Bazı şarkılar vardır, sadece bir melodiyle kalmaz, ruhun ta derinindeki anılara dokunur. Sezen Aksu’nun “Kurşuni Renkler”i de tam olarak böyle bir eser. Yıllar içinde pek çok değerli yorumcudan dinledik bu şarkıyı ama Göksel’in yorumundaki o içtenlik, beni alıp bambaşka bir yere götürüyor. Çoğu zaman bir ayrılığın, biten aşkın hüznü gibi algılansa da, bence bu şarkının asıl ruhu, geri dönmeyecek şekilde gidenlerin ardından duyulan o büyük kaybı ve yası fısıldar. Tıpkı yirmi sene önce kaybettiğim babamı hatırlattığı gibi. Her nota, her söz, kaybedilen bir sevgiliden ziyade, zamansız bir vedanın sessiz çığlığı sanki. Sanatın gücü işte burada devreye giriyor; herkesin kendi hayatından, anılarından parçalar bulup, şarkıyı kendine göre anlamlandırması onu daha da ölümsüz kılıyor.
..Diyarbakır Anneleri ve Sanatçıların Sessizliği
Diyarbakır anneleri, evlatlarını geri alabilmek için HDP binasının önündeki oturma eylemlerine aralıksız devam ediyor.
Eyleme katılan anne sayısı gün içinde 28 oldu sanırım. HDP ise sessizliğini hâlâ koruyor. Ortalama 4-5 yıl önce bir anda kaybolan çocukların akıbeti meçhul… Yalnız tek bilinen gerçek, bu gençlerin en son HDP binasına girerken görüldükleri.
Medya ise bu eylem karşısında ikiye bölünmüş durumda. İktidar kanadı ve evladı olup vicdanı olan her anne, Diyarbakır annelerine destek veriyor. Muhalefet kanadı ve medyası ise eyleme siyasi bir etiket takıp desteğe bir türlü yanaşmıyorlar.
Sanatçılar da ikiye bölündü. Vakti evvelinde cumartesi annelerine sanat dünyasının tüm demirbaş isimleri destek verirken, bugün ciddi bir kararlılıkla çocuklarına kavuşma hayali ile gece gündüz beton merdivenlerde oturan annelerin yanında sadece iktidara yakınlığı ile bilinen 5-6 sanatçı var.
Hülya Koçyiğit, Gülben Ergen, Muazzez Ersoy, Yavuz Bingöl, Hazım Körmükçü, Hasan Kaçan vs…
Yakında gelip destek verecek olan isimleri tahmin etmekse hiç zor değil: Alişan, Hande Yener, Hülya Avşar, Serdar Gökhan…
Peki ya muhalif gruptan olan günümüzün en popüler sanatçıları nerede?
Mesela Sezen Aksu, Ajda Pekkan, Nazan Öncel, Tarkan, Sıla, Emel Sayın ve Bülent Ersoy aklıma ilk gelen ünlüler…
Acaba hayvanlara yapılan şiddete, çevreye verilen zarara anında tepki gösteren bu isimler, neden söz konusu mağdur edilen anneler olunca bırakın Diyarbakır’a gelmeyi, Instagram ya da Twitter’dan ufak bir paylaşıma bile gerek duymazlar?
Bir düşünsenize; Tarkan Diyarbakır’a gelmiş. Kadına yapılan her türlü şiddete karşı olan Tarkan, PKK’nın annelere yaptığı bu psikolojik şiddete kayıtsız kalamamış, annesini ve eşini de alıp Diyarbakır annelerine desteğe gelmiş…
Bir hayal edin… Tüm basın orada yani HDP il binasının önünde. Anaların tam ortasına oturmuş, annelere moral veriyor Tarkan…
Sonra bir anda Sezen beliriyor caddenin köşesinde… Anaların ortasında oturan Tarkan’a “Kay biraz sağa” diyor. Analar seviniyor. Sonra bir de Ajda bitiyor mu bir anda? Bir müddet sonra başlıyor mu Ajda, “Ağlama Anne” şarkısını mırıldanmaya? Sezen de katılıyor mu yavaştan yavaştan? Allah’ım, ne muazzam bir görüntü! Ortam bir anda duygusal bir atmosfere bürünüyor mu bir de? Of, of…
Sonra bu görüntüleri TV’de izleyen Candan Erçetin de koyuluyor mu yola, yanına Sıla’yı alarak?
Ne güzel bir hayal, değil mi? Peki neden gelmiyorlar? Ya da gelemiyorlar?
Korku olmasa gerek bu gelemeyişlerin nedeni…
Neden ve kimden korkulur ki?
Diyarbakır annelerine “Oh olmuş” deme ihtimalleri de sıfırın altındayken…
O zaman geriye kalan tek ihtimal, bu isimlerin olaya siyasi bakmaları oluyor. Yani hükümet ne isterse ya da dilerse tersini yapmaları. Halbuki böyle bir mevzunun siyasisi miyasisi olmaz. Bu eylemin meşru olmadığını vicdanı olan hangi T.C. vatandaşı iddia edebilir ki? Bu ihtimale bir de iktidarla muhalefet arasında sıkışma korkusu yaşayan ünlüleri ekleyesim geliyor şu an.
Muhalefet tabanının en sevdiği sanatçılardan olan Fazıl Say, annesinin vefatı sebebiyle telefonla kendisini arayıp taziyelerini sunan Başkan Erdoğan’ı ve eşini konserine çağırdı diye bir anda “satılmış” yaftası yememiş miydi isminin önüne?
Ya da şahsi kütüphanesini Cumhurbaşkanlığı Kütüphanesi’ne bağışladı diye bir anda “yalaka” damgası yememiş miydi İlber hoca?
Sabah gazetesine bir röportaj verdi diye ve o röportajda “Hepimiz aynı gemideyiz” demecini veren Erdal Beşiktaşçioğlu’na da “İktidar yandaşı” diyerek saldıran, onca hakaret eden Twitter’ın sivri dilli muhalif kanadını unutmak mümkün mü?
Türkiye’de bu siyasi ikilemler yüzünden toplumun en bilinen ünlü yüzleri, arada kalmamak için yalnızca hayvanlara yapılan eziyete ve de kadına ve çocuğa yapılan şiddete tepki göstermekle yetinmiyorlar mı?
Bu ülkenin başına 40 yıldır bela olan bir örgütün siyasi sözcülüğünü yapan bir partiye ve bu partinin devlete karşı olan hasmani söylem ve tavırlarına nasıl tepkisiz kalınabilir? Anlamak ve anlatmak imkânsız…
(Bu arada uzun bir tatil sonrası şu an dönüş yolunda olan Küçükkaya ve Portakal ikilisi de doğrudan Diyarbakır’a desteğe gelirse ne muhteşem olur, değil mi? Neden olmasın?)






