Elli’li Yaşlar: Hayatın İkinci Perdesinde İstikamet Arayışı

Hayatımızın istikametleri, ergenlikten hemen sonraki o taze yetişkinlik dönemimizde çizilmeye başlıyor. Başta pek çaktırmıyoruz tabii; hayatımıza yön verme meselesi, pembe hayallerle dolu bir macera gibi ilerliyor. Önce hayalleri kuruyoruz, sonra o hayallerin peşinden koşacak fırsat avına çıkıyoruz.

​Yirmiler, otuzlar derken, her on yılda, hatta bazen beş yılda yeni bir döneme giriyoruz. Ve hayat, yaptığımız o küçük tercihlerle bizi bambaşka yönlere savuruyor.

​Yaptığımız hamlelerin doğruluğunu kesin olarak bilmek ise imkansız. Her hamlenin sonundaki sonuç, aslında nihai bir son değil; yeni bir başlangıca veya yeni bir sondan öteye giden bir evre. Doğrular ve yanlışlar hiç bitmiyor, ama vicdanınızı dinlerseniz neyi doğru neyi yanlış yaptığınızı zaten hep bilirsiniz.

​Elli’li yaşlar, hayatın gerçekten ikinci perdesi. Kırklarda hala ödemeler, ev hayalleri, çocukların okutulma dertleri ve bir sürü koşturmaca varken; elli’ye geldiğinizde, artık sizi çok şaşırtacak şeyler çıksa bile şaşırmıyor ya da belki de şaşırmak istemiyorsunuz. Çünkü o enerjiyi kimseyi kırmadan, dökmeden ve üzülmeden en az zararla atlatabileceğiniz bir dinginliğe saklıyorsunuz. Belki yalnız kalarak, belki yeni bir hobi bularak, belki yeni bir evlilikle,belki de emeklilikte sakin bir limana sığınarak. Sonuçta bu dünya, öteki aleme geçerken orada yaşayacaklarınızın tarlası. Bunu yapabilen gerçekten çok nasipli ve şanslı insanlar. Umarım o nasip bizde de olsun.

Mamudo Kurban niye doğdun?

Yaş ilerledikçe insan, yaşadığı hayatta daha çok şey öğrenir. Deneyimleri ve tecrübeleri sürekli artar. Hele ki orta yaşı geçmiş ve sorumlulukları tavan yapmışsa; dünya, yaşadığı coğrafya, hayalleri ve pişmanlıkları da o oranda ciddi evrimler geçirmiştir.

​Hayatta onu şaşırtacak şeyler azalmıştır artık ve içinde yaşatmaya çalıştığı çocukla daha az görüşür olur. Elde ettiği birikimleri ve sahip olduğu eşyaları artırmak ister. Eğer tüm çabasına rağmen malının değerinde ve sayısında bir yükselme sağlayamıyorsa, bu sefer de onları kaybetmeme, oldukları yerde tutma amacı edinir kendine.

​Diğer yandan, ulaştığı o yaşta yakın çevresinde kendinden daha büyük birçok insanın ölümlerine şahit olur. Gördüğü her ölüm, onda hayatı daha fazla sorgulama mecburiyeti doğurur. Bu sorgulamaların içinde; sağlığına ne kadar dikkat ettiği, çok uzun zamandır arkadaş ve dost bildiği insanlara bile mesafe koyma çabaları ve aile içinde gelişen değişimleri doğru yönetip yönetemediğine dair beyin fırtınaları yer alır. Kendisine her yıl biraz daha yaklaşmakta olan yaşlılık psikolojisini tanımlamaya ve bu yüzden bir ön hazırlık yapma gereği hissine kapılır.

​Hayatının kalanında yapabilecekleri ile ilgili türlü varsayımlar, teoriler geliştirir kendince. Hayatın tüm kontrolünün kendisinde olmadığını anlamaya başlar.

​Risk kavramı, artık her zamankinden daha fazla dikkat etmesi gereken bir konudur. Çevresinin kendisinden maddi-manevi yardım taleplerini eskisi kadar önemsemez. Bu yüzden de çevresindeki insan sayısını azaltma gayreti içindedir.

​Yoğun stres, borç ve geçim telaşı gününün artık üçte ikisini kaplar. Yeni ve masrafsız hobiler bulmak, bundan sonrası için yapabileceği en iyi şeyler arasındadır.

​Emeklinin arzusu yaşlılığında hep deniz kenarı küçük bir tatil kasabasında, bahçeli bir evde huzur içinde yaşamaktır ya… Hah! İşte yaşı 45’i geçenler bu hayali daha çabuk gerçekleştirmek isterler. Ekip biçeceği minik bir bahçesi ve minimum düzeyde bir borçla; yine asgari düzeyde kendini gösterecek klasik yaşlılık hastalıklarıyla mutlu, huzurlu bir hayat yaşama arzusunu vaktinden önce elde etme gayretidir bu.

​İşte bu gece itibarıyla ben de bu orta yaş grubunun bir üyesi oluyorum efendim. Nietzsche’nin “Amor Fati” yani kaderini her koşulda sevme felsefesinin insana yeni anlamlar ve vizyonlar kazandırdığı o grupta artık benim de bir ismim var.

​Gelene “amenna” diyebilme yolunda, daha az eşya ve daha az insanla şu dünyada huzurlu yaşama senaryoları yazmaya çalışan ben, bundan sonrası için hayatı bayır aşağı salmadan, kontrollü frenlerle menzile varmaya çalışarak geçirmek istiyorum artık.

​İşte şimdi bir “Mamudo kurban niye doğdun?” türküsü patlatma vakti. Tabi gırgırına canım 🙂

​Ne diyor türkü:

Kurban gelir payın yoktur

Haftan yoktur ayın yoktur

Ankara’da dayın yoktur

Mamudo kurban niye doğdun?

Mamudo kurban niye doğdun?

​Haydi, huzurlu yıllar bana inşallah…