Ve yine bu insanlar, zaman içinde bizde ki misyonlarını doldurup bizle kesişen yollarını ayırabiliyorlar. Ya da belki bizler onları edinecekleri yeni misyonlara uğurluyoruz. Fakat bu ayrılan yollar onları hayatlarımızdan sildiğimiz anlamına gelmiyor. Çünkü beynimiz ve ruhumuz hissettiği hiç bir duyguyu unutmaya muktedir değil. İşte bu sebeple ki dost dediğimiz ya da ruh eşi dediğimiz insanlar içimizde yaşamaya devam ediyor. Kıymetleri ve özel kimlikleri değerinden hiçbir şey kaybetmiyor.

Bu insanlar tüm zamanların yani geçmiş ve geleceğin tam ortasında kendilerine ait bir zaman diliminde yaşamaya devam ediyorlar. Hepsi de iyi ki vardılar ve iyiki de var olacaklar..

Hayatlarımıza giren tüm özel insanlara,ve hayatlarımıza girdikleri güne selam olsun diyerek bitireyim mektubumu..

Kendine iyi bak sevgili Lev Nikolayeviç..

Ortadan ikiye bölünmüşken diğer yanıma sesleniyorum..

​Sevgili Lev Nikolayeviç,

​Bugün çok daha iyi anladım ki insan, 40’lı yaşlarda hayatın “ne olmadığını” daha iyi anlıyor. “Ne olmadığını” cümlesini özellikle yazdım bu arada, senin dikkatini çekmiştir mutlaka… İnsanın, hayatın ne olduğunu bildiğini sandığı onca yılın üstüne ne olmadığını anlayan hâli ne zor ve acınacaklı bir durumdur. Bence insan 40’tan sonra türlü yanılgıların batağında debelenme sürecine çok ciddi bir başlangıç yapıyor, sevgili dostum.

​İşte ben de bu süreçte,

  • ​Ne istiyorum?
  • ​Neden istiyorum?
  • ​Nasıl istiyorum?
  • ​Ne zamana kadar istiyorum?

​Gibi soruların tüm ağırlığını beynimde, kemiklerimde, iliklerimde ve dahi hücrelerimde bile hissettiğim bu dönemde, bugüne kadar hiç aramadığım fakat bu süreçte birikmiş tüm çıkış yollarını gayet ısrarcı bir şekilde arıyorum. Huzurla karışık ufak bir mutluluğu, gelenekten gelen türlü ahlaki değerden sıyrılmış ve kalıplaşmış onlarca kuraldan arınmış bir şekilde istiyorum.

​Binlerce beklentiden sıyrılıp sadece huzurla karışık ufak bir mutluluğu elde edebilmek ne kadar zor olabilir ki? sorusunu kendime sorup verebileceğim en kestirme fakat en tatmin edici cevabın peşindeyken, bana yardım edebilecek tek gücün Yüce Allah olduğunu bildiğim hâlde, şu bedbaht hâlimin izahını yapamamaktan çok ciddi utanıyorum.

​Gidişatı kestirebilecek sezilerime her zaman aşırı güvenen ben, şimdi dışarıda huzurla karışık ufak bir mutluluğa erebilmiş herkesin bana verebileceği en küçük nasihatine bile koşulsuz sarılmaya hazırım.

​Yukarıda anlattığım her hezeyanın 40’lı yaşlarda kendini göstermesi ise en sıkıntılısı. Belki 30 yaşlarımda bu bocalamalarla uğraşmak daha kolay olurdu kim bilir? “Yeter!” diyerek ani bir kaçışa yapışıp her şeyi arkada bırakmak…

​Sevgili dostum, sanırım ruhumun suları durdurulamaz bir inançla akıp yoluna çıkan her engeli aşmaya niyetlendi. İhtiyacım olan zaman mı, yoksa zamanın dışında kalmayı başarmak mı, inan hiç bilemiyorum. Tüm değerlerimle yeni bir güne uyanmak için uyumak istiyorum şu an.

​Görünüşe göre geleceğim, daha önce hiç geçmediğim yollara düğümleniyor sevgili dostum Lev Nikolayeviç.

​Yola çıktım ve yürüyorum bak!

Yeni normalleşme diye bir şey yaşıyoruz..

Sevgili Lev Nikolayeviç…

En son mektubumdan sonra yine epey bir zaman geçti. Öncelikle sevindirici bir haberle başlayayım. Kovid denilen virüs, etkisini artık epeyce bir kaybetti. Tabi bunda virüs için geliştirilen ilaçların tedaviye olan katkısı da bir hayli fazla. Tüm dünya devletleri ve halkları artık yeni bir normalleşme içinde. Alınan sıkı tedbirlerse giderek gevşetiliyor. Tabi senin memleket virüsü tam olarak kontrol edemediğinden bir çok Avrupa devletinin gerisinde..

Haber kanallarının dediğine göre, aşı da tüm zamanlardan daha hızlı bir şekilde yıl bitmeden onaylanacak.Fakat bu süreçte ihtiyatlı davranmayı elden bırakmıyoruz. Maske ise bizim en güvendiğimiz eşyamız hatta aksesuarımız oldu.

Bizde ise biliyorsundur Ramazan ayı çok sönük bir şekilde yaşanıyor. Nerde o eski ramazanlar klişe cümlemizi artık hakkını vere vere kullanıyoruz öyle ya, Ne kalabalık iftar sofraları, ne teravihler bu Ramazan yok. Ramazan’ın ortasına geldigimiz bu günde, artık hepimiz bari bayramı biraz olsun keyifli geçireceğimiz umuyoruz. Baş belamız olan büyük AVM ler bile artık açılma sürecinde. Ama kovid sayesinde AVM siz bir yaşamın var olabileceğini test etmiş olduk çok şükür. Umarım bu eski AVM hapisliğimiz yeniden canlanmaz. Çevrenin ve doğanın az da olsa nefes aldığı sürecinde sonuna geliyoruz. Hava kirliliği, eksoz dumanları, deniz kirliliği gibi ve de Trafik çilelerininse tam arefesindeyiz.

Bana gelince.. Çok şükür ki iyiyim. Şu karantina günlerinin bana kattığı bir iki güzel şeyde oldu. Öncelikle mutfakta ne kadar iyi bir aşçı olduğumu anladım. İkincisi ise her zaman şikayet edip durduğum kitap okuyama sürecini yendim. Aynı an da okumaya çalıştığım 3 kitabım sürekli elimde. Kısmetse bayrama kadar bitirmiş olacağım. Bir aksilik olmazsa tabi. Bunun dışında çok uzun zaman önce içimde sönmüş olan yabancı dil öğrenme isteği yine kabardı çok şükür. Bu heves nasıl birden alevlendi diye sorarsan, bende bilmiyorum. Fakat iyi ki geldi diyorum. İngilizcesi gayet iyi olan bir arkadaşın tavsiyeleri de, sanki hızlı yol aldıracak gibi duruyor. Ama tabiki zamana ihtiyaç var. Bu süre en az bir yıl.. Bakalım bu heves aynı bundan öncekiler gibi 2 haftada sona mı erecek, yoksa süreç sonunda belli bir noktaya mı getirecek, hep beraber göreceğiz..

Bende haberler şimdilik bu kadar sevgili dostum. Sanada Allah rahatlık versin. Görüşmek üzere inşallah..

 

Dostum, sanırım yakında kazanacağız..

Sevgili Lev Nikolayeviç

Umarım keyfin iyidir. Biz hayattakiler yani yaklaşık 3 milyar insan, tüm zamanların en hızlı yayılan salgını olan Koronayla mücadele etmeye devam ediyoruz. Tabi güzel gelişmeler de var. Seninde haberim oluyordur. Bilim insanları ilaç ve aşı için harıl harıl uğraşmaya devam ediyor. Bu uğraşılar sonucunda ümmin plazma tedavisi,bir çok yönteme göre daha başarılı çıktı. Yani bu tedavi bizler için tam manasıyla bir umut ışığı.. Çok şükür bizimkiler de önemli sonuçlar almaya başladılar.

Dünyada bir çok devlet salgının önüne geçmek için mücadele ederken, salgının ekonomik sonuçlarını kimse şuan kestiremiyor. “Dünyada hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” iddiasına,toplumların %80 i katılıyor artık. Fakat yeni dünya sistemi ve bu düzeni kim kontrol edecek belli değil. Şuan bu konuda en çok adı geçen devlet, tabiki Çin devleti. Sana haberler ne kadar ulaşıyor bilmiyorum ama,Çin, halkı üzerinde yeni bir sistem kurmaya çalışıyor. Yani tek tip vatandaş profili yaratmak adına tüm insanlarını tek tek takip ediyor. Ülkede 200 milyon kamera sistemi var. Vatandaşına kurallara uyarsa iyi puan, kötü ve zararlı davranışlar gösterirse kötü puan vererek prototip vatandaş muamelesi çekiyor. İyileri mükâfatlandırma kötüleri cezalandırma gayreti içine girmiş senin anlayacağın. Yani tamamen kendine tabi robotlara dönüştürme derdinde insanlarını. Ne kadar acı değil mi? Üstelik Çin, bu sistemi önce kendi ülkesinde sonra da tüm dünyada yayarak uygulatmak istiyor. Bilmem tanırmısın, bizim rahmetli Mısıroğlu hoca 2015 te şöyle bir iddia ortaya atmıştı. ( Allah rahmet eylesin ) “2020’de Amerika gerilemeye başlayacak. Küresel sermayenin sahipleri Evangelistler, Çin’i yeni süper güç yapacaklar” Valla ne yalan söyliyim Çin’in sadece 10 yılda böyle büyümesi bana muazzam korkutucu geliyor dostum. Ve sanırım Mısıroğlu hakkı çıkacak. Çin Dünya’nın yeni sahibi olma hevesine çoktan kapılmış. Allah sonumuzu hayretsin..

Bir mevzu daha var havadislerimin içinde. O da Eski ünlü bir mankenin 8 yaşındaki oğlunu kaybetmesi. Eee ne var bunda? diyeceksin şimdi sen. Ama bir dur! gerisini anlatayım.Cennet’e yani sizin oraya gelen yavrucağa toplumca çok üzüldük. Tabi bu üzüntünün kaynağının içinde,vefat eden meleğin annesinin ve babasının ünlü olması da yatıyor. İnsan tanıdığı bildiği insanları kaybedince çok daha fazla üzülüyor. Hele bu bir çocuk olursa..

Tabi sanat, sosyete camiası bu ünlü anneye baş sağlığı dileklerini sunuyor sosyal medyadan. Biz halkta bu üzüntüye daha fazla ortak oluyoruz doğal olarak. Başkasının derdiyle dertleniyoruz bu şekilde. Sen halâ merakla bekliyorsun mevzuyu nereye getireceğim konusunda değil mi? Bekle az kaldı..

İşte bu vefattan sonra aklıma, anası babası ünlü ve saygın olmayan sıradan insanların çeşitli sebeplerden ölen ya da öldürülen çocukları geliyor. Sonrada onlar için bu çocuktan daha fazla üzülmediğimi farkediyorum. Yani demek istediğim dünyanın dört bir tarafında her gün açlıktan,savaşlardan, bakımsızlıktan, hastalıktan binlerce çocuk ölmesini çok kanıksamışım. Tabi bir tek ben değil tüm toplum bu halde.. Bir şekilde düzenli olan herşeye alışıyor ya da alıştırılıyoruz biz insanlık. Tabi sen ve senin döneminde yaşayan hiç kimse, bu sosyal medya denilen, insanı asosyal hale getiren medya ile tanışmadınız. Bu konuda çok şanslısınız ne yalan söyleyeyim. Sürü psikolojinin altını çağını yaşayan günümüz insanlığı,artık çok hazırcı ve önüne koysan tüketen bir canavara dönüştü. Sorgulama, hayatın sırlarını aramak gibi erdemler falan, artık sizin dönemlerinizde kalan nostaljik güzel gayretlerdi. Toplumları kontrol eden güçlerin bile artık kontrolü sağlamakta yetersiz kaldığı dönemler bu dönemler.

Başkasının derdiyle dertlenmemiz için yönlendirilmeye ihtiyaç duyuyoruz. Çünkü artık bunu tek başına yapabilecek bir kalbe ve şuura sahip değiliz.

Neyse.. Daha fazla anlatıp canını sıkmayayım. Sen bu dünya için yeterince kafa patlatmış olan bir adam olarak, görevini zaten bu dünyada yaşadığın anlarda hakkını vererek yapmıştın. Allah razı olsun dostum. Umarım cennettesindir. Ve keyfin yerindedir. Ben kendi adıma, arkanda bıraktığın çok anlamlı ve değerli hikâyelerle,gönül zenginliğimize yaptığın tespit ve ettiğin tavsiyeler için teşekkür ediyorum. Oradaki tüm değerli büyüklerime çok selamlarımı ilet lütfen. Görüşmek üzere..

Nur içinde yat Lev Nikolayeviç..

Sevgili dostum Lev Nikolayeviç

 

 

Sevgili Lev Nikolayeviç.

Bilirsin ben günlük tutmayı hiç beceremedim ömrü hayatımda. Bir kaç kere denedim. Ama her defasında ya çok etraflıca yazdım. Ya da çok kısa. Ayrıca günlüğün ikinci kişiler tarafından okunması ihtimali de bana hep geri adım attırdı. Şimdi sen diyeceksin ki, “ya hu kilitli ajandalardan kullansaydın” Doğru söylüyorsun. Tabi ben onu da düşündüm ama ne bileyim, hevesim kaçtı herhalde o zamanda.. 

Neyse.. 

Aslında şimdi aklıma geldi. Ben niye bu günlük olayını sana bir mektup şeklinde tutmuyorum? Hem bu sayede ben şu beceremediğim günlük tutma alışkanlığını kazanırım. Hem de sen bir zamanlar çok ciddi sıkıntılar içinde yaşadığın bu dünyadan haberdar olursun.

Nasıl fikir?

Tabi sen bu önerimden sonra içinden : “Eyvah b*ku yedik. Bu taraftada huzur yok be kardeşim” demişsindir kesin. 🙂 Ama samimi söylüyorum niyetim seni  üzmek değil. Belki merak ediyorsundur dünya ve insanlık ne halde diye..

Anlaştıysak biraz anlatayım sana buraları. Öncelikle memleketim zor süreçlerden geçiyor. Senin zamanında Ortadoğu bu kadar kaos içinde değildi tabi. Şimdiyse Başta Amerika sonra İsrail akabinde Avrupa ve senin  Rusya’da yer kapma savaşında bu coğrafyada. Üstelik İki Ortadoğu ve bir asya ülkesiyle ittifak halinde. Elbette ki Amerika’ya karşı..

Şu anda dünya,kavimler göçünden sonraki en büyük savaş göçlerini yaşıyor. Milyonlarca insan kimyasal silahlar sebebiyle ya öldü ya da göç’e zorlandı. Şu anda benim ülkem 4 milyon Suriyeli mülteciye bakıyor. Üstelik tek başına. Sınırımıza biriken Suriyeli ise 2 milyon tahminen. Herşeyden kötüsü ülkem oradaki savaşı ve zulmü durdurmak adına büyük bir mücadele veriyor. Son 2-3 yılda 100 e yakın askerimizi şehit verdik. Fakat kararlılığımız sürüyor. Sizinkilerle yeni bir mutabakat yaptık bu akşam. Putin diye bir lideriniz var şu anda sizin. Yaklaşık 20 yıldır halkın ondan vazgeçmiyor. Gerçi haberin vardır senin 🙂 Senin memleketin sonuçta. 

Yine dünyanın savaşlar dışında bir sorunu daha var. O da hastalıklar.. Çin’de doğan yeni bir virüs var. Adı Korona. Ya da diğer adıyla Kovid 19. Sadece Çin’de ölen insan sayısı 3 bin’i buldu. Üstelik bir de hemen hemen heryere sıçradı. Avrupa’da nasibini aldı bu virüsten. Çok şükür ki bizim sağlık bakanlığı çok tedbirli bu konuda. O sebepten tek bir vatandaşımızı bile bu hastalıktan kaybetmedik. Hatta bu bölgede hastalığın görülmediği tek ülkeyiz diyebilirim sana. Umarım böyle devam eder. 

Bunun dışında öyle çok büyük sorunu yok dünyanın. Yani senin anlayacağın Dünya’da en büyük sıkıntıyı son yüz senedir yalnızca müslümanlar çekiyor. Senin zamanında birbiriyle sürekli kavgalı olan Avrupa, artık birbirine bulaşmıyor. 

Hah! bir de biz geçen hafta 4 yıldır yine tek başına baktığımız yaklaşık 130 bin sığınmacıya sınır kapılarını açtık. Yani artık ne gidene kal, ne de kalana git demiyoruz. Tabi bu hamlemizle Avrupa’nın huzuru kaçtı sevgili dostum Fyodor. Hele Yunanistan 3.5 atıyor desem yeridir. Bu korkuyla 3-5 mülteciye de kurşun sıkıp öldürmekten geri durmadılar. Biber gazları,ses bombaları, dayak atma gibi tüm insanlık dışı davranışları göstermekten ve insanlık suçu işlemektende korkmuyorlar. Ne de olsa arkalarında ki destek Avrupa! 

Valla sevgili dostum. Bu sana İlk mektubum. Seni çok baymadan mektubuma son vereyim. Oraya intikal etmiş tüm değerli âlimlere, filozoflara ve değerli isimlere de çok selâm..