Sosyal esaretimizi seveyim!

Sevgili Nikolayaviç,

​Bu sefer, yine çok uzattığım bir aradan sonra sana yazacak hissiyatı ve zamanı buldum. Umarım keyfin yerindedir.

​Sana bahsetmek istediğim mevzu şu: Sosyal medya denilen sanal mahpusluğumuz…

​Yaşadığımız şu yüzyılda kendimizi bile isteye esir etmeyi becerebildiğimiz en harikulade şeyi icat ettik! Hepimizin bir sosyal medyası var artık. Ama buradaki “hepimiz” kelimesinin içinde zerre kadar kendi bireyselliğimiz yok. Sadece biz öyle düşünüyoruz. Sosyal medyada takip ettiğiniz her şeyi herkesle eş zamanlı yaşamak! Allah’ım, bu nasıl büyük bir benlik kaybıdır?! Beğenilerimiz içinde tamamen bize ait olan, bizi yansıtan, özel kılan hiçbir şey yok. Bize sunulan ya da empoze edilen günlük fikir, düşünce ve taraf ya da bitaraf olma rolümüzü oynuyoruz. Aslında hiç fark etmediğimiz bir hapis içinde yaşamımızı sürdürüyoruz. Feci halde boş yere tükettiğimiz bir hayatımız var. Çalışma hayatımızın zorluğu ve geçim derdinden bunalan beynimizi ve ruhumuzu rahatlatmak için bir kaçış olarak gördüğümüz sosyal medya, artık bizim asıl hayatımız oldu! Tüm haberler, bilgi akışları, türlü eğlence alışkanlıkları, saatlik değişen yapay gündemlerden oluşan sanal bir yaşam tarzı…

​İşte tam bu noktada, benim özellikle arkadaş ortamında sıklıkla dile getirdiğim bir iddiam var. O iddiam da şu: Tüm dünyada sosyal medyanın sadece bir aylığına kapatılması. Şöyle düşünün; tüm dünya devletleri bir araya gelmiş ve demiş olsunlar ki: “Sosyal medyanın dünya toplumları üzerindeki gücünü araştırmak amacıyla bir aylık bir engelleme yapacağız. Bu sebeple başta Facebook olmak üzere Instagram ve eski adıyla Twitter’a ara veriyoruz.”

​Haydi bakalım, bir aylık sosyal medya yokluğu bize neler yaşatacak görelim! Kazanacaklarımızı ya da varsa neleri kaybedebileceğimizi bir görelim. Nasıl, müthiş olur değil mi? Bir sabah telefonu elinize aldınız. Ne beğenecek bir video ne de bir fotoğraf ne de yapay bir gündem var elinizdeki cihazda 🙂 Ne yapacaksınız şimdi? Ben şöyle diyeyim size: İnanın, hayatınızın bomboş olduğunu düşüneceksiniz o an. Sizi oyalayacak hiçbir şey yok. Evet, böyle bir şeyin olması çok zor, biliyorum. Ancak bence bir gün gelecek, insanlık buna benzer izole hayatın adımlarını atarak bir oluşum başlatacak. Ve yine zamanla çok büyük kitleler bu sosyal medya hapishanesinden kaçmanın yollarını bulacak. İşte bu yolları bulanlar, kendilerine ait zevkler ve zamanlar yaratacaklar ve çok özel olacaklar. Beğenmek ya da beğenilmek zorunda hissetmedikleri bir hayatı yaşayacaklar.

Yeni normalleşme diye bir şey yaşıyoruz..

Sevgili Lev Nikolayeviç…

En son mektubumdan sonra yine epey bir zaman geçti. Öncelikle sevindirici bir haberle başlayayım. Kovid denilen virüs, etkisini artık epeyce bir kaybetti. Tabi bunda virüs için geliştirilen ilaçların tedaviye olan katkısı da bir hayli fazla. Tüm dünya devletleri ve halkları artık yeni bir normalleşme içinde. Alınan sıkı tedbirlerse giderek gevşetiliyor. Tabi senin memleket virüsü tam olarak kontrol edemediğinden bir çok Avrupa devletinin gerisinde..

Haber kanallarının dediğine göre, aşı da tüm zamanlardan daha hızlı bir şekilde yıl bitmeden onaylanacak.Fakat bu süreçte ihtiyatlı davranmayı elden bırakmıyoruz. Maske ise bizim en güvendiğimiz eşyamız hatta aksesuarımız oldu.

Bizde ise biliyorsundur Ramazan ayı çok sönük bir şekilde yaşanıyor. Nerde o eski ramazanlar klişe cümlemizi artık hakkını vere vere kullanıyoruz öyle ya, Ne kalabalık iftar sofraları, ne teravihler bu Ramazan yok. Ramazan’ın ortasına geldigimiz bu günde, artık hepimiz bari bayramı biraz olsun keyifli geçireceğimiz umuyoruz. Baş belamız olan büyük AVM ler bile artık açılma sürecinde. Ama kovid sayesinde AVM siz bir yaşamın var olabileceğini test etmiş olduk çok şükür. Umarım bu eski AVM hapisliğimiz yeniden canlanmaz. Çevrenin ve doğanın az da olsa nefes aldığı sürecinde sonuna geliyoruz. Hava kirliliği, eksoz dumanları, deniz kirliliği gibi ve de Trafik çilelerininse tam arefesindeyiz.

Bana gelince.. Çok şükür ki iyiyim. Şu karantina günlerinin bana kattığı bir iki güzel şeyde oldu. Öncelikle mutfakta ne kadar iyi bir aşçı olduğumu anladım. İkincisi ise her zaman şikayet edip durduğum kitap okuyama sürecini yendim. Aynı an da okumaya çalıştığım 3 kitabım sürekli elimde. Kısmetse bayrama kadar bitirmiş olacağım. Bir aksilik olmazsa tabi. Bunun dışında çok uzun zaman önce içimde sönmüş olan yabancı dil öğrenme isteği yine kabardı çok şükür. Bu heves nasıl birden alevlendi diye sorarsan, bende bilmiyorum. Fakat iyi ki geldi diyorum. İngilizcesi gayet iyi olan bir arkadaşın tavsiyeleri de, sanki hızlı yol aldıracak gibi duruyor. Ama tabiki zamana ihtiyaç var. Bu süre en az bir yıl.. Bakalım bu heves aynı bundan öncekiler gibi 2 haftada sona mı erecek, yoksa süreç sonunda belli bir noktaya mı getirecek, hep beraber göreceğiz..

Bende haberler şimdilik bu kadar sevgili dostum. Sanada Allah rahatlık versin. Görüşmek üzere inşallah..