“Görünenin Ötesi: Tehlikenin Anatomisi.”

“Aslan ve panter zararsızdır; oysa tavuklar ve ördekler çok tehlikeli hayvanlardır,” dedi bir solucan çocuklarına.”

–Bertrand Russell

Bir solucanın gözünden dünyaya bakmak ya da Bertrand Russell’ın o meşhur hikayesindeki gibi, hayatta tehlike dediğimiz şeyin aslında tamamen koltuğumuzdan baktığımız yere göre değiştiğini fark etmekle başladı her şey.

​Düşünsenize, bir solucan için aslan ya da panter nedir ki? Ama tavuklar ve ördekler, işte onlar yerin altındaki o sessiz dünyada doğrudan ölümcül birer avcı!

​Hayat da böyle, değil mi? Karşımıza çıkabilecek on binlerce kötü olasılık var, ama önemli olan hangisinin bizim doğrudan kapımızı çalınacağını bilip ona göre tetikte kalmak. Bu noktada ölçülülük ilkesi devreye giriyor; herkese hak ettiği kadar güven vermek ve zaaflarımızı herkese göstermemek, bizi çoğu zaman koruyan ve savunmasız bırakmayan bir kalkan gibidir.

​Önyargıların koruyucu bir kalkan olarak işlev görebileceği fikri de bana çok zaman güven verir. Deneyimlerin ve öğrenilmişliklerin oluşturduğu bu filtre, potansiyel tehditlere karşı daha hızlı tepki vermemizi sağlayabilir. Dengeyi korumak ve önyargıları doğru dozda kullanmak, kaygıdan uzak, ancak korunaklı bir yaşam sürmek için kritik bir öneme sahiptir benim gözümde.

​Sonuç olarak, aslanların ve panterlerin dünyasında tavukların ve ördeklerin çıkardığı gürültüyü duymak bir uyanıklık meselesidir. Kendi bahçemizde neyin tehlikeli olduğunu bilmek, işte gerçek bilgelik budur.

Sınanmamışlığın kibriyle sınanmak

Başkasının yangınına uzaktan bakıp “Ben olsam hiç yanmazdım” demek çok kolaydır. Ancak bir zorluğun, acının ya da karmaşık bir ilişkinin içinde olmadan verilen kararlar yalnızca birer varsayımdan ibarettir.  Kendinizi başkalarından “daha güçlü” ya da “daha akıllı” zannetmeden önce durup düşünmenz gerekir: Gerçekten doğru mu davrandınız, yoksa henüz o noktadan sınanmadınız mı?

​Sınanmamışlığın kibri, bilmediğimiz konularda başkalarını kınama ve küçümsemenin de başlangıç noktası kesinlikle. “Bekar’a karı boşamak kolaydır” derler. Ya da yıllar önce Deniz Seki’nin Bayhan’a kendince çok etik ve ahlâkî bir tavırla yüklenmesi gibi. Yıllar sonra kendisinin de cezaevine girmesi, hayatın bizi nasıl sınayabileceğini gösteren çarpıcı bir örnek değil de ne?

​Bilmediğimiz ve anlamadığımız hiçbir konuda, ne kadar empati yaparsak yapalım, insanlara doğru yolu gösterme becerimiz yok. Sadece sabretmelerini, ya da olaya farklı bir bakış açısıyla bakmalarını tavsiye edebiliriz. Gerçekten ne istediklerini, vicdanen nasıl rahat olacaklarını sorarak ya da bundan sonrasıyla ilgili bütün kararları kendilerinin alması gerektiği ve sonuçlarına da katlanmaları gerektiğine dair tavsiyelerde bulunabiliriz.

​Sınanmamışlığın kibri ile sınanan kişinin çevresine söylediği cümleler şöyledir mesela:

​”Sana bu kadar değersiz hissettirenin peşinden nasıl koşarsın ya, onursuz musun sen! “

​”Bu tavır trip bana yapılsaydı hayatta affetmezdim.”

​”Ben de çok acılar çektim ama hiç böyle bitmedim, biraz güçlü olun Allah aşkına! “

​”Sana böyle davranılmasına sen izin veriyorsun.”

​”Depresyona falan atmayın oğlum top’u, her şey kafaya takarsan işin iş”

​İşte bu yüzden, Allah hiçbirimizi sınanmamışlığın kibriyle sınamasın.