Don’t Try: Vicdanın ve Özün Sığınağında

​Bukowski’nin mezar taşındaki “Don’t try,”, yani “Çabalama” ifadesi beni gerçekten çok etkiledi. Bu sadece bir isyan değil, hayatın karmaşası içinde insanın kendi özüne dönmesi için bir davet. Toplumun bize dayattığı sahte ideallerin peşinde koşmaktan yorulduğumu fark ettim. İnsanların merhametsizliği, acımasızlığı, adaleti sadece kendine göre düzenlemeleri, empatiden yoksun yaşamaları, hissiz ve duygusuz bencil insanların sayısının artması da yoruyor beni.

​Bukowski’nin eserlerinde ve hayatında sıkça gördüğümüz o alkol, düzensizlik ve toplumsal kurallara başkaldırı içeren yaşam tarzının, yani o nihilist ve karmaşık düzenini baz almadan aslında daha dingin ve adil bir sığınağa yöneldiğimi belirtmem lazım( Yoksa nihilist değilim aman 🙂

Ve son olarak her şeyin ötesinde, arkamızda bırakabileceğimiz en temiz ve kalıcı mirasın sadece vicdanımız olduğuna inanıyorum. Ancak vicdanımızın en temiz miras olması, eğer bir vicdanımız varsa mümkün. Bu noktada vicdanın nasıl oluştuğuna da bakmak lazım. Vicdan, çocuğa koşulsuz sevgiyle, onu kırmadan ve her şeyi dozunda vererek verilen bir duygu ve anlayıştır.

​Şimdi düşündüm de ben öldüğümde arkamda kalanlara mezar taşıma ise sadece “vicdan” yazdırmak isterdim heralde.

Peki sen ne yazdırırdın hiç düşündün mü? Haydi bir düşün bakalım.

Yüzleşmek zamanı…

Endişe ve korku iyi bir şey değil elbette; fakat sizi bugünlere getirenler arasında onların da payı var. Hayatta beklediğiniz ve arzu ettiğiniz yere gelmek için yüzleşmeniz gereken sadece iki şey var: Biri korkularınız, diğeri de vicdanınız.

​Bu yüzleşmelerden her galip çıkışınızda elde edeceğiniz tek gerçekse “huzur”dur.

​Ancak huzuru da saf mutluluk sanmamak gerek. Huzur; doğru bildiğiniz şeyleri, başta kendiniz, sonra da çevrenizdeki sevdikleriniz adına kendinizi disipline ederek kazanacağınız bir şeydir. Huzur; bazen yalnızlık çekmek, bazen de koca kalabalıklar içinde bile kendinizi sevebilmektir.

​Bu sebeple hayatta insanlarla olan her türlü münasebetinizde mümkün olduğunca doğrunun yanında olabilmeniz gerekir. Bu doğru yaşama gayretiniz sizi çoğu zaman yalnız da bırakacaktır. Fakat bu yalnızlık sizi hiç korkutmasın; o yalnızlık ki sizi bir sonraki imtihana hazırlar. Tabii eğer bunu bir imtihan olarak görüyorsanız…

​Sizi “siz” olarak sevmenin; korkularınızla, vicdanınızla ve yalnızlıklarınızla iyi anlaşmak dışında başka bir yolu olduğunu sanmıyorum. Eğer kendi benliğinizle iyi anlaşır, onu olduğu gibi kabul ederken bir yandan da törpülenecek yanlarını tespit etmeye devam ederseniz, inanın her yeni sonunda sizi doğruya götürecek yeni yollar da bulursunuz.

​Şimdi soru şu: Korkularınızı dizginleyecek ve vicdanınıza hesap verecek cesaretiniz var mı?

​Eğer “Yok” diyorsanız, huzur yerine sürekli mutluluk elde etmeyi ummanız boşa bir gayret olacaktır. Ama “Ben hazırım” diyorsanız önce korkularınızdan başlayın. O korkular ki belki de istediğiniz hayatın anahtarını sunacaktır size.

İçindeki sistemin adına vicdan deniyor

Ayrıl onlardan. Kendi içinde ne olursan ol ( iyi ya da kötü) ama mutlaka kendin için bir yapı kur. Onların seni değiştirmesine izin verme.Mecburiyetten uyduğun sistemden kaçamazsın. Fakat içindeki sistemi kimse bozamaz unutma. İşte bu vicdan denilen şey de o içindeki sistemin adı.