Eylülün Dijital Sessizliği: Anı Yaşarken Mevsimleri Kaybeden İnsanlık

Eylülün o hüzünlü ve romantik ruhunun sosyal medya beğenilerine meze yapıldığı devir kapandı. Aslında o derin duygu son 15-20 yıldır yoktu, sadece edebiyat maskesi takan sayfalar şiirlerle ortalığı süslerdi.

​Şimdi ise insanlık yönünü tamamen kaybetti. Günlük yaşamın telaşı içinde her şey anlık yaşanıyor. Birileri tarafından uydurulan anı yaşa mottosuyla dünü unutan, yarını planlamaya korkan ve sürekli değişen yeni gündemlerle oyalanan kalabalıklar olduk. Artık mevsimlerin bile ruhu kalmadı vesselam.

Fesleğenler de sinekleri kovamıyor artık..

 

Doğru ve yanlışın ayrımını artık vicdanların değil, kârların ve kazançların belirlediği bir dünyanın çocuklarıyız biz.

​Dünya ve yeryüzünün artık bambaşka şeyler olduğu, fakat herkesin yeryüzünde yaşadığı farklı dünyalarında yalnızca öğrenmenin ve öğrenebilmenin hevesindeki çocuklarız biz.

​İçimizdeki çocuk bizimle büyürken, bu gerçeği kabullenemeyenler de istemeyerek de olsa giderek çocuklaşırken, “Çocuk aslında neydi?” sorusuna cevap arayan çocuklarız biz.

​Savaşlarımız, barışlarımızdan kıymetliydi. Çoğu barış ise sahteydi. Barış diyen her dilin yaptığı, kendine benzemeyeni kışkışlamaktı. Umut hep yalan yere aranıyordu. Gerçek ise yapayalnızdı ve o gerçek insanı arıyordu. İşte o gerçekle tanışan talihlileriz biz.

​Sahi bu arada, “insan” neydi?

​Dünya’ya atılmış olan mı?

​Yoksa belli amaçlar için gönderilmiş olan mı?

​İşte bu noktada “Gönderilmiştir” diyenlerin, mükafatını verecek olanın kim olduğunu, kendi adının ne olduğunu bilenler kadar emin kullarız biz.

​Ve son olarak;

​Bizler her daim “Biz kimiz?” sorusunu soranlarız.

​”Biz kimiz?” sorusunu kırmızı çizgisi ilan edenleriz.

​Merhaba, Osman Erim.