Özgüven / Ralph Waldo Emerson

Filozofa göre özgüven, kişinin kendi özgünlüğünü sahiplenebilme kudretidir.

İşte büyük düşünürleri ve sanatçıları ayıran budur; onlar da benzer deneyimlerden geçer ama kendi eşsiz bakış açılarını oluşturur ve bunu gösterme cesareti sergiler.

“Her dahiyane eserde reddettiğimiz fikirlerimizi görürüz,” der Emerson:

“Üzerinde durma cesareti gösteremediğimiz fikirler, yabancılaşmış bir görkemle bize geri döner.”

Çocukken ihtiyaç duyduğumuz övgüleri toplayabilmek için özgünlüğümüzden vazgeçeriz.

Olur da, kendi istek ve arzularımıza yönelik özgün bir davranışta bulunsak bile, “ben böyle düşünüyorum,” veya “ben buyum” diye ısrar etmek yerine af dilemeye hazır bekleriz.

Ama zamanla, penceremizin altında açan gülden bile utanmaya başlarız. Çünkü içimizde açamamanın suçluluğunu taşırız.

“O güller sadece açar. Oysa insan, kendini başkasıyla karşılaştırır, varoluşu erteler, geçmişi hatırlar ve sürekli matem tutar.”

Arkasına saklandığın her neyse,seni kapatmaya yetmiyor,yetmeyecek!

Neyin ya da nelerin arkasına sığınıyorsunuz?

Bu soruyu size sormadan, çok daha önce sordum kendime inanın..

Verdiğim cevaplardan şunu anladım. Benim sığındım herkes ve herşey, benim dışımda olan herşeyi kapsıyor. Daha doğrusu benim korkaklıklarımda, arkasına gizlenip ( aslında kabak gibi açıktayım ) saklandıklarımın tümünü kapsayan bir hayatı yaşıyorum. Her başarısızlık, güvensizlik ve benim bu sonucu kabullenemiyor oluşumla ilgili. Tabi burda, elde etmiş olduğum başarılarımda esamesi okunmayan saklanışlarım..

İnsan istediği kadar saklansın, gizlensin ve suçu başka şeylere atsın. Sonunda bu yaptığının yalnızca kendini kandırmak olduğunu iyi biliyor. Peki niye bu kandırmaca?

Kaybedeceğimiz şeyler mi, bizi bu saçma bahanenin arkasına saklandıran?

O kaybetmekten korktuğumuz şeyler, gidipte gelmeyecek şeyler midir?

Onları kazanırken birgün kaybedebileceğimiz ihtimaline neden bu kadar uzağız? Şu dünyada bize ait bildiğimiz hangi şey,bir gün bizden ayrılmayacak, terketmeyecek?

Aldığımız nefesin sahibi bile değilizken ( içinde sürekli tutabildiğini iddia edenler konuşsun! ) Neden birçok şeye benim ya da bizim etiketini basıyoruz? Komik değil mi sizce de?

Saklanmak bizi nereye götürür. Ve nereden getiririn hesabını yapmadan,tamamen ezbere gittiğimiz bu yol, yol değil Allah için..

Korkak yaşarken neden bunun tersini yaşarmış gibi bir imaja bürünmeyi,nasıl açıklayacağız peki? Tırsak karakterlerimizı,nasıl da sergiliyoruz sözde er meydanlarında?

Kahraman olmanın iyi bir şey olduğunu bil. Ama iş Kahramanın sonunun belirsizliğine gelince ortalardan sıvış! Yok “o iş şöyle olmuştu”. Yok “bu işte birileri yanlış yapmıştı da,o yüzden iş kötü gitmişti” hikayeleri bitmez bizde!

Arkasına saklandığımız hiç bir şey bizi başarısızlıkta aklamaya yetmiyor ve yetmeyecek. Bunu böyle bilip, böyle yaşamalı felsefesine geçiş yapma vaktimiz çoktandır geldi ve geçiyor bile. Bilginiz olsun!