Kasa Kumarı: Bim ve A101’de Tahmin Edilemeyenler

Bim ya da A101 fark etmez; o tanıdık reyonlar arasında kaybolur, gözün fiyatlarda, gönlün sepetinde bir tur atarsın. Her şey güzel, ta ki o büyük finale, yani kasaya gelene kadar.

​İşte o an, stratejik zekânın tavan yaptığı andır. İki kasa da boş, etrafta kimseler yok. Başlarsın içinden hesap yapmaya; acaba hangi kasa daha aktif? Acaba kasiyer arkadaş şu an reyonlardan birinde ürün mü diziyor, yoksa depoda gizli kahramanlık mı yapıyor?

​Büyük bir kararlılıkla sağdakine yönelirsin. Sen tam ürünleri banda dizecekken, o beklenen ses duyulur:

​”Diğer kasadan alayım!”

​İşte o an, yıkımın başladığı andır. Elindeki yirmi parça eşyayla, sanki olimpiyatlarda bayrak yarışı yapıyormuş gibi apar topar diğer kasaya koşarsın. Kasiyerle göz göze gelirsin, o hafif tebessümle gerçeği yüzüne vurur kasiyer: “Hiçbir zaman bilemiyorsunuz, değil mi?”

​Sende dersin ki, “Ya Hu keşke aktif olan kasada yanan küçük bir lamba, bir uyarı olsa. Hani ‘Buradayım’ diyen bir işaret… En azından o kadar erzakla yanlış kasaya yığılıp, sonra onları tekrar toplamak zorunda kalmayız.”

​Ama bilirsin ki, o kasa bilmecesi Bim’in ya da A101’in değişmez felsefesidir. Biz söylenir, üşenir, ama yine de o kasaya doğru süzülmeye devam ederiz. Çünkü ne de olsa, o gizemi çözememe ihtimali bile, hayatın küçük bir ironisi işte!

Sıkıntı, karışıklık ve beklenti tarifleri..

byzokszr

Hezeyanlı bir duyguydu adı “sıkıntı” idi. Tüm vücudu kaplayan duyguların en bilineniydi. Çoğu zaman nasıl doğduğu bilinmezdi. Onu tarif ederken bıkkınlık ve keyifsizlik kelimeleri en çok kullandıklarımızdı. Boşluktan da hâsıl olurdu. Sinir gerilmesinden de..
Gelişi hissedilirdi. Ama gidişini kimse duymazdı. Canının sıkıntısının geçtiği an’a denk gelen ve “sıkıntım şimdi geçti ” diyen birine hiç şahit olunmadı tarihte. Sıkı can iyi miydi? Çıkmaz mıydı? Ne biçim yorumlara maruz kalırdı. Sıkıntısız insan mı olurdu hayatta? Canı sıkılmaya görsün insanın tüm arayışların ve muhasebelerin içine balıklama atlar..

byzokszr

Kafalar..

Ya Leyladır ya Mecnun. Bulanık bir suyun içinde yolunu bulmaya çalışan küçük bir kefal çabası.. İnsan neyi çözmüş ki hayatı çözsün! İnsan bilir, insan söyler, insan susar. Ama iş hakikate yani gerçeğe gelince dehşete kapılır. Çünkü tüm gerçekler çok miktarda can yakar. Canı yanmayan yaşamaz, hayatta kalır. Hayatta kalmak muhimse yaşamak en mühim olanı. Gayrı git derdine dermanı, içinde ara ademoğlu, ademkızı..

byzokszr

Beklentiler..

Sonunda hep şaşırtan, kızdıran, az da olsa yüz güldüren finaller. İnsan çok isterse olmaz derler eskiler. Peki beklemeden, istemeden, hayal kurmadan ve dahi düşlemeden nasıl yaşar insan? Nasıl bitirir istemeyi canı gönülden isteyerek? Hep bizim istediğimiz olsaydı bizim ahvalimiz ne olurdu? Raylarından kurtulan bir tren.. Hiç bir çapanın tutamadığı bir gemi..

Kafka der ya: az eşya, az insan! Beklentilerini aç bırakan her daim tok gezer derim bende. Sen hiç aç kaldın mı? Açlık zordur. Ama insan açlıktan ölmez tok kalamamaktan ölür.