.
Devran Çağlar hayatını kaybetmiş…
Allah rahmet eylesin. Devran Çağlar benim çocukluğumda, o günün saf arabesk müzik türünün meşhur isimlerindendi. Bülent Ersoy’un yürüdüğü yolda (cinsiyet değiştirme arzusu) ilerleyen ve Ersoy tipinde bir sese sahip olan genç bir adamdı.

O dönemlerde, yani 1980’li yıllarda cinsiyet değiştirme gibi radikal bir şeye kalkışmak, Türk toplumunda büyük cesaret işiydi. Muhafazakâr ve hatta dindar Türk halkı, böyle durumlarda insanlara sert tepkiler gösterir ve kadınsı hareketlerde bulunan erkekleri dışlardı.
Bu dışlamalara en çok maruz kalansa şüphesiz Bülent Ersoy’dur. Hem halk hem de devlet tarafından gösterilen ciddi olumsuz tepkiler karşısında dışlanmıştır. Bu vaziyette Ersoy’un yanında duranlar ise yalnızca hayranları ve magazin gazetecileri olmuştu. Bu arada medya derken, sadece birkaç gazetenin magazin servisinden bahsediyorum. (O zamanlar sosyal medya, internet, radyo, uydu yayını falan yoktu elbette.)

Bülent Ersoy türlü baskılara ve dışlamalara rağmen direnip cinsiyet değiştirmeyi başarınca; kendini kadınsı bulan ve Ersoy’a benzer ses rengi olan birçok gence de örnek teşkil eder olmuştu.
Onu örnek alan gençlerden biri de Devran Çağlar’dı. Devran’ın sesi ve müzik tarzı da Ersoy’un birebir benzeri olunca, onun da önü açılmış oldu. Gazinolarda sahne almaya başlayınca ünü hızla yayıldı.
Bu popülerlik ile birkaç sinema filminde oynamayı başardı Çağlar. Bu arada Devran, ablası yaşındaki Bülent Ersoy’dan hiçbir destek de göremedi. (Bülent Ersoy, Devran’dan 11 yaş büyükmüş; şimdi baktım.)
Devran Çağlar’ın Bülent Ersoy benzerliği, o günün magazin medyasına “Bülent Ersoy’un veliahtı Devran Çağlar” gibi manşetler attırıyordu artık.

Fakat Ersoy bundan pek memnun olmadı, Devran’ı görmezden geldi. Ben bu noktada Ersoy’a hak veriyorum aslında. Çünkü Bülent Ersoy, yaşadığı dönemin tüm sıkıntı ve zorluklarını tek başına göğüslemişti. Veliaht tayini bu kadar kolay olamazdı. Üstelik hiçbir zorluk çekmeden, sırf bir benzerlik hatırına Devran’ı bir üst lige çıkarmayı uygun görmedi. “Bu millete bir Bülent yeter” diye düşünmüştü muhtemelen (ki bir tane yetti de arttı bile diyebilirim!).
Devran artık yalnız kalmıştı. Tabii Devran’a elini uzatmayan Bülent Ersoy’un tavrını gören magazin basını da Devran’a olan ilgisini çok ciddi oranda azalttı.
İşte tam bu noktada Devran’ın strateji değiştirmesi gerekiyordu. Yani Bülent ablasına birebir benzemek yerine; belki imaj değişikliği belki de farklı bir müzik tarzı yakalayabilirdi. Ne bileyim, belki halk müziği belki hafif sözlü Batı müziği gibi… Fakat Devran bu denemeler yerine, ipteki ikinci cambazı oynamaya çalışıyordu sürekli. Buna, bir koltuğa iki karpuz sığdırma gayreti de diyebiliriz.
1990’larda patlayan pop furyası, dönemin arabeskçilerinin itibarını ve popülaritesini düşürmeye başlamıştı. Türkücüler ve arabeskçiler bu sebeple yeni bir tarz yakalama arayışına girdiler. Bu tarz pop olamazdı çünkü ses renkleri uymuyordu. Ve sonunda o geçişi sağlayacak o tür bulundu. O tarzın adı Arabesk-Fantezi’ydi. Daha hareketli bir altyapıya sahip, popu çağrıştıran birtakım tınılarla bezeli “soft arabesk” demek de mümkündü bu türe.
İbrahim Tatlıses ve Bülent Ersoy gibi isimlerin başını çektiği grup, bu modaya ayak uydurmayı başardı. Tatlıses “Bende İsterem” ve “Dam Üstünde Un Eler Tombul Memeler”; Bülent Ersoy da “Sefam Olsun” ve “Yananı Görür Allah” gibi şarkıları piyasaya sürünce popülerliklerini yeniden kazandılar.
Tabii arabesk-fantezi grubu, yeni isimler de kazandırdı memlekete. Muazzez Ersoy, Kibariye ve Güllü gibi isimler de artık birer stardı. Arabesk-fantezi grubunun yeni erkek vokalleri ise bir dönemin Prestij Müzik kardeşlerinden oluşuyordu: Mahsun Kırmızıgül, Özcan Deniz ve Alişan…
Arif Susam, Nejat Alp ve Ümit Besen gibi isimlerse bu yeni türe ayak uyduramayınca piyasadan çekildiler. (Ümit Besen sonradan Müslüm Gürses ve Kibariye gibi sempatikliğini kullanıp kendini yenilemeyi başardı, o ayrı.)
Bu arada 1990’ların başında artık eğlence mekânları da şekil değiştirmeye başlamıştı. Pavyonlar, barlar, diskolar ve gece kulüpleri gibi yeni mekânlar türemişti. Devran da herkes gibi bu dönemde yönünü arabesk-fanteziye kaydırdı.
Fakat Ersoy bu tarza ondan önce geçtiğinden, Devran yine ikinci planda kaldı ve popülaritesi iyice eridi. Onu artık Televoleler’de yılda bir yapılan “O ünlü şimdi nerelerde?” bölümlerinde görüyorduk.
Devran Çağlar’ın durumu bana her zaman Mozart’ın gölgesinde kalan Antonio Salieri’yi hatırlatır. Hatta Avrupa’da kullanılan bir tabire de isim babası olmuştur Salieri. (Not: Yazınızda Beethoven geçmişti, ancak müzik tarihindeki meşhur rekabet ve gölgede kalma hikâyesi Mozart-Salieri arasındadır.)

En az rakibi kadar iyi bir müzisyen ve piyanisttir. Salieri bu durumdaki rahatsızlığını anlatır ve onu hiç sevmez, hatta çekemezdi.
Tabii Salieri, Devran gibi taklit durumuna düşmemişti toplumda. İşte Devran da önünü kesenin hep Bülent Ersoy olduğunu magazin basınına verdiği demeçlerde üstüne basa basa tekrarlardı.
Fakat bu işler de nasip kısmet meselesi… Belki Bülent Ersoy olmasaydı da yine ünlü olamayabilirdi Devran. “Kesin ünlü olurdu” diyemeyiz bu yüzden.
Bu arada yazıyı yazarken rahmetli Devran Çağlar’ın fotoğraflarına göz attım. Ve şunu gördüm ki Devran, Bülent Ersoy’dan 10 kat daha güzel bir estetik dönüşüm geçirmiş. Tabii bu kıyası, Devran’ın Ersoy’dan 11 yaş küçük hâli üzerinden yaptığımın da altını çizmemde fayda var. Çağlar yaşasaydı ve Ersoy’un yaşına gelseydi, daha birebir bir kıyaslama olacaktı.
Neyse…
Devran Çağlar; bir döneme, öyle ya da böyle iz bırakmış önemli bir şarkıcıydı. Sevenlerine başsağlığı dileyip, Allah’tan kendisine tekrar rahmet etmesini niyaz ederek bitiriyorum yazımı.
Görüntülenme: 41