Yaş ilerledikçe insan, yaşadığı hayatta daha çok şey öğrenir. Deneyimleri ve tecrübeleri sürekli artar. Hele ki orta yaşı geçmiş ve sorumlulukları tavan yapmışsa; dünya, yaşadığı coğrafya, hayalleri ve pişmanlıkları da o oranda ciddi evrimler geçirmiştir.
Hayatta onu şaşırtacak şeyler azalmıştır artık ve içinde yaşatmaya çalıştığı çocukla daha az görüşür olur. Elde ettiği birikimleri ve sahip olduğu eşyaları artırmak ister. Eğer tüm çabasına rağmen malının değerinde ve sayısında bir yükselme sağlayamıyorsa, bu sefer de onları kaybetmeme, oldukları yerde tutma amacı edinir kendine.
Diğer yandan, ulaştığı o yaşta yakın çevresinde kendinden daha büyük birçok insanın ölümlerine şahit olur. Gördüğü her ölüm, onda hayatı daha fazla sorgulama mecburiyeti doğurur. Bu sorgulamaların içinde; sağlığına ne kadar dikkat ettiği, çok uzun zamandır arkadaş ve dost bildiği insanlara bile mesafe koyma çabaları ve aile içinde gelişen değişimleri doğru yönetip yönetemediğine dair beyin fırtınaları yer alır. Kendisine her yıl biraz daha yaklaşmakta olan yaşlılık psikolojisini tanımlamaya ve bu yüzden bir ön hazırlık yapma gereği hissine kapılır.
Hayatının kalanında yapabilecekleri ile ilgili türlü varsayımlar, teoriler geliştirir kendince. Hayatın tüm kontrolünün kendisinde olmadığını anlamaya başlar.
Risk kavramı, artık her zamankinden daha fazla dikkat etmesi gereken bir konudur. Çevresinin kendisinden maddi-manevi yardım taleplerini eskisi kadar önemsemez. Bu yüzden de çevresindeki insan sayısını azaltma gayreti içindedir.
Yoğun stres, borç ve geçim telaşı gününün artık üçte ikisini kaplar. Yeni ve masrafsız hobiler bulmak, bundan sonrası için yapabileceği en iyi şeyler arasındadır.
Emeklinin arzusu yaşlılığında hep deniz kenarı küçük bir tatil kasabasında, bahçeli bir evde huzur içinde yaşamaktır ya… Hah! İşte yaşı 45’i geçenler bu hayali daha çabuk gerçekleştirmek isterler. Ekip biçeceği minik bir bahçesi ve minimum düzeyde bir borçla; yine asgari düzeyde kendini gösterecek klasik yaşlılık hastalıklarıyla mutlu, huzurlu bir hayat yaşama arzusunu vaktinden önce elde etme gayretidir bu.
İşte bu gece itibarıyla ben de bu orta yaş grubunun bir üyesi oluyorum efendim. Nietzsche’nin “Amor Fati” yani kaderini her koşulda sevme felsefesinin insana yeni anlamlar ve vizyonlar kazandırdığı o grupta artık benim de bir ismim var.
Gelene “amenna” diyebilme yolunda, daha az eşya ve daha az insanla şu dünyada huzurlu yaşama senaryoları yazmaya çalışan ben, bundan sonrası için hayatı bayır aşağı salmadan, kontrollü frenlerle menzile varmaya çalışarak geçirmek istiyorum artık.
İşte şimdi bir “Mamudo kurban niye doğdun?” türküsü patlatma vakti. Tabi gırgırına canım 🙂
Ne diyor türkü:
Kurban gelir payın yoktur
Haftan yoktur ayın yoktur
Ankara’da dayın yoktur
Mamudo kurban niye doğdun?
Mamudo kurban niye doğdun?
Haydi, huzurlu yıllar bana inşallah…

