Mütevazı duruşu, sarsılmaz zekası: Aklı olan Arda’yla uğraşmaz

Real Madrid’de Arda Güler’i izlerken içimde her zaman çift taraflı bir duygu var. Bir yanda muazzam bir gurur: Henüz gencecik bir Türk futbolcusunun dünyanın en büyük kulübünde yıllardır kadroda yer alması, attığı o akıl dolu goller, adrese teslim paslar… Diğer yanda ise derin bir üzüntü ve hırs. Çünkü bu çocuk sadece yeteneğiyle değil; kibirden, kapristen uzak, son derece mütevazı ve terbiyeli duruşuyla da orada. Ama ne yazık ki hala hak ettiği değeri tam anlamıyla göremiyor.

​Ancelotti döneminden sonra takım içinde yer edinmek daha karmaşık bir hal aldı. Xabi Alonso ve Alvaro Arbeloa yönetiminde orta sahada kendini kanıtlamaya çalışan Arda, şimdi de Jose Mourinho’nun yeni sisteminde kilit bir figür haline gelmeye çalışıyor. Takımda Mbappé, Bellingham, Vinícius gibi dev isimler varken, Arda hiçbir zaman büyüklük taslamadı.

​Tam şans bulup her hafta gollerini atmaya, kendini herkese hayran bırakmaya başlamışken, bu sefer de takım içindeki çekememezlikler baş gösterdi. Maç bitiyor, Arda herkesle tek tek tokalaşmaya gidiyor; bakıyorsunuz Bellingham gibi isimler yüz vermiyor, pasını bile kestiği oluyor. Ne yani, Arda oturup buna ağlayacak mı sanıyorsunuz?

​Arda üç yıldır her türlü yedek kalmaya, küçük görülmeye, yıldız isimlerin surat asmasına rağmen motivasyonunu tek bir gün bile kaybetmedi. Çünkü o bir makine gibi; sadece işine odaklanıyor ve sahada cevabını veriyor. Onlar Arda’nın üstüne geldikçe Arda tevazusunu bozmayacak, şımarmayacak. Çünkü doğru yolda olduğunun farkında.

​Açıkçası, saha içindeki bu kibirli tavırlarıyla Bellingham’ın Real Madrid’de çok uzun süre barınabileceğini sanmıyorum. Çünkü Arda gibi karakterli ve azimli bir çocuğu bu ucuz hareketlerle sindiremezsiniz. Arda yoluna devam edecek, biz de onunla gurur duymaya devam edeceğiz. Öyle inanıyorum ki, Arda’nın bu kulüpteki başarıları o kadar çok olacak ki Mourinho’lu yılların ardından Real Madrid’den emekli olan ve başka hiçbir takıma gitmeden kariyerini bu dev kulüpte noktalayan birkaç efsane futbolcudan biri olabilir Arda.

Serhat Kılıç’ın Ardından: Bir Medya Eleştirisi

Yaşarken Serhat Kılıç’ın kılına zarar gelse dönüp bakmayan lensler, ruh bedeni terk ettiği anda nasıl da keskinleşiyor! Yıllarca tek bir alkışı esirgeyen o koca mekanizma, adamcağız gidince birden ‘en büyük kaybımız’ manşetleriyle yarışa giriyor.

​Ne büyük lütuf ama! Evindeki tekli koltuktan, buzdolabının içeriğine kadar her detay, kamuoyunun ‘aydınlanması’ için birer malzeme. Özel hayat mı? O da ne? Kişi ölmüş, artık mahremiyetin ne hükmü var?

​Sırada o çok merak edilen dedikodu seansları var. ‘Acaba neden yalnız öldü?’ sorusunun cevabı, bir sanatçının onurlu geçmişini silip süpürmeye yetiyor. Belki de arkasında bıraktığı sessizliği, bu gürültülü piyasa hiç hak etmemişti, kim bilir?

​Yeni bir olay manşetleri süsleyene kadar, bu yas tiyatrosu böyle devam edecek. Ne de olsa, tüketilecek yeni bir hayat hikayesi lazım. Gerisi ise, sadece detay.

​Ama işin en acı tarafı ne biliyor musun? Serhat Kılıç aslında hiç ölmemiş gibi davranıyorlar. Yaşarken görmezden gelip değerini bilmedikleri adamı, öldükten sonra her gün yeniden öldürüyorlar! Kimi uyuşturucuyla vuruyor, kimi yalnızlığıyla hırpalıyor, kimi de servetinin peşine düşüyor. Adamcağız bir türlü huzur bulup da rahat rahat ölemiyor; manşetlerin arasında resmen can çekişmeye devam ediyor.

Seksenler’in Ruhu: Ergun Plak Neden Unutulmaz?”

Bir dönemin sonu gibi. Tanınan oyuncu Serhat Kılıç’ın ani ve acı gidişiyle, sadece bir oyuncuyu değil, sanki kendi gençliğimden bir parçayı, o samimi yılları da uğurlamış gibi hissettim.

​Onu herkes farklı projelerle hatırlayabilir ama benim zihnimde ve kalbimde hep o mahallenin renkli, biraz kurnaz ama özü altın kalpli Ergun Plak’ı olarak kalacak.

​Eğitimin sadece diplomadan ibaret sayıldığı o yıllarda, hayatın sillesini yemiş ama neşesini kaybetmemiş o karakter, aslında hepimizin hikayesini anlatıyordu.

​Şimdi ekranlar, sosyal medya sayfaları onun videolarıyla, duygusal müziklerle dolacak. Herkes bir şeyler söyleyip o acı üzerinden bir pay kapma yarışına girecek.

​Ben o kalabalığın içinde olmak istemiyorum. Sadece bir dönemin sessizce kapandığını, kendi jenerasyonumdan bir değerin daha eksildiğini bilmenin ağırlığıyla, sessizce anmak istedim.

​Yolun açık olsun, mekanın cennet olsun. Bize o tebessümü bıraktın, gerisi sadece suskunluk.