Depremlerin içimizdeki enkazı daha ağır

Çok büyük elemlere, üzüntülere sarmalanmış acayip duygular besliyoruz bugün milletçe… Üzüntü ve acı dediğimiz duygularımız, her haber bülteninde içimizde üst üste biniyor.

​Olduğu yere çöküveren binalar; o enkaz yığınlarının altında can veren binlerce insanı düşünmek, ardından vefat edenlerin yakınlarının acısını hissetmek, en son da o büyük felaketten kurtulanların bu soğukta yaşadığı ve yaşayacağı türlü türlü travmalar…

​Saatler ilerledikçe enkazlardan çıkacak mucize kurtuluş haberlerine odaklanıyoruz. “Bir can, bir candır” diyerek dua ediyoruz. Zaten elimizden başka bir şey de gelmiyor; tabii AFAD, Kızılay ve benzeri yardım kuruluşlarına gönderdiğimiz SMS’leri, yolladığımız kıyafet ya da erzak malzemelerini saymazsak eğer.

​Şimdi gardırobumda elime kışlık ne geçerse bir kutuya dolduruyorum. Meğer ne çok kıyafetim varmış, onu anlıyorum şu an. Monttan atkıya, eldivenden kazağa kadar her şeyden ikişer, üçer adet… “Niye duruyor ki dolapta bu kadar şey? Neyi bekliyor, kimi?” diye düşünürken, cevabı anında o soruyla ilişkilendiriyorum: Elbette afetzede halk için. Bu sebeple biraz rahatlıyor içim. “İyi ki vermemişim birilerine” diyorum. En çok ihtiyacı olan insanların elinde, sırtında ve başında biraz sıcaklık oluşturmanın huzurunu hissediyorum.

​Allah’ım, sen büyüksün. Sen şimdi orada yarası sarılanın da, yara saran her kulunun da yardımcısı ol. Bizleri her türlü belâ ve musibetten muhafaza et.

Charlize Theron yarı Adıyamanlı sayılır..

Bunca can sıkıcı ve üzücü haberin arasında, arada magazinel haberler iyi geliyor bana. Pandemisi, yangınları, selleri, kazaları ve ne yazık ki şehitlerimizi konuştuğumuz bu ay, Charlize Theron’un baklava muhabbeti beni az da olsa gülümsetti.

​Son filmindeki bir sahnede “baklava gurmesi” olarak hareket eden ve kendisine sunulan baklavanın nerede yapıldığına ilişkin tahminde bulunan Charlize Theron, baklava diyerek, elindeki baklavayı da koklayarak bir kerede mideye indirince normal olarak gündemin renkli mevzusunu oluşturdu. Tüm dikkatleri üstüne çeken Theron’u Gaziantep’e davet etmek de bize farz oldu tabiri caizse…

​Gaziantep Belediye Başkanı Fatma Şahin, “Öyle bir tane yemekle tadını alamazsın” diyerek Türkiye’ye davet etti Charlize’yi. Ülke tanıtımı çok önemli bir mevzu sonuçta. Theron’a şimdi “Gel şu baklavayı bir tanıt” desen, en az bir iki milyon isteyeceği garanti 🙂 Fakat senaristler sağ olsun, başta Gaziantep’in ardından da güzel yurdumun reklamını bedavaya yapıverdiler. E, tabii bu durum bence dizinin tanıtımını da sağladı. Eminim Charlize’yi izlemek isteyenler (özellikle Antepliler) akın akın Netflix’e üye olmuşlardır bile 🙂

​Neyse, mevzu böyle tatlı tatlı giderken Theron bugün bir açıklama yapmış. Baklavayı ve lokumu Türkiye’ye gencecikken geldiği zamanlarda bol bol yediğini anlatmış. Tercihinin de cevizli olduğunu açıklamış (valla doğru seçim). Bu açıklama da bizim Adıyamanlılarla Gaziantepliler arasında zaten var olan bir polemiği yeniden ateşlemiş.

​Malumunuz, Antepliler fıstıklıyı, Adıyamanlılar da cevizliyi savunur yıllar yılı. Bu durumda Theron da yarı Adıyamanlı olmuş; yani damak zevki Adıyaman tarafına çekmiş diyebiliriz 😉

​Şimdi top Adıyaman belediye başkanında. Ben başkanın yerinde olsam başta Theron olmak üzere tüm dizi ekibine 5 kilo çiğköfte gönderirdim, tabii orta açılışından 🙂

​Bakarsınız beğenir de Adıyaman’a çiğköfte yemeye gelir, ne dersiniz? Neden olmasın… 🙂