Sosyal Medyadaki Algı Oyunları ve Clickbait Tuzakları

Sosyal Medyadaki Algı Oyunları ve Clickbait Tuzakları

​Günümüzde sosyal medyada karşılaştığımız birçok haber başlığı aslında çok ciddi bir kandırmaca barındırıyor. Haberlerin içeriğini değiştirerek ya da deepfake gibi ileri teknolojiler kullanarak ünlü isimlerin veya devlet başkanlarının asla söylemedikleri şeyleri sanki söylemişler gibi yansıtıyorlar. Dikkat edin, bu tip sansasyonel haberler bilinen, güvenilir haber sitelerinde değil, daha çok tıklanmaya ihtiyacı olan, takipçisi az olan ve marjinal olarak adlandırılan platformlarda yayınlanıyor.

​Örneğin, daha on dakika önce Elon Musk’ın İslamiyet ve Müslümanlarla ilgili bir videosuna denk geldim. Videoda sanki kendi konuşuyor gibi görünüyordu ve Müslümanlara karşı olduğunu söylüyordu.Hatta tecavüz ve ahlâksızlık ile suçluyordu. Ancak Elon Musk’ı tanıyanlar bilir ki onun için öncelikli dinî daha çok para gibi durur ve ticari çıkarları herşeyin üstündedir 🙂 Eğer bu röportaj doğru olsa müslümanlara da bu kadar hakaret ettikten sonra onlarla iş yapmamayı veya ürün satamayacağını düşünmesi gerekirdi, ki bu da durumun bir kurgu olduğunu gösteriyor.

​Bu tür içeriklerle karşılaştığınızda iddialara hemen inanmamak ve mutlaka kaynağını araştırmak gerekiyor. Benzer yanıltmacalarla karşılaşmamak için internet okuryazarlığını geliştirmeli ve şüpheli durumlarda güvenilir fact-checking sitelerini kontrol etmemiz gerekiyor. Ayrıca yanlış veya yalan haberleri gördüğümüz platformlarda, yorum kısmına gerçekleri yazarak diğer insanları da uyandırmamız gerekiyor. Mesela diğer bir fake haber de yine başka bir haber sitesinde sözde Amerika’da bir yapay zeka şirketinin sunumundaki robotun aniden arızalanıp yere düştüğünü izliyorum. Sonra merak edip başka haber sitelerine girip bakıyorum. Robot Amerika değil de Rusya’da bozulan bir robot olarak karşıma çıkıyor.

Oltalar atılmış sazanlar bekleniyor durumu yani 🙂

Yirmi yaşın Challenge ağırlığı…

Elinde tuttuğu yirmili yaşlardaki hâline bakıp şöyle dedi: “Nerede o gençlik yıllarım?” Allah’ım, ne büyük bir özlem cümlesiydi bu! Zamanda eriyip giden gençliğini bir fotoğraf kâğıdında tekrar yaşamak, otuz koca yıl sonra içini pek bir burkmuştu. Fakat o an yaşadığı hissiyatın ağırlığı neyden kaynaklanıyordu, bilemedi. Genç ve diri bir bedene mi yoksa o bedenin içindeki ruha mı özlem duyuyordu; bir türlü anlamlandıramadı. “Belki de ikisine birdendi bu özlemim” diye düşünüp suratını ekşitti sonra; “Bu challenge pek de iyi gelmedi bana.”

Senin E-hastalığın hangisi?

Teknolojinin gelişmesi, iletişim ve haberleşme araçlarının yaygınlaşması ve sosyal medyanın bilinçsizce kullanılması bilim adamlarının dikkatini çeken önemli konulardan biri. Artık hastalık deyince bedensel rahatsızlıklar kadar psikolojik tabanlı rahatsızlıklara da bilimsel bir tanımlama koyuluyor. Bireylerde “e-hastalık” olarak nitelendirilen bu yeni alışkanlıklara hastalık demek ne kadar doğru olur bilmiyorum fakat artık süreç böyle işliyor. İnternette en çok yaptığımız her alışkanlığa bir isim vermiş elin psikiyatrları. Ben aşağıda bu hastalık isimlerinin birkaçını yazdım. Çoğunuz mutlaka “Bunlardan biri bende var.” diyeceksiniz. Bakın bakalım…

​NOMOFOBİ

​Cep telefonu yoluyla iletişim bağlantısının kesilmesi olarak açıklanabilir. Kişi telefondan uzaklaştığında haber alamamaktan korkar ve panikler.

​İNTERNET SİNİRİ

​Cihazlardaki performans düşüklüğü ya da geçici sorunların önemli bir stres kaynağı ve istenmeyen olayların tetikleyicisi olduğu ifade ediliyor.

​FOMO

​Gelişmeleri takip edememe kaygısı, gelişmeleri kaçırma korkusu olarak bilinir. Kişi gelişmeleri takip edemediğinde kendisini gergin ve kaygılı hissedebilir.

​GOOGLE TAKİBİ

​Bir kişinin başkalarını sürekli olarak arama motorları aracılığıyla araştırması ve insanların neler yaptığını internetten sürekli incelemesi.

​EGO SÖRFÜ

​Kişinin sürekli ismini internette aratıp kendisiyle ilgili gelişmeleri takip etmesidir. Bu insanlar ego sörfü denen hastalığa kapılmışlardır. Ego sörfü, online narsizm olarak da geçmektedir.

​PHOTOLURKING

​Bir sosyal ağ platformunda insanların fotoğraflarına saatlerce bakarak zaman geçirmek ve bunu sürekli yapıyor olmak.

​SİBERHONDRİK

​Hastalık durumlarında doktor muayenesi yerine internette tedavi yöntemlerini araştırma ve uygulama hastalığı.

​CHEESEPODDING

​Bir kişinin internet başında geçirdiği süre boyunca internetten MP3 indirme hastalığıdır.

Biraz kendimizi mi dinlesek acaba diyorum..

Acaba magazinden ve siyasetten bir süre uzak kalmak,toplumu,insanları ve doğayı daha iyi anlamamıza vesile olabilir mi?

İktidar ve muhalefet gerilimleri,Cem Yılmaz ve Defne Samyeli’nin bitmeyen tatilleri, Falcao’nun bir türlü gelemeyişleri, Hadise’nin instangramdan paylaşıp durduğu dans videoları, Amerika’nın günlük siyasi eylem planlarından uzak kalacağımız 2-3 hafta,ne de iyi gelir aslında.

Bunlara bir de Sosyal medya ve Tv reklamlarını eklesek meselâ..

Kısacası azıcık kendimizi dinlesek. Çevremizde ki insanların sosyal medya hesaplarını,özellikle de İnstangramdan yaptığı,yemeli,içmeli ve gezmeli paylaşımlara bakmasak.

Eşimizle,çocuğumuzla ve anne babamızla uzun zamandır ayıramadığımız vakti, kaliteli ve keyifli aktiviteler düzenleyerek telafi etsek. Yakınlarımız da olan bir iki insana halini vaktini sorsak bir iyilimiğimiz dokunması umuduyla. Elimizden geldiğince bir iki çocuk sevindirsek ne muhteşem olur.

Hele hele bir de, bir iki dua etsek,şükretsek bize herşeyi nasip edene,emanet edene..

Yine bir kitap alıp, bir iki saat sabırla okumaya çalışsak,bir şiir ezberlesek,bir şarkı..

Çok zor durumda ilik nakli bekleyen binlerce hasta için,biraz empati yapıp en yakında ki Kızılay otobüsüne gidip az biraz kan versek..

Çok zor öneriler gibi dursa da inanın zor değil. Sadece istemek yeterli. Hayatımız da bir çok şeye ihtiyacımız var evet. Sağlık, para,hedefler,kariyer planları.. Fakat bunlara sahip olmak için en önce bir hayat muhasebesi lazım. Günlük,haftalık,aylık ve yıllık.
Kendimize ve çevremize dürüstlüğümüz adına biraz gayret lütfen.

Fesleğenler de sinekleri kovamıyor artık..

 

Doğru ve yanlışın ayrımını artık vicdanların değil, kârların ve kazançların belirlediği bir dünyanın çocuklarıyız biz.

​Dünya ve yeryüzünün artık bambaşka şeyler olduğu, fakat herkesin yeryüzünde yaşadığı farklı dünyalarında yalnızca öğrenmenin ve öğrenebilmenin hevesindeki çocuklarız biz.

​İçimizdeki çocuk bizimle büyürken, bu gerçeği kabullenemeyenler de istemeyerek de olsa giderek çocuklaşırken, “Çocuk aslında neydi?” sorusuna cevap arayan çocuklarız biz.

​Savaşlarımız, barışlarımızdan kıymetliydi. Çoğu barış ise sahteydi. Barış diyen her dilin yaptığı, kendine benzemeyeni kışkışlamaktı. Umut hep yalan yere aranıyordu. Gerçek ise yapayalnızdı ve o gerçek insanı arıyordu. İşte o gerçekle tanışan talihlileriz biz.

​Sahi bu arada, “insan” neydi?

​Dünya’ya atılmış olan mı?

​Yoksa belli amaçlar için gönderilmiş olan mı?

​İşte bu noktada “Gönderilmiştir” diyenlerin, mükafatını verecek olanın kim olduğunu, kendi adının ne olduğunu bilenler kadar emin kullarız biz.

​Ve son olarak;

​Bizler her daim “Biz kimiz?” sorusunu soranlarız.

​”Biz kimiz?” sorusunu kırmızı çizgisi ilan edenleriz.

​Merhaba, Osman Erim.