Geçici Bir Öfke Değil, Kalıcı Bir Duruş: Boykottan İstiğnaya

Geçicidir boykotlar, uzun soluklu olamazlar. Ve bir haksızlığa tepki, bir şeyi almamayı ifade eder. Oysa istiğna bambaşka; insanı o tüketim çılgınlığından kurtarıp israfı bitiren köklü bir yaşam felsefesidir. Bu da İslâm dininin içinde barınır. Boykotlar ne yazık ki sürdürülemiyorken, geçici tepkiler olup kalır, karşı tarafı da cezalandırmaya yetmez. Ama istiğna, kapitalizmin o dayatmalarına “dur” demekle kalmıyor, israfı da bitirerek ekonomik özgürlük sağlıyor.

​İşte bunu, bu felsefeyi, bilinci tam anaokulu yıllarından itibaren eğitimle zihinlere kazımak lazım. Peygamber Efendimiz sadeliğin en güzel örneği olarak hayatımızın merkezindeyken, onun izinden giden büyük düşünürlerin, filozofların öğütleri de bu felsefenin kalıcı olmasını sağlayacaktır. Mesela İslâm tarihinde Ebu Zerr el-Gıfari isminde bir zat var. Malını ihtiyaç sahipleriyle paylaşarak büyük bir sadelikle yaşamış değerli bi insan. Hasan el-Basri ise vaazlarıyla sürekli ahiret bilincini hatırlatmış. Avrupa felsefesine bakarsan Sokrates “insanın ne çok şeye ihtiyacı yokmuş” diyerek sade bir yaşamı savunmuş, Diyojen ise mal mülk tutkusunu reddederek dünyevi zenginliklerin insanı yorduğunu en uç örneklerle göstermiş. Ne müthiş örnekler bunlar.

​Hani bir de alıştığımız konfor düzeninden çıkmak lazım; internette, dışarıda satılan o arabalar, elektronikler, dijital oyuncaklar, kıyafetler, hepsi bizim rahatımız ( konfor) için üretilmiş ve birçoğu gereksiz. Ama bulaşık makinesinden temizlik robotlarına kadar zaten katbekat üstün bir konforla yaşıyoruz. Artık her çıkan yeni model, daha önce icat edilenlerin bir parça geliştirilmiş ve makyajlanmış hâli. İşte o konfor düşkünlüğüne kanmayıp sahip olduklarımızla yetinebilmek, işte tam istiğna dediğimiz şey bu.

​Sadeleşmek ve tüketim çılgınlığı hakkında daha derin bir bakış açısı kazanmak isterseniz, Saadettin Ökten hocanın bu konudaki söyleşisini mutlaka izleyin, beni çok etkiledi inanın.

Hastane odasında da eğitim olur. Yeter ki birileri istesin

Memlekette hep kötü şeyler olmuyor elbet. Bakmayın siz Ulusal medyanın raiting’i bol kötü haberler verip durduğuna.. Aslına bakarsanız memletimde olan güzel şeyler belki bin,belki onbinlerce yaşanıyor. Fakat medyamız bunların da en uç örneklerini yansıtıyor ekranlara..

İşte en son güzel haberlerden biri..

Adıyaman’da vefakar bir öğretmenimiz, hastanede tedavi gören öğrencisi derslerden geri kalmasın diye hastane odasını dersliğe çevirmiş.

Adıyaman’da Yavuz Selim İlköğretim Okulu 4-H sınıfı öğretmeni Yılmaz Küçükaslan’ın hastanede öğrencisine hafta sonu ders vermesi takdirle karşılandı.

Ahmet Diyarbakırlıoğlu isimli küçük oğrencimiz, Adıyaman Eğitim Araştırma Hastanesinde 8 günden beri karaciğer enzim değerlerinin yükselmesi nedeniyle tedavi görüyormuş. Sınıf öğretmeni Yılmaz Küçükaslan hocamız da,öğrencisinin derslerden geri kalmaması için hafta sonu tahtasını ve kalemini alarak hastane odasında öğrencisine sürpriz yapmış.

Vefakar öğretmenimiz, hafta içi sınıfta işlenen fen bilgisi ve matematik derslerini tekrar anlatmış kardeşimize. Öğrenci velisi de,hastane odasındaki dersi fotoğraflayıp,sosyal medya da paylaşınca öğretmene tebrik mesajları gelmiş.

Biz de milletcek “vay be” demişiz.. Ne kadar zor bir şey gibi geliyor size değil mi? Aslında hiç de zor değil. Öğrencilerini seven her öğretmenin hiç düşünmeden yapabileceği bir davranış..

Fakat dedim ya.. Sürekli kötüyle ve kötülerle doldurulan beynimiz,bu tip güzel eylemleri görünce şaşırıyor. Ama yine ne yazık ki böyle güzel örnekler,bizim hayata bakış açımıza artı bir motivasyon katmaya yetmiyor..

Bu ve buna benzer gerçek ve keyifli haberler için ben TRT Haber kanalını tavsiye ediyorum. Hayatın içinde,habere konu olabilecek her türlü iyi ve kötü olayı,çarpıtmadan,abartmadan verebilmek önemli. ( TRT yi seviyorum,yalan mı söyleyeyim. Siyasesi haber dışında tabi )

Cibiliyet, mevcudu yaşatandır. Atılmaz, satılmaz ve eskimez!

Bu hikayeyi, hem içerik hem de kurgu olarak çok beğenmişimdir her daim..

Karakterin ve özün değişmezliğini bariz bir şekilde önümüze koyar çünkü. Üstünde ne kadar çalışılırsa çalışılsın değişmez. Biraz evrilse de zamanla, bu gelişimi sıfırlar vakti gelince..

Hikaye şudur efendim..

Padişah vezire sormuş:

Vezir!
-Eğitim mi önemli soy sop mu (Cibilliyet) ?
vezir düşünmeden cevap vermiş:

-Cibilliyet, padişahım.

… padişah memleketin her yerine tellallar çağırtmış.
-duyduk duymadık demeyin en iyi hayvan eğiticisine yüz kese altın en iyi hayvan eğiticisi padişahın huzuruna çıkarılmış. padişah hayvan eğiticisine sormuş:

-Bir kediye tepsiyle servis yapmayı ne kadar zamanda öğretebilirsin?
-Altı ayda öğretirim padişahım.
altı ay dolmuş, huzura alınmış.

padişah:
-Öğrettin mi?
-Öğrettim padişahım.

saray erkanı toplanmış, kedi elinde tepsi servis yapmaya başlamış, tam vezirin önüne gelmiş; padişah yine vezire sormuş:
Vezir! demiş.

-Eğitim mi önemlidir cibilliyet mi?
vezir padişahın sorusuna cevap vermeden önce cebinde hazır tuttuğu fareyi yere bırakmış.

kedi tepsiyi attığı gibi farenin peşinde koşmaya başlamış.
tabi altı aylık eğitimde boşa gitmiş.
Vezir cevap vermiş.

-Cibilliyet padişahım

Eğitimli eğitimsiz, yetiştirmek..

“İnsanları eğitim anlamında kıyaslarken okul, aile ve kendi kendini eğitme becerileri çerçevesinde değerlendirmek gerekir. Ancak tüm bu etkenler arasında asıl önemli olanın, aldıkları eğitimin kalitesini çevrelerine ve size nasıl yansıttıkları olduğunu unutmayın. Çünkü her eğitim almış kişi, ‘eğitilmiş’ sıfatını taşımaz.”