Bukowski’nin mezar taşındaki “Don’t try,”, yani “Çabalama” ifadesi beni gerçekten çok etkiledi. Bu sadece bir isyan değil, hayatın karmaşası içinde insanın kendi özüne dönmesi için bir davet. Toplumun bize dayattığı sahte ideallerin peşinde koşmaktan yorulduğumu fark ettim. İnsanların merhametsizliği, acımasızlığı, adaleti sadece kendine göre düzenlemeleri, empatiden yoksun yaşamaları, hissiz ve duygusuz bencil insanların sayısının artması da yoruyor beni.
Bukowski’nin eserlerinde ve hayatında sıkça gördüğümüz o alkol, düzensizlik ve toplumsal kurallara başkaldırı içeren yaşam tarzının, yani o nihilist ve karmaşık düzenini baz almadan aslında daha dingin ve adil bir sığınağa yöneldiğimi belirtmem lazım( Yoksa nihilist değilim aman 🙂
Ve son olarak her şeyin ötesinde, arkamızda bırakabileceğimiz en temiz ve kalıcı mirasın sadece vicdanımız olduğuna inanıyorum. Ancak vicdanımızın en temiz miras olması, eğer bir vicdanımız varsa mümkün. Bu noktada vicdanın nasıl oluştuğuna da bakmak lazım. Vicdan, çocuğa koşulsuz sevgiyle, onu kırmadan ve her şeyi dozunda vererek verilen bir duygu ve anlayıştır.
Şimdi düşündüm de ben öldüğümde arkamda kalanlara mezar taşıma ise sadece “vicdan” yazdırmak isterdim heralde.
Peki sen ne yazdırırdın hiç düşündün mü? Haydi bir düşün bakalım.




