Herkes yapay zeka efektleriyle seksenlere döndü, Hollywood yıldızı mısın, rock yıldızı mı belli değil. Ama bizim o yıllarda Türkiye’deki gerçek seksenler modamızdan, o mazlum ama samimi hallerimizden haberi olan var mı acaba? Bugünkü gençlik, bizim o dönemki mütevazı kıyafetlerimize bakıp beğenir miydi, yoksa her şeyde olduğu gibi yine başkalarını, o özenilen Avrupa ve Amerika’yı taklit etmeye mi çalışırdı? Sanal bir illüzyonla geçmişi değil, sadece kendi hayallerini yaşattıklarının farkında bile değiller. Amacın sadece beğeni almak için yaşamadığın bir hayatı sunmak ise, bu sadece bir özgüven eksikliğinin veya onaylanma ihtiyacının basit bir yansıması. Bakalım önümüzdeki zamanlarda yine ne kadar saçma sapan yapay zeka modaları, günlük trendler doğacak, hep beraber görürüz.

Huyum Kurusun:İnsan Ölçme Sanatı Bende Şöyle İşliyor

Hayatta bazı anlar vardır, insanın içindeki o minik kurnazlık sesini susturması imkansızdır. Sosyal medyada karşıma çıkan neon bir tabeladaki “Cevabını bildiğim şeyleri sorarak insan ölçmeyi çok seviyorum” sözü tam olarak ruh halimi özetliyor. Evet, tam olarak bunu yapıyorum ve sanırım huyum kurusun, vazgeçemiyorum.

​Gelin itiraf edeyim; asıl eğlence tam burada başlıyor. Özellikle etrafta sıkça rastladığımız, hiçbir konuda gerçek bir bilgisi olmadığı halde her konuda söyleyecek iddialı bir fikri olan o “malumatfuruş” tipler var ya? İşte onlar bu oyunun en favori oyuncuları.

​Oltayı Atış: Bilmiyormuş Gibi Yapmak

​Peki, bu strateji nasıl işliyor? Aslında adımı çok net: Bilmiyormuş Gibi Yapmak. En basit, en temel meseleleri bile bilmiyormuş gibi onları dinlemeyi inanılmaz seviyorum. Karşısındaki kişinin o kendinden emin ve “sana bir şey öğretiyorum” hissiyatını yüzünde görmek o kadar eğlenceli oluyor ki…

  • ​Karşınızdaki kişi konudan bihaberken, ona son derece saf, meraklı ve “hiçbir şey bilmiyormuş” bir ifadeyle yaklaşırsınız.
  • ​Onun özgüvenini iyice tavan yaptırır, kendisini serbest hissetmesini ve tüm potansiyeliyle konuşmasını sağlarsınız.
  • ​O, hiç şüphelenmeden bildiğini sanarak ahkam keserken, siz içeride sessizce o oltayı yutuşunu izlersiniz.

​Şaşkınlık Anları ve Değişmeyen Son

​İşin en komik ve tatmin edici kısmı ise o “final” anı. Bazen o kadar büyük bir özgüvenle anlatırlar ki, gerçeği anladıklarında ya da durumu fark ettiklerinde gözlerindeki o saf şaşkınlığı görmek paha biçilmez oluyor: “Yahu abi, sen bunu nasıl bilmiyorsun?”

​Aslında asıl anlatmak istediğim, bu kişilerin eninde sonunda durumu çakması ve uyanması gerektiği ama maalesef anlayamıyorlar. O kadar kendi dünyalarında ve anlatma hevesinde oluyorlar ki, her defasından koşa koşa oltaya geliyorlar.

​Detaycı, analitik ve hiçbir şeyi şansa bırakmayan bir Başak burcu olarak bu tarz zihin oyunları, insan sarraflığının en keyifli ve en kurnaz hali

Özgüven / Ralph Waldo Emerson

Filozofa göre özgüven, kişinin kendi özgünlüğünü sahiplenebilme kudretidir.

İşte büyük düşünürleri ve sanatçıları ayıran budur; onlar da benzer deneyimlerden geçer ama kendi eşsiz bakış açılarını oluşturur ve bunu gösterme cesareti sergiler.

“Her dahiyane eserde reddettiğimiz fikirlerimizi görürüz,” der Emerson:

“Üzerinde durma cesareti gösteremediğimiz fikirler, yabancılaşmış bir görkemle bize geri döner.”

Çocukken ihtiyaç duyduğumuz övgüleri toplayabilmek için özgünlüğümüzden vazgeçeriz.

Olur da, kendi istek ve arzularımıza yönelik özgün bir davranışta bulunsak bile, “ben böyle düşünüyorum,” veya “ben buyum” diye ısrar etmek yerine af dilemeye hazır bekleriz.

Ama zamanla, penceremizin altında açan gülden bile utanmaya başlarız. Çünkü içimizde açamamanın suçluluğunu taşırız.

“O güller sadece açar. Oysa insan, kendini başkasıyla karşılaştırır, varoluşu erteler, geçmişi hatırlar ve sürekli matem tutar.”

Arkasına saklandığın her neyse,seni kapatmaya yetmiyor,yetmeyecek!

Neyin ya da nelerin arkasına sığınıyorsunuz?

Bu soruyu size sormadan, çok daha önce sordum kendime inanın..

Verdiğim cevaplardan şunu anladım. Benim sığındım herkes ve herşey, benim dışımda olan herşeyi kapsıyor. Daha doğrusu benim korkaklıklarımda, arkasına gizlenip ( aslında kabak gibi açıktayım ) saklandıklarımın tümünü kapsayan bir hayatı yaşıyorum. Her başarısızlık, güvensizlik ve benim bu sonucu kabullenemiyor oluşumla ilgili. Tabi burda, elde etmiş olduğum başarılarımda esamesi okunmayan saklanışlarım..

İnsan istediği kadar saklansın, gizlensin ve suçu başka şeylere atsın. Sonunda bu yaptığının yalnızca kendini kandırmak olduğunu iyi biliyor. Peki niye bu kandırmaca?

Kaybedeceğimiz şeyler mi, bizi bu saçma bahanenin arkasına saklandıran?

O kaybetmekten korktuğumuz şeyler, gidipte gelmeyecek şeyler midir?

Onları kazanırken birgün kaybedebileceğimiz ihtimaline neden bu kadar uzağız? Şu dünyada bize ait bildiğimiz hangi şey,bir gün bizden ayrılmayacak, terketmeyecek?

Aldığımız nefesin sahibi bile değilizken ( içinde sürekli tutabildiğini iddia edenler konuşsun! ) Neden birçok şeye benim ya da bizim etiketini basıyoruz? Komik değil mi sizce de?

Saklanmak bizi nereye götürür. Ve nereden getiririn hesabını yapmadan,tamamen ezbere gittiğimiz bu yol, yol değil Allah için..

Korkak yaşarken neden bunun tersini yaşarmış gibi bir imaja bürünmeyi,nasıl açıklayacağız peki? Tırsak karakterlerimizı,nasıl da sergiliyoruz sözde er meydanlarında?

Kahraman olmanın iyi bir şey olduğunu bil. Ama iş Kahramanın sonunun belirsizliğine gelince ortalardan sıvış! Yok “o iş şöyle olmuştu”. Yok “bu işte birileri yanlış yapmıştı da,o yüzden iş kötü gitmişti” hikayeleri bitmez bizde!

Arkasına saklandığımız hiç bir şey bizi başarısızlıkta aklamaya yetmiyor ve yetmeyecek. Bunu böyle bilip, böyle yaşamalı felsefesine geçiş yapma vaktimiz çoktandır geldi ve geçiyor bile. Bilginiz olsun!