Christopher Lambert’in Akla Düşüşü

Şimdi siz “Christopher Lambert da kim oğlum”  diye düşünebilirsiniz. Durup dururken aklıma Christopher Lambert geldi, hayır olsun yaşıyorsa kulakları çınlasın. Bazen öyle olur ya, eski oyuncular, anılar veya filmler aniden zihnimize düşüverir ve insanı kısa bir nostaljiye sürükler. Sonra bir de düşündüm ki Christopher Lambert ismi ne kadar uyumlu ve akılda kalıcı bir ad soyad. Belki de tınısının o armonisi sayesinde bu isim zihnime öylesine yerleşmiştir bilemiyorum. İşte bugün tam olarak bu karmaşayı yaşadım. Ortaokul yıllarında izlediğim o efsanevi Highlander serisi, namıdiğer İskoçyalı, o dönemki kılıç dövüşleri ve atmosferiyle aklımda yer epeyce yer etmişti. ( Filmde Sean Connery de vardı sanırım) Hatta o kendine has şaşı bakışını bile hatırladım adamın. Adam da şaşılık karizması vardı. Belkide hafif kaymadır. Neyse..

Sonra 90’lardaki Mortal Kombat filmindeki Raiden rolü geldi aklıma; oyunun üstüne çekilmiş biraz nostaljik bir deneyimdi ve belki de beklentileri tam karşılamamıştı ama o günlerin hatrına yine de özeldi. Bu kadar..

Yok durun ya.. Sean Connery ölmüş müydü şimdi ona takıldım. Bakayım hemen..

Herkes yapay zeka efektleriyle seksenlere döndü, Hollywood yıldızı mısın, rock yıldızı mı belli değil. Ama bizim o yıllarda Türkiye’deki gerçek seksenler modamızdan, o mazlum ama samimi hallerimizden haberi olan var mı acaba? Bugünkü gençlik, bizim o dönemki mütevazı kıyafetlerimize bakıp beğenir miydi, yoksa her şeyde olduğu gibi yine başkalarını, o özenilen Avrupa ve Amerika’yı taklit etmeye mi çalışırdı? Sanal bir illüzyonla geçmişi değil, sadece kendi hayallerini yaşattıklarının farkında bile değiller. Amacın sadece beğeni almak için yaşamadığın bir hayatı sunmak ise, bu sadece bir özgüven eksikliğinin veya onaylanma ihtiyacının basit bir yansıması. Bakalım önümüzdeki zamanlarda yine ne kadar saçma sapan yapay zeka modaları, günlük trendler doğacak, hep beraber görürüz.

Evdeki Stripe’lar ve Dışarıdaki Gizmo’lar: Gizli Narsizmin Anatomisi

Geçenlerde internette şöyle bir nostalji sayfalarında geziniyim derken karşıma Gremlins çıktı. Küçükken bu filme bayılırdım; o sevimli, tüylü Gizmo‘ya hayran olmamak elde miydi? Ama son zamanlarda kafayı biraz gizli narsistlere takmış durumdayım, sürekli bu konuyla ilgili araştırmalar okuyor, makaleler karıştırıyorum. Nostalji sayfasına bakarken bir anda o iki kare yan yana geldi ve kafamda tuğlalar üst üste oturmaya başladı: Bu film ve o meşhur dönüşüm, gizli narsistlerin ruh halini resmen birebir anlatıyor!

​Şimdi durun da bir düşünün, dışarıdan baktığınızda o kadar tatlı, zararsız, mağdur ve hassas durur ki bu insanlar… Tıpkı o masum Gizmo gibi. Etrafındaki herkes “Aman ne kadar kibar, kendi halinde, kimseye zararı dokunmaz” diye düşünür. Dış dünyaya karşı o kusursuz, melek maskesini asla düşürmezler. Zaten işin en çıldırtıcı kısmı da bu; dışarıdaki herkes onları hayranlıkla izlerken, siz kalkıp “Bu adamda/kadında bir tuhaflık var” deseniz koca dünyada kimseyi inandıramazsınız.

​Ama mesele şu ki; eve kapıdan girdikleri anda, o kurallar bozulduğunda ya da ufak bir tetikleyiciyle birlikte o sevimli maske bir anda düşüyor. Tıpkı gece yarısından sonra beslenen o sevimli Mogwai’lerin kabuk değiştirip, tıpkı elebaşı Stripe gibi o korkunç, yıkıcı, kinci ve hırçın yaratıklara dönüşmesi gibi, içerideki o gerçek yüz ortaya çıkıveriyor.

​Açık narsist en azından dürüst, her yerde aynı; kibri de öfkesi de gözünün önünde, herkes ne olduğunu ilk andan anlıyor. Ama gizli narsistin o Stripe misali canavarleşen yönü sadece kapalı kapılar ardında, evde, en yakınlarına, aynı çatı altında yaşamak zorunda kalanlara saklanıyor. O yüzden en büyük yıkımı, en derin ruhsal yorgunluğu dışarıdakiler değil, hep evdekiler yaşıyor.

​Vallahi internette gezinirken gördüğüm o nostaljik fotoğraf bana insanın iki yüzlülüğünü bundan daha iyi anlatamazdı dedirtti. Siz de çevrenizde böyle Gizmo gibi görünüyormuş gibi yapıp aslında gece yarısı birer Stripe‘a dönüşenlerle karşılaştınız mı?