Karadenizli kız / Ülkü Tamer

Öğretmenliğe başladığımda, bir de baktım, ufak tefek armağanlar beliriyor. takvim, dolma kalem, not defteri.. Hiçbirini almadım. “sakın bana bir şey getirmeye kalkmayın.” dedim. Bunun lafta kalmadığı, ne kadar kararlı olduğum anlaşılınca armağan verme “teşebbüs”leri kesildi.

Bu ilkemi sadece bir kere bozdum.
Karadenizli bir kız vardı sınıfta. Andersen’in kibritçi kız’ı. yoksullar arasında en yoksulu. Ama inanılmaz derecede onurluydu. Kimseye göstermek istemezdi yoksulluğunu. Hüzünlü, acılı yüzüne her bakışımda yüreğimin ortasına incecik bir bıçak saplanırdı.

Bir kış günü ders arasında sınıftan çıkmadım. Pencereye gidip dışarıyı seyretmeye koyuldum. yağmur çiseliyor. Kapının önünde bir simitçiyle bir tatlıcı çene çalıyor. Karadenizli kızı gördüm birden. koşarak simitçiye gitti, bir simit aldı, yine koşarak okula döndü. Koridorlarda oynayan öteki öğrencilerin yanına.
O güne kadar bir kerecik bile simit görmemiştim elinde.
Kapı vuruldu. açıldı. döndüm. Karadenizli kız. simiti uzattı.
“al, öğretmenim.” dedi.
“biliyorsun” dedim, “ben..”
sözümü kesti.
“yiyeceksin!” diye bağırdı. “sana aldım! Sen bizim için neler yapıyorsun!”
Simiti elime tutuşturdu. Koşarak çıktı.
O simiti yedim. dünyanın en acı; ama en lezzetli simitiydi.
İyi ki ders arasındaydık. İyi ki çocuklar koridordaydı. İyi ki hiçbiri onu nasıl boğazım düğümlenerek yediğimi görmüyordu.

Cibiliyet, mevcudu yaşatandır. Atılmaz, satılmaz ve eskimez!

Bu hikayeyi, hem içerik hem de kurgu olarak çok beğenmişimdir her daim..

Karakterin ve özün değişmezliğini bariz bir şekilde önümüze koyar çünkü. Üstünde ne kadar çalışılırsa çalışılsın değişmez. Biraz evrilse de zamanla, bu gelişimi sıfırlar vakti gelince..

Hikaye şudur efendim..

Padişah vezire sormuş:

Vezir!
-Eğitim mi önemli soy sop mu (Cibilliyet) ?
vezir düşünmeden cevap vermiş:

-Cibilliyet, padişahım.

… padişah memleketin her yerine tellallar çağırtmış.
-duyduk duymadık demeyin en iyi hayvan eğiticisine yüz kese altın en iyi hayvan eğiticisi padişahın huzuruna çıkarılmış. padişah hayvan eğiticisine sormuş:

-Bir kediye tepsiyle servis yapmayı ne kadar zamanda öğretebilirsin?
-Altı ayda öğretirim padişahım.
altı ay dolmuş, huzura alınmış.

padişah:
-Öğrettin mi?
-Öğrettim padişahım.

saray erkanı toplanmış, kedi elinde tepsi servis yapmaya başlamış, tam vezirin önüne gelmiş; padişah yine vezire sormuş:
Vezir! demiş.

-Eğitim mi önemlidir cibilliyet mi?
vezir padişahın sorusuna cevap vermeden önce cebinde hazır tuttuğu fareyi yere bırakmış.

kedi tepsiyi attığı gibi farenin peşinde koşmaya başlamış.
tabi altı aylık eğitimde boşa gitmiş.
Vezir cevap vermiş.

-Cibilliyet padişahım