Harvard, Kuran Ayetini Adaletin En İyi İfadelerinden Biri Olarak Tanıdı

Dünyadaki türünün en prestijli kurumlarından biri olan Harvard Hukuk Fakültesi, fakülte kütüphanesinin girişinde, ayeti tarihteki en büyük adalet ifadelerinden biri olarak nitelendiren Kur’an’ın bir ayetini yayınladı.

Harvard Üniversitesi’nin giriş duvarında Nisa suresinin 135 ayeti yer alıyor. Adalet hakkında bugüne kadarki en büyük özlü sözlerden biri olarak duvara kaydedilmiş:

“Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın. Eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz, şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.”

Kaynak: thedeenshow.com

Kargalar, gün gelir aslan olur elbet

Evet, karganın tarafındayım ben. Çünkü tilkinin göz koyduğu yalnız peynir değil, emektir. Bu emeğin kutsallığı ve emekçinin hali, tilkiler tarafından gayet net görüldüğü halde hiçbir şey değişmiyorsa; yani tilki kurnazlığına ket vurulamıyorsa, o zaman o karganın, o ormana bir aslan yüreğiyle kükremesi lazım gelir. Kargalar da bir gün akıllanır, kendi emeğinin aslanı olur elbet.

​Unutma, tilkinin kurnazlığı kısa vadeli bir ziyafetin gölgesi gibidir; oysa karganın kükreyişi, ormanın üzerine doğacak şafağın ilk sancısıdır. Bugün çaldırdığı bir parça peynir olabilir ama yarın kendi sofrasını kuracak iradeyi kuşanacaktır. Kendi kanatlarıyla yükselip emeğini gökyüzüne yazan karga, artık ne tilkiye yem olur ne de başkasının düzenine figüran.”

Fesleğenler de sinekleri kovamıyor artık..

 

Doğru ve yanlışın ayrımını artık vicdanların değil, kârların ve kazançların belirlediği bir dünyanın çocuklarıyız biz.

​Dünya ve yeryüzünün artık bambaşka şeyler olduğu, fakat herkesin yeryüzünde yaşadığı farklı dünyalarında yalnızca öğrenmenin ve öğrenebilmenin hevesindeki çocuklarız biz.

​İçimizdeki çocuk bizimle büyürken, bu gerçeği kabullenemeyenler de istemeyerek de olsa giderek çocuklaşırken, “Çocuk aslında neydi?” sorusuna cevap arayan çocuklarız biz.

​Savaşlarımız, barışlarımızdan kıymetliydi. Çoğu barış ise sahteydi. Barış diyen her dilin yaptığı, kendine benzemeyeni kışkışlamaktı. Umut hep yalan yere aranıyordu. Gerçek ise yapayalnızdı ve o gerçek insanı arıyordu. İşte o gerçekle tanışan talihlileriz biz.

​Sahi bu arada, “insan” neydi?

​Dünya’ya atılmış olan mı?

​Yoksa belli amaçlar için gönderilmiş olan mı?

​İşte bu noktada “Gönderilmiştir” diyenlerin, mükafatını verecek olanın kim olduğunu, kendi adının ne olduğunu bilenler kadar emin kullarız biz.

​Ve son olarak;

​Bizler her daim “Biz kimiz?” sorusunu soranlarız.

​”Biz kimiz?” sorusunu kırmızı çizgisi ilan edenleriz.

​Merhaba, Osman Erim.