Diplomasi Arenasında Şortlu Beden Dili: Fetterman ve Netanyahu

​Siyasi liderlerin bir araya geldiği anlar, sadece söylenen sözlerle değil, beden dilleri ve giyim tarzlarıyla da büyük dikkat çekiyor. Fetterman’ın giydiği şort ve bacağını neredeyse havaya kadar kaldırarak sergilediği rahat oturuş biçimi, adeta tatil arasında gerçekleşen bir görüşmeyi andırıyor. Karşısındaki Netanyahu’nun mahcup duruşuyla tezat oluşturan bu görüntü, kamuoyunda ciddi eleştirilere yol açabilecek bir dengesizliği ve güçsüzlüğü gözler önüne seriyor. Netanyahu’nun içinden nasıl köpürdüğünü tahmin etmek zor değil; ancak karşısında Amerika olduğu için bu duruma sessiz kalmak zorunda kalmıştır. Eminim, Netanyahu’nun kendi halkı da onu bu konuda eleştirecektir. Zaten zayıf olan o ciddi, güçlü lider imajı bu görüntüden sonra iyice yerin dibine batmış durumda manzaraya bakınca!

Yaralı diz katliamı,Georges Floyd’un ensesine basan dizle devam ediyor..

​Lanet olasıca Amerika!

​Evet, bu yazıya en uygun giriş cümlesi kesinlikle bu!

​Kurulduğu günden bu güne dünya’ya, özellikle de kendine bir millet şuur edinememiş; mazlum ve savunmasız yaşayan halkları bir şekilde ezen, köleleştiren ve sömüren Amerika…

​Üstelik bu zulümleri sözde bir özgürlük ve demokrasi söylemiyle gerçekleştiren, çakma bir ruhla kurulmuş yapay devlet olan Amerika…

​Ve parası ile gücünün büyüklüğü karşısında onu bu tavırlarından caydırmaya, dizginlemeye cesareti olmayan yüzlerce devletin bir arada yaşadığı bir garip dünya…

​Amerikan katliamlarını saymakla bitiremez insanlık son iki yüz yıldır. Kızılderililer bunların başında gelir, sonra Vietnam. Tarihi sırasıyla şöyle yazayım: Küba, Panama, Guatemala, Nikaragua, Meksika, Filipinler, Afganistan, Irak, İran ve Suriye’de yüz binlerce sivili öldürüp dünya tarihinin en büyük vahşet ve katliamlarına imza atmıştır.

​Amerika için din, renk, millet, tarihi değerler ve insani erdemler yoktur; amacına ulaşmak için her yol mübahtır. Çünkü kuruluş amacı budur. Amerika bir devlet gibi kurulmuş görünse de sadece zulümden elde edeceği hükümranlığı ister.

​Amerika diye bir devlet yoktur aslında; işgallerle üstüne oturduğu topraklar vardır. Böyle yapay bir devletin sonsuza kadar yaşayacağını ve ayakta kalacağını öngöremiyorum ben.

​Amerika, yüzsüz bir sistematiktir. Bu sistematiklik onun yüzüne tükürdüğünüzde bile bozulmaz ve fire vermez. Öyle ki “Yarabbi şükür!” cümlesini otomatik olarak seslendirir.

​Amerika’nın sistematiğinde derisinin rengi koyu olanlara da yer yoktur. Daha şurada 60-70 sene önce siyahları köle gözüyle gören Amerika, bugün her ne kadar zenci ve siyahi ırka dokunmuyor gibi görünse de (sanatçı, sporcu, müzisyen vb.) aslında içten içe ifrit olur. Ve kapitalist sistemini yükselten ünlü siyahi isimlerin yolunu açar ve pazarlar. Çünkü bu isimlerin takipçilerini de kontrol edip onlara da mal satmak ister. Meşhurlaştırdığı isimlere bulaşmazken siyahi alt ekonomik sınıftaki vatandaşlardan öfkesini alır; aynı polis şiddetine uğrayıp ensesine diziyle çöken bir zebaninin kurbanı olan George Floyd gibi…

​Amerika’nın gerçek yüzü en çok da emniyet birimlerinde kendini deşifre eder: FBI, CIA ve polis teşkilatında… Irkçı ve faşist kafalardan seçilen tipler alınır teşkilata. Vicdan sahibi, dindar ve ahlaklı bir Amerikalı kolay kolay yer bulamaz kendine bu kurumlarda.

​Düşünsenize ya! Sırf deri renginiz siyah diye, ya da gözleriniz çekik diye, ya da kızıl saçlısınız diye aşağılanıyorsunuz! Hem de bu yüzyılda ve hem de elinizden hiçbir şey gelmiyor. Vallahi ben dünyada en sabırlı iki milletin olduğuna inanıyorum: Biri Türkler, diğeri de Afrikalılar ve dünyadaki tüm siyahiler. Çünkü bu iki toplumla uğraşmayı hiç bırakmadı Avrupa!

​46 yaşında bir suçsuz Amerikan vatandaşı George Floyd… Şerefsiz ve vicdansız bir Amerikan faşistinin dizinin altında son nefesini veriyor, “Nefes alamıyorum!” diyerek ve inleyerek gücü yettiğince. Bilmem bilir misiniz, tarihte yine çok acı bir Amerikan zulmü hikayesi vardır: “Yaralı Diz Katliamı” olarak geçer tarihe. “Wounded Knee Katliamı”, Lakota Siyuları ile Birleşik Devletler arasındaki son büyük çatışmadır. Güney Dakota’da Pine Ridge Kızılderili Rezervasyonunda, Wounded Knee Deresi yakınlarında 29 Aralık 1890’daki olaylarda 62’si kadın ve çocuk en az 153 Kızılderili öldürülür.

​Katliamı yaşayanlardan biri olan Gelincik Louise, katliamı şu sözleriyle anlatır:

​”Kaçmaya çalıştık. Ama yaban sığırı gibi bir bir vurdular bizi. Beyazların içinde de iyi insanlar bulunduğunu biliyorum ama kadınları ve çocukları da vurduklarına bakılırsa askerler çok kötü insanlar olmalı. Kızılderili askerler beyaz çocuklara asla böyle yapmazlardı.”

 

​Katliamı yaşayan şaman Kara Geyik, katliamı şu sözleriyle özetler:

​”O zaman kaç kişinin öldüğünü anlayamamıştım. Şimdi kocamışlığımın şu yüksek tepesinden gerilere baktığımda, yerde birbirleri üzerinde yığılı duran boğazlanmış kadınları ve çocukları hâlâ o genç gözlerimle görebiliyorum. Ve orada, o çamurun içinde bir şeyin daha öldüğünü ve o kar fırtınasına gömüldüğünü görebiliyorum. Evet, bir halkın düşü öldü orada…”

 

​Yazının sonunda Rabbimin bu azılı yapay katliam devletini helak etmesini diliyorum (tabii halkını değil, devlet sistemini yürütenleri). Dünya, Amerika ve türevleri dizginlenmeden refaha ve barışa kavuşamaz. Bu arada Floyd’un ailesine de sabırlar versin Allah, acılarını hafifletsin. Allah dünyada zulüm gören ne kadar halk ve topluluk varsa kurtarsın ve bizi de kurtarma operasyonlarına vesile kılsın inşallah.

​Amin…

 

Meksika sınırında kurulan tahteravalli..

Kaliforniya Üniversitesi Mimarlık Bölümü profesörleri Meksika-ABD sınırına tahterevalli kurdu. Sınırın iki yakasındaki çocukları buluşturan proje anlamlı görüntüler oluşturdu.

Kaliforniya Üniversitesi Mimarlık Bölümü profesörlerinden Ronald Rael ve Virginia San Fratello ABD Başkanı Donald Trump’ın güçlü bir duvar örmek istediği Meksika- ABD sınırına tahterevalli kurdu. Sınırın iki tarafındaki çocukların, duvarın varlığına karşı beraber eğlendiği anlar ise Rael tarafından sosyal medya üzerinden paylaşıldı.

Profesör yaptığı paylaşımda projeye destek veren herkese teşekkür ederek, “ Bu Fratello ve benim kariyerimiz için, 2009’da kavramsal bir çizim olarak başlayan Duvar Tahterevalli’si projesinin hayata geçtiği inanılmaz ve eğlence dolu bir deneyimdi” ifadelerini kullandı.

Trump bey’in Jean nine’ye “tipim değil” açıklamasına feci güldüm..

Şu Amerika’nın tarihinde sex skandalları hiç bitmez malum.. Seçilen her başkan, başkan olmadan önce türlü naneler yer, sonrasında bu nanelerin biri illa ki patlar.

Amerikan medyası maşallah! dünyanın en profesyonel sex skandalı medyasıdır. Bu medya bu olayları duyururken, başkanın ne rezilliğini ne utancını ne de ailesini önemsemez. Çünkü bu tip konular Amerikan halkı için normal bir yanlıştır. Yani olayın ne dini, ne de Ahlâki bir boyutu vardır. Önemsedikleri tek konu ise çapkınlık yapan başkanın eşidir. Kocası tarafından aldatılan bir First Lady olmak ne trajik bir ailevi meseledir.

Mesela Clinton ve Monica skandalı da aynı böyledir. Tüm dünyada yankı bulmuştur. Clinton’ın siyasini kariyerini bitirmiştir. Fakat bu bitiş, bize göre bir ahlaksızlığın sonucu iken Amerikan halkı için böyle değildir. Onlar Clinton’ı eşini aldattığı için değil, yaptığı naneyi gizlemeye çalışıp inkar ettiği için silmiştir.

Ve işte iki gündür dünya magazin medyasını meşgul eden konu, Yaşı 75 olan Elle dergisin makale yazarı olan Jean Carroll isimli ninenin, 1990 lı yıllarda, Donald Trump’ın kendisine tecavüze yeltendiğini fakat becemediği iddiası oldu.

Bu iddiayı ya da iftirayı ya da her neyse işte, ortaya atan kadın hangi mantıkla bunu yaptı anlamak zor.:) Evet, Jean nine’den önce, 15 kadın daha Trump’a tecavüzcü demişti. Fakat Trump hiç birini hatırlamıyor. Tabi bir de nereden hatırlasın ki adam? 10-15 zaman harcayıp üzdüğü kadınları yarım asır sonra! 🙂 [ tabi böyle şeylere yeltenmişse gerçekten ]

Tabi bur da Jean nine’ye sorulacak bir sürü soru var. Bu iddiayı 30 yıl bekleyip de, şimdi ortaya attın?

Ne yani Jean nine, sen şimdi bu söylemle Trump’ı koltuğundan mı edecen, seçim önü?

Ya da karısı bunu duyunca, pılıyı pırtıyı toplayıp, bir de 100 milyon dolarlık tazminat davası açacak falan mı sanıyorsun acep?

Bunlar çok düşük ihtimaller. Adamın zaten son kullanım süresi doluyo siyaseten. Yeni başkanı belirleyecek olan Amerikan derin devleti olduğuna göre böyle tahminler hep boşa nefes tüketmekten başka bir işe yaramaz.

Bu mevzuda beni güldüren tek ilginç tarafsa, Trump’ın bu iddiayı ortaya atan teyze’ye “tipim değil” değil diyerek, iddiayı yalanlaması oldu. Böyle bir cevap anca Trump gibi laçka bir adamdan gelirdi ve de geldi 🙂

Tabi siz de şimdi benim, “Trump böyle şeyler yapmaz” diyenlerden falan olacağımı sanmayın ama, bu tip meselesinde hak veriyorum 🙂 Yapmış mıdır? diye sorarsınız, bende: Dünya siyaset sahnesinde, siyasi ve diplomatik anlamda ki politik tecavüz eylemlerini görünce “o potansiyel Trump’ta var” diyebiliyorum rahatlıkla.

Yalnız bu iddiayı reddediş biçimini de tekrar alkışlıyorum. Trump’ın Jean Carroll isimli kadına “tipim değil yalan söylüyor” demesi ciddi bir hakaret kapağıdır.

Bu tip çapkınlık ve sex olaylarının bizim memlekette ki yansımalarının sonuçlarının çok ağır olduğunu, zaten siz de gayet iyi bildiğinizden fazla değinmeyeceğim. Fakat bu konuda, çok ağır bedel ödeyen siyasileri görünce de, çok şükür ahlak, edep, aile ve onur gibi kavramları yaşatma da, milletçe halâ çok güçlü bir şekilde gayret gösteriyor olmamıza seviniyorum açıkçası.

En azından bu konuda ve çok şükür “Amerikanlaşmadık”..

S-400, aslında bekasal anlamda rahatlatıcı çok güçlü bir anti depresandır..

S 400..

Biraz haber izleyen herkesin bildiği bu silah sistemi, başarılı ve etkili bir savaş füzesi olması yanında, aslında kullanan milletlere iç ferahlığı sağlayan, huzur verici, çok muazzam bir psikolojik anti oksidandır. Evet yanlış okumadınız! S 400 kullanan toplumları, dışarıdan gelecek bir çok tehlikeye karşı katalizör görevi görür.

Kaygı, endişe gibi duyguları bastırır. Gece uyku kalitesini arttırır. S 400 kullanan toplumların temiz bir hava sahası olur. Meselâ F35 denilen tehlikeli mikrobun hakkından gelen tek ilaçtır. Havadan gelecek her türlü mikrobik saldırıyı (!)o an dakikalar içinde imha eder.

S 400 ler aynı zamanda iyi bir motivasyon arttırıcıdır. Benzerlerine kıyasla hiç bir risk taşımazlar. Tamamen direnç artırıcıdır. Bir S 400 kullanıldığı andan yalnızca bir kaç dakika sonra güçlü etkisini gösterir. Karşılaştığı her türlü bakteri ya da mikrobun kimyasını bilir. S 400 ün önemli artısı uygun oluşudur. Hızlı tedarik edilir. Kullanımı kolaydır. İstenildiği yerde saklanabilir. Güneşli ve rutubetli yerlerde bile bozulmaz.

Reçete ile alma mecburiyetiniz yoktur. Sabah, ögle , akşam tok karnına ya da aç karnına kullanılır gibi kuralları yoktur. 24 saat kullanıma açıktır.

S-400 ü diğer anti oksidanlarla da kullanmak mümkündür. Yani kara silah sistemleri, denizaltı torpilleri ve uçak roketleri ile beraber kullanılabilir.

Ayrıca çok güçlü bir anti depresandır. Korku, panik atak gibi duyguları bastırıcıdır.

Tabi S-400 leri, çoçukların uzanamayacağı yükselikte muhafaza etmek zaruridir. Muhteviyatında ki bütün içerik, ve malzeme ve parçalar, tedarikçi ülke tarafından kargoyla gönderilir 🙂

Yukarıda ki bilgileri “E napacan S-400 ü be yaaa?” diye soran arkadaşlarınızla gönül rahatlığıyla paylaşabilirsiniz. Her iki ayaklı mikropların saçabileceği her türlü bekasal tehdide karşı en güçlü ilaç kesinlikle S-400 dür.

Trump bey, twitter takipçilerinin azalmasına çok bozulmuş!

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump, takipçi sayısı azaldığı için eleştirilerde bulunduğu Twitter’ın CEO’su Jack Dorsey ile Beyaz Saray’da görüşmüş. Trump, Dorsey ile görüşmesini Twitter hesabından paylaştığı bir fotoğraf karesi ile duyurmuş. Trump, Twitter’ın aktif olmayan ve sahte üye profillerine karşı yaptığı temizlik operasyonundan sonra 320 bin takipçi kaybetmiş.


YORUM

Şaka gibi bir haber bu. Koskoca Amerika’nın başında ki adamın dert ettiği konuya bakın. Dünya’nın haritasıyla sınırlarıyla sürekli oynamaya çalışan bir devletin başkanının hesabını kim ne diye takip eder diye düşünmeden edemiyor insan.

Dünya insanlığına sanal bir dünya, kan ile gözyaşından başka bir şey veremeyen bir adamı takip etmek, anca onunla aynı şuura hizmet eden ve maşa olarak kullanılmaktan zevk alan yancı şakşakçıların işidir en önce. Sonrasında da, “bu andaval gene ne diyor” diye merak eden kitlelerin takibinden söz edilebilir. 

Trump, bu takipçi sayısından o kadar rahatsız olmuş ki, Jack Dorsey’i cağırıp yüzüne söylemiş. Jack Dorsey ne demiş diye çok merak ediyorum açıkcası. “Efendim bu azalmanın sebebi sizin saçma açıklama ve yorumlarınızdan kaynaklandı” diyememiştir elbette 🙂 Çünkü bu cümlenin kendisinin sonu olacağını bilir. Bu soruya ” Efendim, bu konuyu bir araştıralım ve size bildirelim demekle yetinmiş olabilir. 

Halbuki Trump bu konuyuda her mevzuyu abarttığı gibi abartmış. Öyle ki kendisinden önceki başkan Obama bey, 2.3 milyon takipçi kaybetmiş ve bu konuyla ilgili ağzını açıp tek kelime etmemişti. Belki umursamadığından, belki de bu gerçeği kabul ettiğinden olsa gerek, gündemine bile almamıştı. 

Trump belki de sonunun Obama gibi olacağını gördüğü için Twitter’ın başkanına erken bir uyarı yapmış olabilir. Önümüzde ki günlerde Trump’ın takipçileri artarsa şaşırmam söyleyeyim 🙂 

Valla Trump efendinin takipçisi ister 100 milyon olsun ister 1 milyar, bu Trump’lı Amerikanın dünyanın içine edişini temizliyor sonuç olarak..

 

Yerdekine acımayan Coni, göktekine acır mı?

 

Şu Amerika’nın zarar vermediği bir canlı kaldı mı acaba? diye düşünmeme sebep olan bir haber bu. Yani şu dünyanın bir dili olsa da kendisi anlatsa şu lanet olasıca devlet’in şerrini!

Sosyal medyada gördüğüm haber şu: ABD’deki gökdelenlerin yılda yaklaşık 600 milyon kuşunun ölümüne neden oluyor..

Cornell Kuşbilimi Laboratuvarı adlı kuruluşun araştırmasına göre gökdelenlerin yapay ışıkları nedeniyle yön duygularını kaybeden hayvanlar binalara çarparak yaralanıyor, çoğu kez de ölüyormış. Özellikle kuşların göç zamanında daha ağır oluyormuş bu soykırım!

Sonuçları “Frontiers in Ecology and the Environment” adlı bilim dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, ABD’de kuşlar için en tehlikeli kent Chicagoymuş. Bunu Houston ve Dallas izliyormuş. Bu kentler, kuşların göç yolları üzerinde bulunuyor.Göç mevsiminde binlerce kilometre yol kat eden kuşların yolculukları cam binalara çarpmaları nedeniyle birkaç saniye içinde son buluyor.Uzmanlara göre, birçok kuş gece uçuyor. Gökdelenlerin ışığı kuşları çektiği için hayvanlar birbirleriyle çarpışıyor ya da binalara çarpıyor.’Gökdelenler, gece ışıklarını kapatmalı’Bazı kuşlar için binaların ışıkları o kadar yanıltıcı oluyor ki, nereye gideceğini bilemeyen hayvanlar saatlerce kanat çırıpıyor. Kuşlar sonunda bitap düşüp, kendileri için güvenli olmayan yerlere inmek zorunda kalıyor.

Yerde hersene onbinlerce insana kıyan Amerika, gökyüzündekileri de rahat bırakmıyor anlayacağınız. Şimdi desek ki Amerika’ya:  “Ey Amerika gece kapat şu gökdelenlerinin ışıklarını.Kuşlar ölüyor” bizi ne kadar ciddiye alır acaba? Yerdekine merhamet etmeyen göktekine acır mı?

Aynı arabaya binen insanlar, yolun sonunda farklı yerlere varabilirler. Yani mecazi olarak / Malcolm X

Farzediniz ki bazı insanlar bir arabaya binmişler ve kafalarına koydukları bir hedefe doğru basıp gidiyorlar, ve siz bu insanların yanlış yolda olduklarını biliyorsunuz. Fakat onlar kendilerinin doğru yolda olduklarından asla kuşku duymamaktadırlar. Bu durumda sizde onlarla birlikte aynı arabaya binersiniz ve konuşa konuşa gidersiniz. Sonunda bu insanlar gittikleri yolun yanlış olduğunu, varmak istedikleri hedefe bu yoldan gidilemeyeceğini görüp anlarlar ve sonra sizde onlara hedefe varmak için hangi yolu izlemek gerektiğini anlatırsınız, sizi ancak o zaman dinlerler.

Gobels tekniği ve günümüz uygulayacıları..

Hitler’in propaganda bakanı Gobels’in görevi çok boş ama tesiri çok etkili bir çamur at izi kalsın stratejisiydi. Strateji şöyleydi.
– Yalan söyle
– Yalanı tekrar et
– Yalana cevap iste
– İstektemekte ısrarcı ol.
– Cevap verilse de yalanı tekrar etmeye devam et.
– Aynı yalanı çok sayıda kişinin defalarca tekrar etmesini sağla.

Ve böylece karşı tarafın yaptığı en hayırlı ve en faydalı icraatları bile görmezden gelen bir kitle yaratılmış oluyordu. Hatta bu kitle öyle bir hale getirildi ki iftirayı atan kişinin hatalarını, güdülendikleri isme olan kinlerinden dolayı görmüyor ya da görmezden geliyorlardı.

Aslında bu strateji bugünde halâ gerek ulusal gerekse yerel siyasette çok kullanılan bir teknik. Özellikle Amerika bu sistemi şuan da en aktif uygulayan devlet. Son 20 yılda bu planla 5 ülkeyi iç savaşa sürüklemeyi başardı. Irak, Afganistan, Libya, Mısır ve son olarak Suriye bu planın kurbanları oldular. Şimdi de Venezula bu oyuna getirilmek üzere. Umarım paçayı kurtarmayı başarırlar.

 

Bence Ernest Hemingway..

Ernest Miller Hemingway, Amerikalı romancı, hikâye yazarı ve gazetecidir.Amerika’dan çıkmasına üzüldüğüm bir yazardır. Sade yazma tekniği ve basit üslubuyla 20. yüzyıl kurgu romancılığını etkileyen isim olmuştur. Nobel ve Pulitzer Ödülü sahibi bir yazardır. Amerika bu yazarıyla pek övünür..

Kırmızı ibikli küçük tavuk masalı, Aktivistlerin diline düşerse..

Kapitalizmin Ekonomik İlişkiler Döngüsü
“ABD ve İngiltere’de ilkokul çocuklarına okutulan, Rus kökenli bir halk masalı var.
Adı, Kırmızı İbikli Küçük Tavuk.

Kırmızı ibikli küçük tavuk, gezinirken buğday tanesi bulur, o buğdayı tarlaya ekebilmek için çiftlikteki öbür hayvanlardan yardım ister, hiçbiri yardım etmez, kırmızı ibikli küçük tavuk mecburen iş başa düştü der, kendisi eker, kendisi büyütür, kendisi hasat eder, kendisi değirmene taşır, kendisi un yapar, neticede ekmek yapar. Mis gibi ekmek kokusu etrafa yayılır. Kırmızı ibikli küçük tavuk “beraber yiyelim mi?” diye sorar. O hiç yardım etmeyen öbür hayvanların ağzı sulanır, “eveeeet yiyelim” derler. Kırmızı ibikli küçük tavuk acı acı gülümser, “yok öyle yağma” der, bir lokma bile vermez.


UNICEF’in sitesinde yayınlananan yazın şöyle :

Kırmızı ibikli küçük tavuk, gezinirken buğday tanesi bulur, o buğdayı tarlaya ekebilmek için çiftlikteki öbür hayvanlardan yardım ister.
Ördek “sen buğdayı filan boş ver, sana kahve tohumu satayım, acayip para kazanırsın, istediğin kadar buğday alırsın” der.
Domuz “sen buğday yerine kahve ek, nasıl satarım diye merak etme, ben senin adına pazarlarım” diye seslenir.
Fare iyice cesaretlendirir, “buğdayla uğraşma, kahve ekebilmen için istediğin kadar borç vereyim, ufak ufak ödersin” diye akıl verir.
——————-
Kırmızı ibikli küçük tavuğun aklına yatar.
“Kahve üretiminden anlamam ki, nasıl yapacağım” diye sorar.
Ördek “sana gübre satayım, çok çabuk büyür” der.
Domuz “böceklerden korumak için ilaç satayım” diye seslenir.
Fare gene finansal açıdan yaklaşır, “gübre ve ilaç alabilmen için sana istediğin kadar borç vereyim, ufak ufak ödersin” diye akıl verir.
———-
Neticede hasat vakti gelir.
Kırmızı ibikli küçük tavuk “şimdi ben ne yapacağım bu kahveyi” diye sorar.
Ördek “paketlemek için benim fabrikama getirebilirsin” diye akıl verir.
Domuz “kusura bakma, herkes kahve ekti, fiyatlar acayip düştü, senin kahve beş para etmez” diye seslenir.
Fare ise “borcunu öde artık” der!
————-
Kırmızı ibikli küçük tavuk, ibiğini kaptırdığını fark edince…
“Aç kaldım, ekmek verecek yok mu” diye ağlar.
Ördek “ekmek kolay da, alacak paran var mı” diye sorar.
Domuz “herkes kahve ekti, buğday karaborsaya düştü, kusura bakma, istersen ekmek yapman için sana ithal buğday tohumu satayım” der.
Fare ise avukatıyla gelir, “borcuna karşılık tarlanı haczetmek zorundayım, uslu tavuk olursan artık benim olan tarlamda yevmiyeyle çalışıp buğday yetiştirmene izin veririm” diye akıl verir.
———
Artık maalesef, kırmızı ibikli küçük tavuk, eskiden kendisine ait olan tarlada ırgat olarak çalışır olmuş.
Yevmiyeyi almaya gittiğinde, ördek, domuz ve farenin aslında senelerdir şirket ortağı olduklarını öğrenmiş.”