Bazı şarkılar vardır, sadece bir melodiyle kalmaz, ruhun ta derinindeki anılara dokunur. Sezen Aksu’nun “Kurşuni Renkler”i de tam olarak böyle bir eser. Yıllar içinde pek çok değerli yorumcudan dinledik bu şarkıyı ama Göksel’in yorumundaki o içtenlik, beni alıp bambaşka bir yere götürüyor. Çoğu zaman bir ayrılığın, biten aşkın hüznü gibi algılansa da, bence bu şarkının asıl ruhu, geri dönmeyecek şekilde gidenlerin ardından duyulan o büyük kaybı ve yası fısıldar. Tıpkı yirmi sene önce kaybettiğim babamı hatırlattığı gibi. Her nota, her söz, kaybedilen bir sevgiliden ziyade, zamansız bir vedanın sessiz çığlığı sanki. Sanatın gücü işte burada devreye giriyor; herkesin kendi hayatından, anılarından parçalar bulup, şarkıyı kendine göre anlamlandırması onu daha da ölümsüz kılıyor.
Rüzgarın Kızı ve Kaybolan Işıltı
Feride Hilal Akın’ın son dönemde yayınladığı “Rüzgarın Kızı” adlı şarkısı, modern ritimlere ve sosyal medya trendlerine odaklanan bir çalışma gibi. Ancak bu çalışma, sanatçının kendi ses rengini öne çıkaran, derinliği olan ve dinleyiciyle duygusal bağ kuran o eski tarzından oldukça uzak ki! Nerede o Feride’nin o iç ısıtan, yumuşacık ve su gibi akıp gıden O ahenkli sesi nerede Allah aşkına!
Bence müzikal olarak parça, günümüzün pop-dance ve R&B altyapılarını taşısa da, vokal performansı karakterini yansıtmakta yetersiz kalıyor. Bu durum bende, şarkının herhangi biri tarafından söylenebileceği hissini uyandırıyor ve Feride’nin vokalindeki o eşsiz tınının kaybolup gitmesine sebep oluyor. Üstelik sözlerde Aşkım Kapışmak ve aranje’de Mustafa Ceceli var. Ama yinede Hilal’den eser yok. Bu şarkıyı piyasaya yeni giren biri yapsa anlarım. “Sesi yok” derim. “Piyasa müziği” yapıyor derim. Ama bu isim Feride Hilal Akın ya hu!. Müzikle uzun zamandır ilgilenen, saygın bi isim yapmış kaliteli bir insan.
Güncel trendleri yakalama kaygısı, genleri Z olan kuşağı yakalama gayreti, ne yazık ki Feride Hilal’in kendi imzasını ve özgün tarzını kaybetmesine yol açma riskini arttırmış. Oysa eski tarzının üzerine eklemeler yaparak, halk müziği, sanat müziği veya fantezi gibi farklı türlerle sesini harmanlaması, kariyerine ve dinleyicilerle kurduğu bağa çok daha büyük bir değer katabilirdi. Feride, inşallah yolunu bulursun ama bu tarz maalesef sana olmamış. Geri dön bize Feride Hilal..
Müziğin Gizli Kusuru: Şarkılarda Prozodi Hataları
Deniz Seki’nin “Büyümüşsündür” şarkısını dinliyordum. Şarkıyı ilk defa dinlemenin keyfi ve beğenisiyle pür dikkat kesilmiş ve şarkıya bırakmışken, bir baktım ki şarkıdaki bir bölüm —üstelik nakarat bölümünde— o coşkulu vurgulama biçimi kafamı allak bullak etti! İlk başta “yanma dayan” olarak algıladığım o yer, aslında “yanmadan sönmüyor insan”mış; meğer şarkının sözlerine bakınca anladım. Yani bariz, belli bir prozodi hatası!
Benzer bir prozodi kazası Tarkan’ın bir şarkısında da geçer. Meşhur “Sen Başkasın” şarkısında Tarkan o nakaratı öyle garip uzatır ki, “sen başkasın” demek yerine kelimeyi uzatarak “sen başkasının” gibi anlaşılmasına yol açar. Bu durum beni her şarkıyı dinleyişimde gülümsetir.
Peki prozodi nedir? Teknik olarak prozodi, hecelerin konuşma dilindeki doğal vurgularının, uzunluklarının ve anlam özelliklerinin melodi ve ritimle kusursuz bir uyum içinde olması hâlidir. Hatalar genellikle, kelimelerin yapısındaki vurgu kalıpları ezgiye sığdırılırken kayar; soluklanma ve duraklama yerleri müzikal cümlenin akışını bozar veya sözlerin içerdiği duygu ile müziğin temposu arasında fecaat tezatlıklar oluşur.
Hatta şarkılarda prozodi hatası yapanları veya şarkıyı çok hızlı okuduğu için anlamadığım bölümleri dinlerken ben, kafamda hemen Kandıralı Ferdi gibi bir karakter canlandırıyorum. Hani şu, duyduğu şarkıları hiç sözlerine bakmadan, kendi algıladığı gibi uydurarak söyleyen o genç çocuk var ya, işte o aklıma geliyor.
Kısacası, müzik dünyasında prozodiye dikkat edilmemesi, bende ve eminim birçok müzikseverde olumsuz, keyif kaçırıcı hisler ortaya çıkarıyor. Bu arada şu yeni grup, yani “Crush” mıuydu neydi, onların şarkısında da bolca prozodi hatası olduğunu duydum bir müzik eğitmeninin videosunda. Emre Yücelen’di sanırım, ki kendisini çok severim, çok değerli bir müzik adamıdır. Bilâhare şu yeni grubun şarkısını da dinleyeyim bakalım nasılmış!
The Best diyorum..
Müzik, her türüyle gerçekten evrenseldir. Aynı zamanda yaşadığı zamanın ruhunu ve tarzını belirli tarihler arasında yaşatır. Müzik bir kültürdür. Kendini sürekli güncelleyerek hem eskiye hem de bir sonraki geleceğe yerleşir. Silinmeden, solmadan sonsuzlaşır dünyanın her zamanında…
Kullandığı dil, vokale eşlik eden enstrümanlar (vokalsiz de olabilir) ve doğduğu coğrafyanın hiçbir önemi yoktur gerçek müzik severler için.
İşte son dönemde tesadüfen denk geldiğim bir şarkıyı dinlemenizi istedim bu gece: Grubun adı AWOLNATION ve şarkının adı da “The Best”.
1980’lerin havasını anımsatan şarkıya Alice Merton da eşlik etmiş ve ortaya bomba bir düet çıkmış. Şarkı ritmik ve keyifli, melodisi ise akılda kalıcı.
AWOLNATION, özel bir uluslararası iş birliği yoluyla Alternatif Radyo için “The Best” adlı single’ını şekillendirmiş. Hit single, “No Roots” ile ABD’deki Alternatif radyoda 1 numaraya çıkan ve tüm Avrupa’daki ana istasyonlardan küresel destek alan Alman/Kanadalı sanatçı Alice Merton’la birlikte büyük bir çıkış yakalamak üzere. Tabii bu korona pandemisinde ne kadar patlayacak, Allah bilir…
AWOLNATION’dan Aaron Bruno ve Alice’in düetini mutlaka dinleyin. Hatta kimileriniz şarkının giriş kısmını ve hatta nakarat kısmını zil sesi yapmaya kalkışırsanız da şaşırmam.
“Bilmesin o felek” şarkısı ne güzeldir..
Bilmesin o felek şarkısı, Orhan Gencebay’ın en bilinen şarkılarından olmasa da, Gencebay hit’leri arasındaki yerini her zaman korur. Yanılmıyorsam 1980 li yılların şarkılarındandı Bilmesin o felek..
Konuya nerden geldim onu anlatayım. Geçen gün Hop dedik Ayhan’ı dinliyorum radyoda. Ayhan’ı severim.Eskilerdendir. Çok sık radyoda dinlemem ama o gün nasıl olduysa radyo açtım.O anda da Ayhan, bu şarkının anons’unu yaptı. Ayhan her türlü müziği çalar ama eskileri hiç ihmal etmez. Neyse, devam edeyim. Anonsu yaptı ama söyleyen Gencebay değil Sibel Can’dı. Evet Sibel Can bir dönem bir Gencebay albümü yapmıştı. Hatta bir düet albümüydü bu.

Fakat bu şarkı Sibel Can’ın farklı bir albümündeydi. Can’da Gencebay şarkılarını en iyi okuyan kadın vokaldir. Kim ne derse desin. Şarkıyı dinlemeye başlayınca, bu şarkıyı çok uzun zamandır dinlemediğimi farkettim. Şarkı, hem sözleri hem de bestesiyle birlikte çok keyiflidir. Gencebay bu şarkısını biraz ağır okur Can’a göre. İkisinden de aynı tadı alırsınız ama biraz ritm seviyorsanız Can’ın yorumunu daha çok seversiniz. Ki bende Can’ın yorumunu beğenirim. Gencebay bu şarkıyı 1986 yılbaşında TRT 1 de eğlence programında okur. Video youtube da mevcut. Kesinlikle tavsiyemdir. Dinleyiniz.
Şarkının sözleri ise şöyle:
Bilmesin o felek
Seni çok sevdiğimi
Duymasın kaderim
Seni istediğimi
Alırlar seni benden
Vururlar yüreğimden
Bilmezsin sensizliğin bana
Neler neler çektirdiğini
Söyleme kıskanırlar
Ağlama dertli sanırlar
Çalarlar koparırlar
Bizi bizden ayırırlar
Gökçe Bahadır’ın “sana doğru”yorumu, mü-kem-mel!
Eskiden Tv medyası, Televole tarzı programlarla, mankenden oyuncu olur mu? Oyuncudan şarkıcı olur mu? gibi saçma sapan, lüzumsuz bir konuyu gündemde tutar, bizi de bu gereksizlikle oyalar dururdu. Olsa ne olacaktı, olmasa ne? Bu boş muhabbet, çok değil bir 10 yıl kadar sonra, herkesin her işi yapabileceğini göstermesiyle sonlanmış oldu. Yeteneği olan her insan istediği alanda başarılı olabilirdi.

Bir çok oyuncu şarkıcı oldu. Manken de oyuncu. Hatta şimdilerde yazarlar müzisyen bile olabiliyor. Bu halkaya en son katılan isimse Gökçe Bahadır..

Yaprak dökümü dizisiyle herkesin bildigi bir isim olan Bahadır. Sonraki yıllarda iyi dizi ve filmlerde yıldızını iyice parlattı. En son “ufak tefek cinayetler” dizisinde gösterdiği oyunculuk, Bahadır’ın “artık ben oldum” demesine hiç bir mani kalmadığının göstergesiydi.

Fakat bununla yetinmemiş Gökçe. Müziğe olan ilgisini ve yeteneğini de gösterdi. 80 lerin meşhur bir Ajda şarkısı olan “sana doğru” isimli şarkıyı okudu. Ve bence zor bir seyin altından kalkmayı başardı. Bahadır sesi, öyle aman aman bir ses değil. Fakat yorumu harika. Ayrıca ses rengi çok güzel. Kulağı hiç yormayan bu sesten, bu şarkıya benzer bir çok şarkıyı dinlemek keyifli olabilir. Cover dediğimiz şeyi doğru olarak yapabilen çok az sanatçı varken, Bahadır bu işi hakkını vererek yapmış. Bence Gökçe bu şarkıyla kalmayacak. Albüm ya da albümler yapmaya niyetlenirse şaşırmam. Ve umarım yapar. Şarkının klibide gayet iyi. Şarkının ruhunu yansıtmış. Sana doğru’yu Gökçe’nin sesinden dinlemenizi şiddetle tavsiye ederim.

Ebru Gündeş ve mektup tadındaki şarkısı “Aşık”
Bu şarkıyı ilk dinlediğimde pek havasına girerememiştim. Fakat sonra bir kaç yerde daha denk gelince hoşuma gitti açıkçası..
Özellikle şarkının dili çok başarılı. Sanki bir mektubu okur gibi yorumlamış Gündeş. Zaten Gündeş’in kötü bir şarkısına denk gelmek imkansızdır. Son 3-4 yıldır Gündeş şarkılarında ciddi bir değişim var. Arabesk ve fantezi enstrumanlarından ziyade daha özgün ve modern enstrumanları tercih ediyor. Keza yine düşük tonda ama yine küçük nağmelerle şarkıların duygusunu bize harika geçiriyor. Bence Ebru artık fantezi yorumcusu olmaktan sıyrıldı. Şarkı seçimleri çok titiz. Ritmik şarkılar yerine slow şarkılara ciddi bir meyletti. Ben bu durumdan şikayetçimiyim? tabiki de hayır. Çünkü bu tarz şarkıları sıkılmadan ve bol tekrarlı dinlemek mümkün. Mesela bu yazıyı yazarken en az 5-6 kere dönmüştür Aşık şarkısı. Bu Aşık şarkısı, genel olarak aynı formda söylediği şarkılara çok benzese de sözler çok samimi ve daha öncede söylediğim gibi sanki sevgiliye yazılan bir mektup tadında..
Şöyle başlıyor şarkının sözleri..
Aşkı aşık olana sor.Geceyi karanlıkta kalanaKeşke yanımda olsaydı.Canım öyle özledim ki. Ben aynı bildiğin gibiyim.Bakma sen bugün iyi değilim.Kim bilir belki havalardandır. Sen alınma söz vermedin ki. Aşktan oğlum bir hoş sağım solum. Sevdim malum ki en güzel huyum.Şu dünyadan bir aşık geçti deseler. Ben o’yum
Bu şarkı sözleri bana Rahmetli Kayahan’ın Bizim ki bir aşk hikayesi şarkısını anımsattı. Kayahan şarkının sonundaki şiir bölümünde şöyle diyordu: son mektubunu dün aldım teşekkür ederim…
ben sana yazmıştım; grip salgını var demiştim bak yine gribe yakalanmışsın. Neyse geçmiş olsun…
buralarda da hava soğuk ama hasta felan değilim…
gözlüklerle başım dertte, hayat işte yuvarlanıp gidiyoruz.
hepinizi çok özledim…
Bu sözlerin samimiyeti, Gündeş’in şarkısının tamamında var kesinlikle. “Aşktan oğlum bir hoş sağım solum” ne kadar içten bir ifadedir. İyi söz yazmak kesinlikle derin bir yaşanmışlık ve yetenekle ilgili. Ha bu arada şarkının sözlerini Ayla Çelik yazmış. Kendisi ekranlarda pek yok ama sözleri en güzel ağızlarda yankılanıyor. Müzikte Gökhan Tepe’ye ait. Bu kısma şaşırdım. Tepe’nin müzik düzenlemesini yaptığına ilk defa şahit oldum. Onunda eline sağlık. Güzel iş çıkarmışlar. Ben böyle şarkıları kusana kadar dinlemeye bayılırım. Kesinlikle listelerde ilk 3 te yer bulur kendine..
Fesleğenler de sinekleri kovamıyor artık..
Doğru ve yanlışın ayrımını artık vicdanların değil, kârların ve kazançların belirlediği bir dünyanın çocuklarıyız biz.
Dünya ve yeryüzünün artık bambaşka şeyler olduğu, fakat herkesin yeryüzünde yaşadığı farklı dünyalarında yalnızca öğrenmenin ve öğrenebilmenin hevesindeki çocuklarız biz.
İçimizdeki çocuk bizimle büyürken, bu gerçeği kabullenemeyenler de istemeyerek de olsa giderek çocuklaşırken, “Çocuk aslında neydi?” sorusuna cevap arayan çocuklarız biz.
Savaşlarımız, barışlarımızdan kıymetliydi. Çoğu barış ise sahteydi. Barış diyen her dilin yaptığı, kendine benzemeyeni kışkışlamaktı. Umut hep yalan yere aranıyordu. Gerçek ise yapayalnızdı ve o gerçek insanı arıyordu. İşte o gerçekle tanışan talihlileriz biz.
Sahi bu arada, “insan” neydi?
Dünya’ya atılmış olan mı?
Yoksa belli amaçlar için gönderilmiş olan mı?
İşte bu noktada “Gönderilmiştir” diyenlerin, mükafatını verecek olanın kim olduğunu, kendi adının ne olduğunu bilenler kadar emin kullarız biz.
Ve son olarak;
Bizler her daim “Biz kimiz?” sorusunu soranlarız.
”Biz kimiz?” sorusunu kırmızı çizgisi ilan edenleriz.
Merhaba, Osman Erim.








