Hyde Park’ta İngiliz provokatörün “Yassak hemşerim.” tripleri

Londra’daki Hyde Park’ta iki Müslümanın ibadetine müdahale eden ve kendini kanun uygulayıcı bir kolluk kuvveti gibi gösteren provokatörün, “Ben islamofobiğim, ırkçı değilim” sözlerini sosyal medyada gördüğümde aklıma ilk gelen şey, bu müdahalenin haklı olup olmadığıydı. O kadının tavırlarına baktığınızda, sanki oranın ahlak bekçisiymiş gibi Müslümanların önüne dikilip, hiçbir yetkisi olmadığı halde kendini kanun uygulayıcı bir kolluk kuvveti gibi göstermesi, hadsiz, yakışıksız, kibirli, üstenci ve tam bir salakça hareket. Modern hukuk sistemlerinde din ve vicdan özgürlüğü temel bir hakken, kamusal bir alanda barışçıl bir şekilde ibadet eden kişilere engel olmanın ahlaki ve hukuki hiçbir dayanağı yoktur.

Bu tür olaylar Türkiye’de de zaman zaman farklı gerilimler şeklinde yaşanabiliyor. Ancak ben, Türkiye’nin daha kucaklayıcı ve birleştirici bir güce sahip olduğuna inanıyorum. Avrupa’nın İslam’a karşı yüzyıllardır süregelen bir önyargısı varken, bunu değiştirecek olanlar yine Müslümanların kendileridir. Spor, sanat ve müzik gibi alanlarda kapsayıcı ve başarılı çalışmalarla bu duvarları yıkabilir, İslamofobiyi bertaraf edilebilir ya da minimum düzeye çekilebilir.

​Tüm bu tartışmalar ve temennilerle birlikte, eğer o kadının amacı Türkiye’de aynı şekilde provokatörler çıkması ve kaos ortamının yaratılmasıysa, umarım hiçbir zaman emeline ulaşamaz böyle tipler.

Ömer hocayı nasıl bilirdiniz?

ÖMER HOCAYI NASIL BİLİRDİNİZ?

Ömer hocayı severmiydiniz?

Ben çok severdim.( En çok Allah için ) Kalbi yumuşacık,efendi, çok bilgili,liyakatli ve hitabeti çok etkileyici bir din adamıydı o..

Her ilahiyatçı din adamı gibi, en çok Allah’tan ve dininden bahsederdi. İşi buydu. Fakat Ömer hoca diğer din adamlarından bir iki yönüyle ayrılıyordu. O ayrılma da, bilgide değil, üslup olarak oluşan bir farklılıktı. Ömer hocanın dini konularda anlattığı hadisler ve rivayetlerle, içindeki yoğun Allah sevgisi ve korkusunu izleyiciye bir şekilde geçirirdi. İzleyici derken, tabiki iman derecesi kendisiyle eşdeğer olan müslümanlara..

Yoksa Ömer hoca, kimliğinde islam yazan ve “elhamdülillah müslümanım” demekten başka, hiç bir amelde bulunmayan müslümanlar için pek keyifle izlenilecek bir profil değildi. Çünkü hoca, bu kesimin hiç hissedemeyeceği bir üslupla ve duyguyla konuşurdu. Çok ağlardı hoca. Gözyaşı ve burun akıntısı hiç rahat durmazdı. Akan gözyaşları için hep bir mendil taşırdı ceketinin cebinde. Kimileri onu çok ağlar diye sevmezdi. Bu yönüyle Hatipoğlu hocaya benzetilirdi. Fakat bence alakası yoktu. Çünkü Hatiploğlu hoca ağlamazdı. Döngeloğlu ise sanki bir çocuk gibi ağlardı. Ömer hocanın hakkında falsolu hiç bir haberede denk gelmemişsinizdir. Çünkü yoktur. Ve yine bu yüzdende hiç bulunamamıştır.

Ben hocayı gençliğimden beri bir tek kanal 7 ekranlarında görmüşümdür. Yani o,öyle kanal kanal gezen bir yapıda olmadı hiç. Kitlesi az ama Öz’dü gerçekten.

Siz şimdi bana şöyle sorabilirsiniz: “Sen bu hocayı her zaman oturup izlermiydin?”

Ne yazık ki bu soruya cevabım hayır. Ne yazık ki diyorum çünkü, bende hocanın sahip olduğu iman seviyesinde değildim. Anlayamayışım bundandı. Bu sebeple belli bir zaman sonra sıkılır, kanal değiştirirdim. Ömer hoca’yı anlayamayışımızı küçük bir örnekle anlatayım size..

Opera sever misiniz meselâ? TV de ya da bir radyo kanalında denk gelseniz, oturup kaç dakika izler ya da dinlersiniz?

Hiç değil mi?

Ama opera denilen sanatsal faaliyete saygınız vardır. Çünkü operadan hiç anlamasanız da hatta hiç hasetmesenizde, onu seven kendince ayrıcalıklı bir kitlenin takip ettiğini ve sevdiğini bilirsiniz.

İşte Ömer hoca’da, islamı bir yaşam sanatı olarak değerlendiririrsek, İslam’ın operasını yöneten şefti diyebiliriz. ( Teşbihte hata olmaz umuduyla )

Ömer hoca aynı zamanda, Kanal 7’nin demirbaş hocalarındandı. Nursaçan ve Akşit hoca gibi.. Ama onlardan daha yumuşak ve daha duygusal bir insandı.

Hadis bilgisi muazzamdı. Samimiyeti tamdı. Gereksiz lüzumsuz hiç bir konu hakkında konuşmaz. Yalnız Allah’ı ve peygamberin kelamlarını aktarırdı. Döngeloğlu o kadar Allah’a ve işine bağlıydı ki gayrimüslimlerin içinde barınan islam düşmanları bile onunla uğraşmadı. Belki de Allah korudu onların zehirli iftira ve yalanlarından..

Ve işte bu kıymetini bilmediğimiz Ömer hoca, bugün hak’ka kavuştu. O çok sevdiği ve aynı zamanda korktuğu Rabbine. Ölüm herkese farklı bir yerden gelir ya hani. Ona da Korona virüsle geldi. Hastalık sebebiyle ekranlarda da görünmüyordu. Çünkü hastanede müşahede altında tutuluyordu. Bu sebeple bir takım İslam muhalifi sosyal medya, hoca ekrana çıkmadı diye, kovuldu yalanı bile uydurdular. Yine kimi medya, halkın Döngeloğlundan bıktığı, bu sebeple Karataş hocayı istiyor diye haber yaptılar.

Hocaya Allah’tan rahmet, kederli ailesine sabırlar diliyorum. Döngeloğlu hoca 1968 doğumluydu. Yani ülkede yaşam ortalamasının çok altında. Şimdi ona kimileri ” çok erken gitti” falan diyecekler. Ama tabi bu yanlış bir mantık İslam’a göre. Çünkü zaman yalnız biz ölümlüler için var. Eğer bir ölüm gelmişse mutlaka takdiri ilahinin emriyle gelmiştir. Yani hiç bir ölüm ne erken ne geç ne de zamansız gelmez..

Tabi şimdi hocanın vefatı sebebiyle sosyal medyada yorum yapanlara bakıyorum. Siyasilerin bir çoğu başsağlığı dilemiş. Tabi dini yayın yapan TV ve sosyal medya hesaplarıda var iyi dileklerini paylaşan. Fakat popüler sanatçılar pek haberdar değiller gibi geldi bana. Gerçi haberdar oluncada, ne kadar paylaşım yaparlar orası da meçhul..

Fakat beni çok şaşırtan bir isme denk geldim bu gece, hocayı anan.. Onuda söylemeden geçemeyeceğim. O isim belki sizde şaşıracaksınız ama, Ajda Pekkan’ın ta kendisi.

Ajda Pekkan

Şimdi bu ismin Ajda Pekkan olmasına neden şaşırdım, onu anlatayım..

Bizim ülkemizde biliyorsunuz son dönemlerde ilahiyatçı din adamları pek sevilmez oldu.Siyasetin çirkin yüzü de olnlari belli saflarda konumlandırdı. Ya da bunu yapmaya zorladı Yaptıkları her hareket, attıkları her adım takip edilir. Eğer bulunursa da canına ot tıkanır. Hocaların insan olduğu unuturlurcasına ,hataları günlerce dillendirilir! İtibarsızlaştırılmaya çalışılır. Sanatçı, politikacı, hakim, avukat, öğretmen günah işler ama, dinle uğraşanlar en ufak hata yapamaz diye düşünülür. Oysa ki günahlar ve hatalar insanlar için vardır. Allah, ilahiyatçıların kalbini mi yıkadı da ( Hz Muhammed gibi ) hiç günah işlemeyeceklerine hükmetti?

Toplumun din adamlarına böyle acımasızca saldırmaları, aslında kendi günah ve hatalarını ört bas etme çabasından başka bir şey değildi. ” Bak din adamı ama, ne günahlar işliyor” demekle rahatlayan milyonlarca müslüman var bu ülkede. Elbette ki din adamlarının sorumluluğu kat be kat fazladır sıradan bir müslümana göre. Fakat bu durum onların itibarsızlaştırılacağı eleştirelere kaynak oluşturamaz.

İşte Ajda Pekkan bu garip kitleden kendini sıyırarak, hiç bir ideolojik ve siyasi etki altında kalmadan,bir paylaşım yaptı ınstagramın’dan. Hocaya rahmet, yakınlarınada baş sağlığı diledi. Ne mutlu Ajda Pekkan’a ki , Ömer hocanın ne kadar iyi bir insan olduğunu kavramış yaşarken..

Hatta bu taziye ile de yetinmeyip hocanın hayvan haklarından bahsettiği bir videosunu da paylaşmış. Pekkan’ın bu yaptığı güzelliği yapabilecek çok az star vardır bu ülkede inanın!

Neyse çok uzattım.Hoşcakal Döngeloğlu hoca. Mekanın cennet, kabrin nur olsun..

No.. Difference / Martha Bissman

Ne garip değil mi?

Türk ve müslüman olmayan, safkan bir avrupalı kadın milletvekili, taa Avusturyalar da islam’ı savunma gereksinimi hissedip, parlemento da müslümanların haklarını savunuyor..

Yakın bir tarihte konuşmak için çıktığı meclis kürsüsünde başörtüsü takıp, ne değişti şimdi? Ben aynı Çevre mühendisi ve milletvekili Martha değil miyim?” diye sormuştu hatırlarsınız.

İşte dün de, bu sefer aynı soruyu İnstangram hesabından sordu Martha,  “Şimdi ne değişti? Değişmedi”” diye..

Bissman, Müslümanlarla dayanışma içinde olduğunu açıkladığından bu yana aşırı sağcıların hedefi olduğunu söylemiş bir röportajda.

İlkokullarda başörtüsü yasağı başta olmak üzere birçok alanda ülkede yaşan Müslümanlara yönelik haksızlıklara yüksek sesle itiraz eden Bissman, çeşitli nedenlerden ötürü çok sayıda hakaret ve olumsuz yaklaşımla karşı karşıya kaldığını ancak ilk defa ölüm tehdidi aldığını dile getirmiş.

Valla bizden olmayan ama hakkaniyet bakımından biz müslümanları her türlü tehdide maruz kalan bu hanımefendi’yi cesareti için tebrik etmek lazım.

Ben şimdiden burdan davetimi yapayıp Martha’yı destekleyen Türkler ve müslümanlar adına. Orada ki baskı ve tehditler artarsa, çekinmeden Türkiye’ye yerleşebilir. Bu millet eminim kendisini bağrına basacaktır. Türkiye hakkında pek bir bilgisi yoksa, gerekli bilgiye Della Miles’tan alabilir. Malum Della, yeni müslüman olmuş ve Türkiye’ye sürekli gelip giden bir sanatçı..

Ya da belki bi bakarsınız Martha hidayet’e erivermiş.. 🙂 Kim bilir?

Dünyanın kaderi, kendini onaran ve yenileyen bir islam birlikteliğine bağlı..

Algı yönetimleri..

Son 200 yüzyılın en büyük yönetim tekniği. Tabi her stratejik atraksiyonun membağı olan Avrupa menşeili..

Algı yönetimin sahneye çıkan aktörleri, toplumun dikkatini istediği yere yoğunlaştırırlar önce. Sonra konunun içinde belli noktalara temas ederler. Bu noktalar toplumun sinir uçlarına dokunan bazen bir cümleden bazen de bir görselden oluşur. Algı yönetimleri, genelde (sözde ) tarafsız olduğunu iddia eden medya kanallarına ya da yazılı basın kanalları üzerinden yapılır.

Toplum, bu yönetim biçiminin, bilinçli bir yönlendirme yöntemi olduğunu idrak edemez. Bu yönlendirmeler, hedef aldığı her neyse ( kişi, kurum, millet, ırk, din, ) ya değer katar ya da değersizleştirir.

İşte İslam dini de, bu algı yönetimlerinin elinde sürekli farklı değer süreçleri yaşar. Özellikle Avrupa, din üzerinden yaptığı bu yönlendirmelerin hedefine genel olarak İslam’ı koyar. İslam dinine mensup insanların genel olarak, gerici, dünyadan kopuk, asi ve uygarlaşamamış bir topluluk olduğu fikrini yerleştirir kendi toplumuna.

Kapitalizm’in kültür emperyalizminin ve küreselleşmenin en yıkıcı etkilerini yaşattıkları islam toplumlarını, bu şekilde yansıtmak, onlar için hiç te zor bir iş değildir. Bir olamayan, hatta birbirinden kopuk olan onlarca islam ülkesi, bu algının altında ezim ezim ezilir de, bir gık diyemez dünya’ya. Bunun sebebi elbette ki siyasi ve ekonomik anlamda ki yetersizlikleridir.

İslami terör tabiri ise yalnızca Avrupa’da değil ülkemizde de artık çok kanıksanmış, alışılagelmiş, kabul edilmiş bir tanım haline gelmiştir.

İlk önce Avrupa’nın islamı, terörle nasıl ilişkilendirmiş olduğuna bir bakalım. Bu ilişkiyi kurdukları zaman dilimi tam olarak Amerika’nın Baba Bush dönemidir. Irakta ki Saddam rejimi yıkmak için sözde Saddam Hüseyin’in elinde kimyasal füzeler olduğu iddiasını ortaya atarlar. Bu iddia, algı yönetimlerinin islam ülkeri üzerinde ki ilk görüntüsüdür. Yaratılmak istenen algı şudur : Saddam diye bir lider vardır. Bu lider bir müslümandır. Ve bu lider elindeki füzelerle dünya barışını tehdit eder hale gelmiştir.

Halbuki dünya barışını tehlikeye sokacak en büyük güç, her zaman Amerika, Avrupa ve İsrail olmuştur. Bu gerçeğe rağmen Amerika, küresel güç olması ve her ülkede kendi çalışan medyası, zengin sınıfı ve ajanlarıyla bu algıyı çok hızlı bir sürede kabul ettirmiştir dünyaya..

Sonrası malum. Ele geçirilen yeni bir islam ülkesi, kendi liderine hain ve diktatör diyen bir millet. Ve islam olan ülkelerin her an dünya barışını tehdit edebileceği algısı.( ki sonradan pişman olmaları çok uzun sürmemiştir Irak halkının )

Irak bu algı yönetiminin ilk kurbanı olduktan hemen sonra, yine sözde dünya barışını tehdit eden bir lider daha yarattı Amerika. O da Bin Ladin’den başkası değildi. 11 Eylül olayı Amerikanın islam dünyasını hedef alan ve dünyaya islamafobia denen sanal korkuyu büyüten , en büyük algı yönetimi olmuştur.

Dünya toplumu artık, İslam deyince siyahi,  sakallı, beyaz entarili, göbekli cahil adamları aklına getirir olmuştur. Tabi bu adamların yanında, cahil, ezik, hiç bir hakkı olmayan, simsiyah çarşaflar içinde yaşayan kadınlar vardır.

Bu algı yanıltmalarının en son halkası, hepinizin bildiği ve ilk uydurulduklarında, simsiyah giyinen, boğaz kesen, şaç derisi kazıyan, kadınları kendine köle eden, ve sözde dünyaya gerçek dini getireceklerini iddia eden Amerikan senaryosu olduğu çok belli olan bir terör örgütü canlanır gözümüzde. Bu algı yönetiminin hepimiz kurbanı olduk en başta evet. Fakat çok şükür ki kendi toplumumuzun büyük bölümü bu oyunu artık biliyor. Fakat üzülerek söylemek gerekirse, içimizde halâ bu algı yönlendirilmesi sebebiyle, bilinç altında islamdan çekinen korkan vatandaşlar var. Öyle ki bu insanlar, Amerika kadar büyüyecek bir islam devletinin, dünyanın başına Amerika’dan fazla bela olacağını düşünürler.

Halbuki islam’ın doğasında baskı, zulüm, insan hakları tecavüzleri, kan ve gözyaşı barınmaz, barınamaz. Çünkü Allah, islamı dünya’ya bir rahmet ve kurtuluş yolu olarak indirmiştir. Sonsuz bir hayatta yaşanacak rahat bir düzende yaşamanın tek yolu olan İslam,( Allah ) nasıl olur da insanların zararına ve sıkıntısına sebep olacak bir kurallar bütünlemesini kullarına dayatabilir? Bu mantık sağlıklı bir mantık değildir. Tarihte dönem dönem uygulan yanlış islamı yönetimler, bu gerçeği değiştiremez.

Günümüzde yaşanan olaylar ve çekişmeler de artık gösteriyor ki, İslam dininin dünya’ya doğru şekilde anlatacak bir lider ülkenin varlığına her zamankinden fazla bir ihtiyaç vardır.

Benim kanaatim bu lider ülkenin Türkiye cumhuriyeti devleti olacağı yönündedir. Bu kanaate sahip oluşumun temel nedeni elbette 800 ler de islamla tanışan biz Türkler’in dünya’ya hakim olduğu ( Osmamlı adıyla ) 600 yıllık adaletli yönetim biçimidir. Zaten dünyada bizden başka başarabilen hiç bir medeniyet de yoktur.

İslamın temel iki direği olan, Ahlâk ve adalet kavramının yeniden inşaası için gerekli olan en büyük unsur, Dünya’ya bir çok bakımdan örnek olabilecek bir toplum modelidir. Bu modelin başta Avrupa’ya etki etmesinin ilk yolu da insani değerlerin her zamankinden fazla parlatılmasına dayanır.

Avrupa’nın şuan içinde bulunduğu yaşam biçiminde ki geldiği üst nokta, ( Teknolojik, teknik, bilgi, ) insani coğu değerin paslanmasına ya da yozlaşmasına sebebiyet vermiştir. Empati, paylaşım dayanışma dediğimiz üçlü değerler kümesi, yaşanan refah ve konformist anlayışla, yaşanmaz, yaşanamaz bir hale gelmiştir.

Bu hale gelen her gelişmiş ülke, kendi coğrafyası dışındaki toplumlara da hakir ve hasmani bir gözle bakınca ( baktırılınca aslında ) yukarıda bahsettiğim üçlünün yaşaması ve yaşatılması da bir imkansızlığa doğru sürüklenmektedir.

Dünya milletlerinin şuan içinde bulunduğu buhranlı yapıya dokunacak el, kesinlikle kendini onarmış, yenilemiş bir islam alemi olacaktır. Bu elin güçlenmesi için en başta lider bir devlet, akabinde yine bu devletin ahlâk’i değerlerine sıkı sıkıya bağlı vatandaşlarının doğması şarttır.

Bence dünyanın kaderi, islamın kucaklayıcı, bütünlükçü ve adil bir yapıyı genele yaymasına bağlı. Umarım bunu yapabilecek kabiliyete sahip olabiliriz bir gün..

 

Türk islam ülkücülerini işaretle.. / Seyyid Ahmet Arvasi

“Din eğitim ve öğretiminde, İslâm’ımın bu dış ve iç disiplinine gerekli önem verilmelidir. Akaid ve fıkıh kadar tasavvufa yabancı kalınmamalıdır.
Türk ve İslâm dünyasında yetişen gerçek ve yüce mutasavvıflar ve onların fert ve cemiyet terbiyesindeki değerleri kavranmalıdır. Ülkede gercek, ciddi ve resmi bir din eğitimi yaygınlaştırılmalı ve planlanmalıdır.

Bu yapılmazsa, iç ve dış düşmanlar harekete geçer, tertemiz dini hayat perişan edilmekle kalmaz, devlet de cemiyet de, fert de büyük zararlara maruz kalır.

Böyle bir işi de ancak Türk – İslâm Ülkücüleri gerçekleştireceklerdir”

Aynı arabaya binen insanlar, yolun sonunda farklı yerlere varabilirler. Yani mecazi olarak / Malcolm X

Farzediniz ki bazı insanlar bir arabaya binmişler ve kafalarına koydukları bir hedefe doğru basıp gidiyorlar, ve siz bu insanların yanlış yolda olduklarını biliyorsunuz. Fakat onlar kendilerinin doğru yolda olduklarından asla kuşku duymamaktadırlar. Bu durumda sizde onlarla birlikte aynı arabaya binersiniz ve konuşa konuşa gidersiniz. Sonunda bu insanlar gittikleri yolun yanlış olduğunu, varmak istedikleri hedefe bu yoldan gidilemeyeceğini görüp anlarlar ve sonra sizde onlara hedefe varmak için hangi yolu izlemek gerektiğini anlatırsınız, sizi ancak o zaman dinlerler.