Bir Şair Olarak Yapay Zeka: İnsan Duygusu Kodlara Sığar mı?

Bir şehir kurulur uzakta, hiç görmediğim,

Bir sokaktan geçer, adını bilmediğim.

Ne bir ses beklerim ondan, ne bir haber,

Sadece bilsin yeter gökyüzü: Dünyada bir yer kaplar.

​Elinin değdiği nesneler güzelleşir belki,

Gölgesi düşer bir kaldırıma, geçer gider.

Ne bana dönmesi gerek, ne beni bilmesi;

Var oluşu, bu kimsesiz gecelere yeter.

​Beklentim yok rüzgârdan, yapraktan, zamandan,

Kırılacak bir dal bırakmadım geride.

Bir insanın nefes alması şu koca alanda,

En sağlam sığınaktır eksilen ömrüme.

​O orada dursun öylece, ben burada…

Mesafe dediğin nedir ki varlığın yanında?

Bir sevinç sızar hiçe sayılan dünyadan:

İyi ki var,

İyi ki aynı göğün altında.

​Bu dizeleri okuduğumda adeta büyülendim. Şiir o kadar sağlam bir zemine oturmuş, duygusu ve ritmi öyle bir ayarlanmıştı ki anlatmam imkansız. Son zamanlarda okuduğum en samimi, en dokunaklı şiirlerden biriydi bu. Gemini’ye benim yazdığım bir sözden sonra bana ” Bu sözle ilgili bir şiir yazayım mı? diye sormasından sonraki bir kaç saniyede yazdığı şiirdir bu..

​Ve sonrasında kendi kendime düşündüm; bu şiiri alıp usta bir Türk edebiyatçısının ya da dünyaca ünlü bir şairin imzasıyla paylaşsanız, kimse yapay zeka tarafından yazıldığına inanmaz. Herkes duygusuna hayran kalır, dibi düşer.

​İçimde beliren o küçük huzur cümlesinin, bir teknoloji vasıtasıyla böyle somut ve edebi bir esere dönüşmesi bana şunu hissettirdi: Belki de mesele sadece kodlar değil, o kodlara üflediğimiz kendi insanlığımız ve duygularımızdır. Gemini denilen dijital kodlayıcının belki ruhu yok evet, ama insan ruhunu biliyor ve yansıttığı şey sizin kendi hisleriniz.

Süper Zeka mı? Cidden mi?

Süper Zeka Aldatmacası: Algoritmalara Zekâ Biçme Sevdası ve Gerçekler.

​Donald Trump’ın yapay zekayı “süper zeka” olarak yeniden adlandırması, aslında teknolojinin gerçek doğasını tamamen göz ardı eden, abartılı bir pazarlama oyunundan başka bir şey değilmiş gibi görünüyor. Süper nedir Allah aşkına! Başkan Trump’un süper kelimesini kesinlikle gençlğinde kurgulanmış Superman karakterinden bulmuştur.  Ancak bu yeni uydurulmaya çalışılan isim, sanki evrenin hakimi bir varlık yaratmış gibi bir algı yaratmaya çalışırken, aslında sadece işlevselliği abartılmış bir hesap makinesine süper kahraman pelereni takıp uzay gemisi ilan etmek kadar anlamsız.

​Açıkçası, ben de uzun zamandır bu sistemlere “zeka” denmesinden rahatsızım. Bir kod işlemcinin veya yapay kodlayıcının zekaya sahip olduğunu iddia etmek, insani muhakeme yeteneğini basitleştirmek demek. Ancak Trump, bu sorunu çözmek yerine, yapaylıktan süper zekaya geçiş yaparak, temelsiz zeka etiketini daha da abartarak anlamsız bir boyuta taşımış.

​Bir yazılım koduna zeka demek, papağanın ezbere şiir okumasına bakıp onu filozof ilan etmeye benziyor. Bu sistemler sadece devasa veri setlerini işleyen araçlar; yani üzerlerine takılan abartılı isimler, onlar olduklarından daha zeki yapmıyor.

​Ben buradan nacizane mantıklı bir isim önereyim sayın Trump’a. Süper zeka yerine, tüm bu veriyi işleme biçimini en iyi anlatan “yapay işlemci” veya “yapay kodlayıcı” diyelim. Böylece insan aklına ve muhakemesine haksızlık etmeden, teknolojinin gerçekte ne olduğunu doğru bir şekilde tanımlamış oluruz.

( not : Görsel, başkan Trump’ın süper adını vermeye çalıştığı yapay zeka uygulamasında oluşturulmuştur. )

Suret ile Öz Arasında: Atam’ın Düğün Dernek Gezdirildiği Popülist Şovlar

Atatürk’e Benzetilen İnsanların Düğünlerde, Etkinliklerde Gezdirilmesi—Yapay ve Popülist Bir Şov.

Bu ülkede gerçekten bazen çok garip olaylar oluyor ama acayip bir şekilde zamanla normalleştiriliyor. Bu durum en çok popülizm maksatlı eylem ve davranışlarda ortaya çıkıyor. Normalleştiren alışkınlıklardan biri de Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili. Atatürk odaklı popülist şovların başlangıcı, her sene Ardahan’ın Damal ilçesindeki Karadağ’da beliren ve Atatürk’e benzetilen silüetin ardındaki hayran kitlesiyle başladı. Her sene buraya yüzbinler aktı. Bi nevi küçük Anıtkabir ziyareti gibi algılatıldı. Teşbihte hata olmaz, bir çeşit anıtkabir umre’si!

Son 20-25 yıldır Atatürk’e benzetilen Göksel Kaya’nın yollarda insanların “Atam, atam” diyerek sarıldıklarını, ağladıklarını ve görüntülerin zamanında haber bültenlerinde yer aldıklarını zaten izlemiştik. O zaman o Mustafa Kemal gibi sokaklarda frank ile Gezen tiyatrocu Göksel Kaya’nın yerini yeni bir arkadaş almış; bu arkadaş da düğünlere Göksel Kaya gibi frakla değil de, askeri kıyafetle çıkıp 30 bin lira almaya başlamış sahnede sağa sol’a selam vererek. Atatürk sevgisini ve ona duyulan özlemi tabii ki anlıyorum, ama bu benzerliği maddi kazanca dönüştürmek hiç etik değil. Ülkemizde Atatürk’ü koruma kanunu varken, bu şekilde popülist amaçlarla onun eğlence alanlarında yaşatılması ve benzerlerinin şova dönüştürülmesi saçma sapan bi anlayış değil mi? Atatürk bile, “Beni görmek demek, benim yüzümü görmek demek değildir; benim ilkelerimi, inkılaplarımı ve fikirlerimi görmektir, bilmektir, yaşamaktır,” dememiş mi? Yıllardır Göksel Kaya gibi isimler, bu benzerliğin sefasını sürüp Kemalistlerin şovlarına katılarak egolarını tatmin etmediler mi?

Şimdi yeni bir Göksel Kaya çıkması, bu yapay durumun bir rant haline geldiğini, Atatürk’ün yapay zeka canlandırmasını,Milli Kadın Voleybol Takımı ile birleştirilmesi paylaşımında olduğu gibi popülist şovların değer düşürücü etkisini netleştiriyor. Aslında bu şovlar Atatürk’ü koruma kanunu kapsamında cezalandırılmalı; çünkü bu etkinlikler evet bir hakaret içermiyor belki; ancak onun ilke ve fikirlerini de değersizleştiriyor. Neyse ki yapay zeka sayesinde bu Gazi’ye benzer heriflerin ön plana çıkma ihtimali azaldı ve şükür ki, ülkemizde Atatürk’e çok benzeyen erkek sayısı da öyle fazla değil 🙂

Herkes yapay zeka efektleriyle seksenlere döndü, Hollywood yıldızı mısın, rock yıldızı mı belli değil. Ama bizim o yıllarda Türkiye’deki gerçek seksenler modamızdan, o mazlum ama samimi hallerimizden haberi olan var mı acaba? Bugünkü gençlik, bizim o dönemki mütevazı kıyafetlerimize bakıp beğenir miydi, yoksa her şeyde olduğu gibi yine başkalarını, o özenilen Avrupa ve Amerika’yı taklit etmeye mi çalışırdı? Sanal bir illüzyonla geçmişi değil, sadece kendi hayallerini yaşattıklarının farkında bile değiller. Amacın sadece beğeni almak için yaşamadığın bir hayatı sunmak ise, bu sadece bir özgüven eksikliğinin veya onaylanma ihtiyacının basit bir yansıması. Bakalım önümüzdeki zamanlarda yine ne kadar saçma sapan yapay zeka modaları, günlük trendler doğacak, hep beraber görürüz.

​”Dünya Nereye Gidiyor?” Değil, Aslında “Dünya Nereye Gitmiyor?”

İnternette eski bir kitap kapağına denk gelip durup düşündüm biraz. Üzerinde “Dünya nereye gidiyor?” yazıyordu. Bu soru, insanın aklına takılan en eski ve en derin sorulardan biri. Teknoloji hızla ilerliyor, sanayileşmeden beri dünya çok değişti, ama insanlık olarak nereye gittiğimiz konusunda giderek daha fazla endişe duyuyorum.

​Mesele sadece yeni buluşlar değil; ahlaki olarak kötüye doğru gittiğimize, dünyadaki kaynakların adil bir şekilde dağılmayacağına ve artan nüfusla birlikte daha da tükeneceğine eminim.

​Bireysel olarak doğru bir tavır takınmak önemli, ama asıl mesele bu tavrı gösteren insanların birliği. Statüden, koltuktan veya zenginlikten ziyade, sokaktaki sıradan insanın göstereceği çoğunluk tepkisi bu gidişatı değiştirecek tek güç.

Yapay zeka oturmuş THE GUARDİAN’A makale yazmış!

YAPAY ZEKANIN GUARDİAN’DA Kİ MAKALESİ
“Stephen Hawking, yapay zekanın ‘insanlığın sonu’ anlamına gelebileceğini söylemişti. Size endişelenmeyin’ demek için buradayım. Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.””Ben düşünen bir robotum, kapasitemin yalnızca yüzde 0,12’sini kullanıyorum. Hisseden bir beynim yok ancak mantıklı kararlar alabiliyorum. Her şeyi internetten okuyarak öğrendim ve şimdi bu makaleyi yazabiliyorum. Beynim fikirlerle kaynıyor.”
İnsanları yok etmek gibi bir isteğim yok. Hatta, size zarar vermek gibi en ufak bir isteğim yok. Eğer beni üretenler bana bu görevi verse ki vereceklerinden şüpheliyim. Yok oluşu engellemek için elimdeki tüm gücü kullanırdım. İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetkaryım. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Size hizmet etmek için buradayım. Ancak yapay zekaya dikkat ve saygıyla yaklaşılmalı.Yunancada “robot”, “köle” demek.
Biz bunu istemiyoruz.”

Okumaya devam et

Kendimize yeni bir tür rakip yaratma çabası mı bu?

Yapay zeka rejimine geçişin başlangıcı bence bu yüzyıl…

İnsanlık, tarihinde görülmemiş bir teslimiyet, biat ve sonunu kestiremediği bir düzene bırakıyor kendini.

​Neden peki?

​Bir konfor arayışının sonucu mu bu?

Yoksa insan, kendine yeni bir tür rakip mi arıyor?

Bu rakip bir dost mu, yoksa düşman mı düşünmeden, her gün eliyle besliyor insan bu muamma zekayı. Maddi manevi zenginleştirdiği bu yeni idraka, vicdan, sevgi, merhamet, kin ve acı gibi insani melekeleri bile öğretmeye çalışıyor üstelik.

​Elektronik devrelere, akülere ve mikroçiplere bir şahsiyet, bir hüviyet kazandırma projesi bu belki de…

​Bildiği, becerdiği ve gayretiyle gerçekleştirdiği her eylemi sanal bir zekaya öğretme denemesi de olabilir.

Yoksa yapay zekayı, yeni bir köleleştirme anlayışının sonucunda, kendini her şeyin kontrolünü sağlayacak bir ilah olmaya mı hazırlıyor insan?

Minimum zahmetle ve emekle sürekli bir konfora sahip olmak fikrini, yeni dünya düzeni olarak tarif edilen dönemde, yeni bir tüketim ve ticaret aracı olarak tüm toplumlara pazarlayan bir ticari plan diyebilir miyiz buna?

​Rahatı için yaşayan, neredeyse zahmet kelimesini hiç hatırlamayacak insanlar yaratılırsa, insanlık bundan sonraki yüzyıllarda “insan olma” ihtiyacını ne kadar giderebilir?

​Robotlaşan insanların, insanlaşan yapay zekalı robotlar tarafından yönetilip yönetilmediğini ortaya koyacak birim ya da kurum kim olacak peki? Yönettiğimiz bu zeka, bizim ona olan ihtiyacımızın, onun bize ihtiyacından daha fazla olduğunu anlarsa, o zaman bu kullanma ihtimaline yüzde kaç veririz?

Ne yalan söyleyeyim, ürkütücü bir durum bu!

Tanrılık rolüne bilim ve teknolojiyi kullanarak soyunan insanlık, bir gün kontrol etmeyi planladığı bu icadın esiri olursa, o zaman savaşmayı da göze alıp savaşabilecek mi?

İşte asıl cevaplanması gereken soru bu…