Reddedildim ve Bırakmadım” mı? Hadi Oradan!

Bizim buralarda bir fikri reddedilen insana ‘tecrübe kazanıyor’ denmez; ‘yazık, yine hayal satmış, aklı havada’ denir. Çünkü bizde esas olan ‘ağzımızın tadı kaçmasın, memur ol, garantiye al’ vizyonudur.

​Düşünsenize, Jack Ma’yı KFC bile işe almamış. Bizim buralarda ‘zaten ne olacaktı ki’ muamelesi görürdü kesin. Ya da Reed Hastings’e Blockbuster’ın güldüğünü hayal edin. Sanki Netflix’i kurarken bizden bir akıl almışlar gibi davranırlardı. Steve Wozniak’ın ilk bilgisayar fikrini HP’nin reddetmesi mi? Tam bizlik vizyonsuzluk örneği, sanki kendi ayağına sıkmak gibi. Nintendo’nun Sony mühendisini diski konsol fikriyle geri çevirmesi ise adeta ‘iş bilenin, kılıç kuşananın’ ters tepen versiyonu. Ve Soichiro Honda’ya yapılan saygısızlık… Tamamen başarıyı sadece statüden ibaret görenlerin trajedisi.

​Bir de melek yatırımcılar meselesi var. Fikirle gidince gözleri parlayan değil, tapu dairesindeki emlakçı edasıyla ‘Buradan dükkan çıkar mı, beton var mı?’ diyen bir kitleye anlatırsın derdini. Risk almak mı? Bizde risk almak, sadece kırmızı ışıkta geçmekle sınırlıdır; girişimcilik kalp spazmı yaratır.

​Ha, arada mucizevi bir şekilde ‘Unicorn’ çıkaranlar da oluyor. Onlar da zaten bu sistemin bir parçası değil, şansa bala hayatta kalan edevi masallar gibi anlatılır. Yani anlayacağınız, bizim topraklarda vizyoner olmak, biraz fazla yorucu bir aktivite.

“Yepyeni” Bir Eskilik Öyküsü

“Yepyeni” Bir Eskilik Öyküsü

​Siyasette yeni bir oluşumun sahneye çıkması, sunduğu vaatler kadar ismi ve görsel kimliğiyle de dikkat çekiyor. Ancak geçtiğimiz günlerde kurulan “Yeni Parti”nin ismi —zamanla eskiyeceği için— beyinlerde bir çelişki yaratacak gibi duruyor. İsim yeni olarak devam edecek ama parti eskidiğinde, bu durumun algısal bir uyumsuzluğa yol açması muhtemel olacak sanki.

​Logo tasarımının bu kadar benzemesi, hem tanıdık bir markanın algısına oynayarak hızlı bir aşinalık ve güven hissi uyandırmak hem de geleneksel semboller yerine modern ve dinamik bir imaj çizme çabasının bir yansıması gibi. Dijital çağın hızına ayak uydurarak, özellikle genç ve internetle iç içe olan seçmenlerin gözüne girme hedefi de bu tercihte rol oynamış olabilir. Bence, sıfırdan bir şey üretmek yerine hazıra konmak, partinin yenilikçi olduğunu göstermek yerine aksine özgürlükten uzak bir algı yaratıyor ve eleştirilerin odağı oluyor.

​Bunun yerine, partinin temel ilkelerini yansıtan bir isim ve güçlü bir metafor bulsalardı, seçmenler için daha köklü ve sıcak bir etki yaratırlardı. Ben olsam asla “yeni” ismini tercih etmezdim.

​E madem yetkililer son kararlarını vermişler, bize de çok bir şey dememek düşer. Yeni bir parti olan ama aslında yeni olmayan, eskinin güncelleme almış hali olan “Yeni Parti”, sevenlerine hayırlı uğurlu olsun tabii, ülkemize de… İnşallah kuruluş hedeflerine uygun riayet eden, güven veren bir parti olur ümidiyle diyelim.

Minnoşlar değil bariz pedofili özendiriciliği bu!

Akşam saatlerinde NTV’nin haberinde gördüm. Netflix denilen seç-izle platformunun 9 Eylül’de yayınlamayı planladığı “Cuties” adlı film, RTÜK tarafından katalogdan kaldırılmış. Birkaç gündür kulağıma bu konuyla ilgili haberler geliyordu fakat çok ilgilenmemiştim. Haberden sonra ufak bir araştırmayla mevzuya vakıf oldum. Türkiye’deki adı “Minnoşlar” olarak belirlenen ve aslında pedofiliyi özendiren bu yapım, meğer ne sinsi emeller peşindeymiş. 11 yaşında Müslüman olan bir kız çocuğu, dişiliğini sözde göbek dansıyla keşfetmiş, sonra ailesine karşı gelip tesettürünü çıkarrmış. İşte filmin konusu bu! Sözde özgürlükler üzerine kurgulanan film, aslında çocuk yaştaki kız çocuklarının yetişkinmiş gibi görülmesini sağlıyor. Allah aşkına, bir kızın dişiliğini anlaması yalnızca göbek dansıyla mı anlaşılabilir?

​Bu arada hemen söyleyeyim; ben Netflix hiç izlemedim ve üye de değilim. Fakat platformdaki dizilerin, ülkelerin gençliğini asimile etmek ve tektip bir gençlik yaratmak amacıyla çekildiğini biliyorum. Bu yüzden de hiçbir zaman üye olmayacağım. Ayrıca bu Netflix’in yapımcılarının Obama’nın eski danışmanları olduğunu sağır sultan bile duymuşken ve birçok yapımın Amerika’nın kendi halkından bile tepki gördüğü biliniyorken, bu platform nasıl satın alınıp izlenebilir ki?

​Yahu film mi izleyeceksiniz? İnternette onlarca film sitesi var. Dizi mi izleyeceksiniz? Yüzlerce dizi sitesi var. Netflix şart mı? Neden popüler olan bir platforma böyle balıklama atladı benim milletim, anlamak güç!

​Ben buradan RTÜK’ü tebrik ediyorum. Çünkü bu çok yerinde bir karar.

​RTÜK, aldığı karar sonrası yaptığı açıklamaya göre, Netflix hakkında hazırlanan kapsamlı uzman raporunu ele alan Üst Kurul; Türkçe’ye “Minnoşlar” olarak çevrilen yapımın 11 yaşında bir çocuğu konu almasına karşın 18 yaş üstü yetişkin izleyicileri hedeflemesi üzerinde durmuş.

​Uzman raporundaki “Çocukların erken yaşta yetişkin yaşantısı içinde yer aldığı, istismar ve kötüye kullanım içeren bir yapımın potansiyel çocuk istismarı davranış örüntülerini ortaya çıkarabileceği” değerlendirmesi üzerine RTÜK; bahse konu yapımla Netflix’in, 6112 sayılı Kanun’un 8. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinde yer alan “Yayın hizmetleri… Çocuklara, güçsüzlere ve engellilere karşı istismar içeremez ve şiddeti teşvik edemez” hükmünü ihlal ettiğine, bu sebeple yayıncı kuruluşun söz konusu programı kataloğundan çıkarması gerektiğine oy birliğiyle karar vermiş.

​Tabii şimdi kültürünü, ahlakı, edep ve erdemini kaybetmiş bir kesim grup ve medya, kalkıp bu kararı eleştirecek. Özellikle yasakçı anlayış gömleğini RTÜK’e giydirmeye gayret edecekler. Çünkü niyet farklı. Özgürlük denilen şeyin, her haltı yiyip her türlü isyana kucak açmak olmadığını anlaması gereken, ya da anlasa da işine gelmeyen güruha güzel bir kapak olsun RTÜK’ün bu kararı.

 

Charlize Theron yarı Adıyamanlı sayılır..

Bunca can sıkıcı ve üzücü haberin arasında, arada magazinel haberler iyi geliyor bana. Pandemisi, yangınları, selleri, kazaları ve ne yazık ki şehitlerimizi konuştuğumuz bu ay, Charlize Theron’un baklava muhabbeti beni az da olsa gülümsetti.

​Son filmindeki bir sahnede “baklava gurmesi” olarak hareket eden ve kendisine sunulan baklavanın nerede yapıldığına ilişkin tahminde bulunan Charlize Theron, baklava diyerek, elindeki baklavayı da koklayarak bir kerede mideye indirince normal olarak gündemin renkli mevzusunu oluşturdu. Tüm dikkatleri üstüne çeken Theron’u Gaziantep’e davet etmek de bize farz oldu tabiri caizse…

​Gaziantep Belediye Başkanı Fatma Şahin, “Öyle bir tane yemekle tadını alamazsın” diyerek Türkiye’ye davet etti Charlize’yi. Ülke tanıtımı çok önemli bir mevzu sonuçta. Theron’a şimdi “Gel şu baklavayı bir tanıt” desen, en az bir iki milyon isteyeceği garanti 🙂 Fakat senaristler sağ olsun, başta Gaziantep’in ardından da güzel yurdumun reklamını bedavaya yapıverdiler. E, tabii bu durum bence dizinin tanıtımını da sağladı. Eminim Charlize’yi izlemek isteyenler (özellikle Antepliler) akın akın Netflix’e üye olmuşlardır bile 🙂

​Neyse, mevzu böyle tatlı tatlı giderken Theron bugün bir açıklama yapmış. Baklavayı ve lokumu Türkiye’ye gencecikken geldiği zamanlarda bol bol yediğini anlatmış. Tercihinin de cevizli olduğunu açıklamış (valla doğru seçim). Bu açıklama da bizim Adıyamanlılarla Gaziantepliler arasında zaten var olan bir polemiği yeniden ateşlemiş.

​Malumunuz, Antepliler fıstıklıyı, Adıyamanlılar da cevizliyi savunur yıllar yılı. Bu durumda Theron da yarı Adıyamanlı olmuş; yani damak zevki Adıyaman tarafına çekmiş diyebiliriz 😉

​Şimdi top Adıyaman belediye başkanında. Ben başkanın yerinde olsam başta Theron olmak üzere tüm dizi ekibine 5 kilo çiğköfte gönderirdim, tabii orta acılısından 🙂

​Bakarsınız beğenir de Adıyaman’a çiğköfte yemeye gelir, ne dersiniz? Neden olmasın… 🙂