Sığmasam , Nesimi

Mende sığar iki cahan, men bu cahâna sığmazam,
Gövher-i lâmekan menem, kövn ü mekâna sığmazam.

(İki cihan (dünya ve ahiret) benim içime sığar, ancak ben bu dünyaya sığmam. Mekandışı olma cevheri benim, ancak yine de varlığa ve mekana sığmam.)

Erşle ferş ü kâf u nun mende bulundu cümle çün,
Kes sözünü vü ebsem ol, şerh ü beyâne sığmazam.

(Yeryüzü ile gökyüzü ve “kâf” ile “nun”*gibi bütün her şey bende bulunduğu için, ey bana akıl vermeye kalkışan kişi sesini kes. Çünkü ben, sözlere ve açıklamalara sığmam.
* “Kaf” ve “nun” harfleri Allah’ın “Kün” yani “Var ol” emrini ve bütün varlığı işaret etmektedir.)

Kövn ü mekandır âyetim zâti durur bidayetim,
Sen bu nişanla bil meni, bil ki, nîşâne sığmazam.

(Bütün varlıklar ve mekan benim delilimdir. Başlangıcım varlık sahibi olan Zat’la başlar. Sen beni bu işaretle tanı, ama ben bu işarete de sığmam.)

Kimse güman ü zenn ile olmadı Heqq ile biliş,
Heqqi bilen bilir ki, men zenn ü gümâne sığmazam.

(Hiç kimse zanla, kuşkuyla Hakk’ı bilenlerden olmadı. Hakk’ı bilen, benim zanna, kuşkuya sığmayacağımı da bilir.)

Surete bax u me’nini suret içinde tanı kim,
Cism ile can menem, velî cism ile câne sığmazam.

(Dış görünüşe bakıp bu dış görünüş içinde ger-çek manayı, iç görünüşü tanı. Çünkü beden de, ruh da benim. Ancak ben ruha da, bedene de sığmam.)

Hem sedefem, hem inciyem, Heşr ü Sîrat esenciyem,
Bunca qumaş u rext ile men bu dükkâne sığmazam.

(Hem inci, yani iç; hem de inci kabuğu, yani dışım. Haşir, yani öldükten sonra ruhların dirileceği meydanın ve Sırat’ın, yani Cennet veya Cehenneme gidecek yolun başına buyruk kişisi benim. Bunca kumaş ve binek takımıyla ben bu dükkâna sığmam.)

Genc-i nihan menem men uş, eyn-i eyan menem, men uş,
Gövher-i kan menem, men uş, behre ve kâne sığmazam.

(İşte gizli hazine benim. Görünenin aynısı işte benim. Bu hazine kaynağının incisi de işte benim. Ancak ben ne inci çıkan denize, ne de sustası çıkan kaynağa sığarım. )

Gerçi mühît-i e’zemem, adım âdemdir, âdemem,
Dar ile künfekan menem, men bu mekâne sığmazam.

(Gerçi her tarafı kaplayan ulu varlık benim, ancak bana insan adı verdikleri için görünüşte insanım. Yapı da, “ol” denilince olan da benim. Ancak ben bu mekana da sığmam.)

Cân ile hem cahan menem, dehr ile hem zaman menem,
Gör bu letîfeyi ki, men dehr ü zamane sığmazam.

(Ruhla aynı cihanı paylaşan, âlemle aynı zamanı yaşayan benim. Ancak şu komik duruma bak ki, ben ne bu âleme, ne de bu zamana sığarım.)

Encüm ile felek menem, vehy ile hem melek menem,
Çek dilinü ve ebsem ol, men bu lisâne sığmazam.

(Yıldızlarla felek benim. Vahiy de, onu getiren melek de benim. Ey benim hakkımda konuşan kişi! Dilini tut ve konuşma, çünkü ben senin diline de sığmam.)

Zerre menem, güneş menem, çar ile penc ü şeş menem.
Sureti gör beyân ile, çünki beyâne sığmazam.

(En küçük varlık da, güneş de benim. Dört (dört unsur: toprak, su, rüzgâr, ateş), beş (beş duyu) ile altı (altı yön: sağ, sol, ön, arka, üst, alt) da benim. Sözle anlatılan görünüşe bak, ancak ben anlatmaya da sığmam.)

Zat ileyem sifat ile, qedr ileyem berat ile,
Gülşekerem nebat ile beste dehâne sığmazam.

(Sıfat ve Zât ile birlikteyim. Kadir ve Berat gecesi ile beraberim. Şeker kamışıyla birlikte gül tatlısıyım. Bu yüzden kapalı ağızlara da sığmam.)

Nâr menem, şecer menem, erse çıxan hecer menem,
Gör bu odun zebânesin, men bu zebâne sığmazam.

(Ateş (Tur Dağı’nda Hz.Musa’nm gördüğü ateş) ile ağaç (Hz.Meryem’in hamileyken tutunduğu ağaç) benim. Göğün son katma çıkan taş da benim. Bu ateşin zebanisini, yani cehennem meleğini gör. Çünkü ben bu dile de sığmam.)

Şems menem, qemer menem, şehd menem, şeker menem,
Rûh-i revân bağışlaram, rûh-i revana sığmazam.

(Güneş benim, ay benim, bal benim, şeker benim. Herkese akıcı bir ruh bağışlarım, ancak kendim bu akıcı ruha sığmam.)

Gerçi bu gün Nesîmiyem, Hâşimîyem, Qureyşiyem,
Bundan uludur âyetim, âyet ü şâne sığmazam.

(Her ne kadar bugün Nesîmî diye anılmaktaysam da Haşimî sülalesinin Kureyşî boyundanım. Bunun için delilim uludur, fakat bu yüzden şana ve delile sığmam.)

Nesimi

Beni Sorarsan / Gülten Akın

Beni sorarsan,
Kış işte
Kalbin elem günleri geldi
Dünya evlere çekildi, içlere
Sarı yaseminle gül arasında
Dağların mor baharıyla
Sis arasında
Denizle göl arasında
Yanımda kediler kuşlar
Fikrimden dolaşıyorum

Hiçbir iktidarı sevmesem de
Sobanın iktidarında
Çarpışa çarpışa nasılsa
Büyüyebilen kızlar
Uslu, sakin, ölümü bekliyorlar
Yaşlılık
Dev mi oldular başkaları
Üstüne üstüne gelip korkusuz
Güçlerini deniyorlar

İçindeyim zamanın / Ahmet Hamdi Tanpınar

Ne içindeyim zamanın,

Ne de büsbütün dışında;

Yekpâre geniş bir ânın

Parçalanmaz akışında.

Bir garip rüyâ rengiyle

Uyuşmuş gibi her şekil,

Rüzgarda uçan tüy bile

Benim kadar hafif değil.

Başım sükûtu öğüten

Uçsuz bucaksız değirmen;

İçim muradına ermiş

Abasız, postsuz bir derviş.

Kökü bende bir sarmaşık

Olmuş dünya sezmekteyim,

Mavi, masmavi bir ışık

Ortasında yüzmekteyim.

(A.HamdiTanpınar)

Üç köpük, İbrahim Tenekeci

”efendime vermek için
yirmi yedimden gül aldım
yirmi yetimden gül

bir bilseniz efendim
için için ateşe verdim içimdeki beni
ah beni
hangi vadiler istedi de gitmedim
kıskandım da ne oldu, hayattan kendimi.

ah efendim, sorar durur can;
nasıl bir sondur bu,
kaçtıkça yakınlaşan
kaçtıkça yakınlaşan…

derdimi anlattım efendim
derdimi anlattım, sözü yormadan
oturup dua ettim, yalvardım;
akıl git başımdan.

Çelişme,reddiye ve algı üzerine / İsmet Özel

Çelişkisiz kalmaya özen gösterenler, aynı zamanda bulundukları yerde durmaya çabalayanlardır. Hayatın kendisi bir zıtlaşma, çatışma ve savaştır. Yapısında hiç bir zıtlık, çatışma ve savaş barındırmayan bir tek gerçek, gerçeklik ve doğru biliyoruz: Ölüm.

Yaşayan insan, yaşayan toplum çelişkileriyle mesafe kateder. Hayatiyete sahip düşüncenin de içinde zıtlıklar, çelişkiler, çalışmalar ve üstelik iç çatışmalar vardır. Biz bu çatışmaları aşma çabasıyla kendimiz için iyi olana ulaşmaya gayret ederiz. Miguel de Unamuno’nun bir sözünü hatırlıyorum: “Eğer bir insan” diyor İspanyol düşünürü. “Kendisiyle asla çelişmiyorsa, bunun sebebi onun hakikatte hiçbir şey söylemediği olsa gerektir.” Şimdi bu sözü duyduk diye kendimizi bütün tutarlı davranışlardan uzaklaştırıp, gönüllü olarak çelişkiler içine mi salacağız? O zaman tıpkı çelişkiden kaçarak kendimizi kötürüm kıldığımız gibi, çelişkiler gerçektir deyip aynı ataleti ters yönden davet etmiş oluruz. Yapacağımız şey gerek tek insan olarak kendi küçük dünyamızda, gerekse bütün toplumun hayatında yüz yüze geldiğimiz olayların tek anlamlı, tek boyutlu, tek yönlü olmadığını fark etmekten ibaret. Başımıza neler geldiğini ancak bu kapsayıcı anlayış içinde kavrayabiliriz.

| İsmet ÖZEL

Bir gece / Mehmet Akif Ersoy

Ondört asır evvel, yine bir böyle geceydi,
Kumdan, ayın ondördü, bir öksüz çıkıverdi!
Lâkin o ne hüsrandı ki: Hissetmedi gözler;
Kaç bin senedir, halbuki, bekleşmedelerdi!
Nerden görecekler? Göremezlerdi tabî’î:
Bir kere, zuhûr ettiği çöl en sapa yerdi;
Bir kere de, ma’mure-i dünyâ, o zamanlar,
Buhranlar içindeydi, bugünden de beterdi.
Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;
Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!
Fevzâ bütün âfâkını sarmıştı zemînin
Salgındı, bugün Şark’ı yıkan, tefrika derdi.

Derken, büyümüş, kırkına gelmişti ki öksüz,
Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!
Bir nefhada kurtardı insanlığı o ma’sum,
Bir hamlede kayserleri, kisrâları serdi!
Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi;
Zulmün ki, zevâl akılına gelmezdi, geberdi!
Âlemlere, rahmetti, evet, Şer’-i mübîni,
Şehbâlini adl isteyenin yurduna gerdi.
Dünya neye sâhipse, onun vergisidir hep;
Medyûn ona cem’iyyeti, medyûn ona ferdi.
Medyûndur o ma’sûma bütün bir beşeriyyet…
Yâ Rab, bizi mahşerde bu ikrâr ile haşret.

Hilvan, 11 Rebîülevvel 1347
(28 Ağustos 1928)

Bayram tebriği çilesi / Aziz Nesin

AZİZ NESIN’İN BAYRAM TEBRİĞİ ÇİLESİ

1965 senesiydi. İşe gireli henüz iki hafta olmuştu. Bir genel müdürlükte, özel kalem müdürünün yardımcısıydım. Bayrama on gün kala, müdürüm hastalandı ve rapor aldı. Ertesi gün, genel müdür, beni odasına çağırdı.

Buyrun efendim.

Tebrik kartları hazır mı evladım?

Hangi tebrik kartları efendim?

Eyvahlar olsun, Şükrü sana söylemedi mi? Bayram geldi, tebrik kartı göndermeli. Şimdiye çoktan postaya vermiş olmamız gerekirdi.

Hiç haberim olmadı efendim

Hemen, hemen hemen ! Yarına istiyorum üç bin adet kartı sabaha kadar yaz ve postaya ver.

Emredersiniz efendim! dedim ve odadan çıktım. Ancak üç bin adet bayram tebrik kartını tek tek nasıl yazacağım

Genel müdür, kartların çini mürekkeple ve güzel bir yazıyla yazılmasını isterdi. Üç bin adet kartın iki bin tanesi makamca kendinden aşağıda olanlara şu şekilde yazacaktım:

Bayramını kutlar, gözlerinden öperim.

Kalan bin tanesi de, daha üst makamdakilere:

Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim. şeklinde yazılacaktı

Hiç vakit geçirmeden masamın başına geçip kolları sıvadım. Önümde davetiyelerden oluşan irili ufaklı pek çok dağ duruyordu. Ben mesaim bitiyor, az sonra çıkar evime giderim derken, sabaha kadar burada kalıp üçbin kartı yazmak zorunda kaldım. Sızlanmanın faydası yok, işe başlayım:

Bayramını kutlar, gözlerinden öperim.

Bayramını kutlar, gözlerinden öperim.

5,10,20,50,100, 750,875. Yazıyorum yazıyorum bitmiyor! Vakit gece yarısını geçti gitti bana öyle bir sıkıntı bastı ki, tarif edemem.

Yazıyorum, yazıyorum, yazıyorum.. bitmiyor.

En nihayetinde alt makam kartları bitti. Ama ben de bittim. Şafak sökmek üzereydi. İşi biten kartları masamın üzerinden alıp başka bir yere koydum.

Ama önümde hâlâ bin adetlik bir kart yığını durmaktaydı. Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederime başladım..

Durmadan yazıyordum. Göz kapaklarIm öyle ağırlaşmıştı ki, gözlerimi açık tutmam her bir karttan sonra daha da zor bir hale gelmişti. Resmen işkence çekiyordum.

125,279,400, 689. yazdım yazdım yazdım. Bir vakit sonra, artık ben kaleme değil o bana hakim olmaya başladı. Ama hâlâ yazıyordum:

Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim.

Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim.

Niyaz ederim başarılı günler sizinle eşinizin bayramını kutlarken…

Kutlarken eşinizin bayramını saygıyla sıhhatli günler diler Niyazi ile beraber ederim…

Niyazi ile birlikte sizin ve eşinizin bayramını kutlarken ayrıca sıhhatle ederim…

Önce bayramınızı eder, sonra eşinizle Niyazi’ye başarılı günler dilerim…

Sizin de eşinizin de Niyazi’nin de bayramını saygıyla eder, sıhhat dilerim..

Sıhhatli eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, Niyazi’ye başarılar diler aynı zamanda ederim…

Bayramınıza etmeden önce eşinizi saygıyla kutlar Niyazi’nin gözlerinden öperim…

Sizin de, eşinizin de, Niyazi’nin de, bayramını da, tatilini de, gelmişini de, geçmişini de.. saygıyla ederim…

Sabah tam mesai saatinde, gözlerim kan çanağı bir halde kartları yetiştirdim.. Genel müdür bir-ikisine şöyle bir baktı:

Aferin dedi. Bitirmen iyi olmuş. Hemen postalayın!

Hemen postaladık.

Üç gün sonra da önce bizim genel müdürü, ardından bendenizi postaladılar.

Bayram tebriği / Aziz Nesin..

Can sıkıntısı hastalığı / Michael Ende

“Bu ne biçim bir hastalık?”
“Önceleri pek farkına varılmaz. Günün birinde insanın canı artık hiçbir şey yapmak istemez. Hiçbir şeyle ilgilenmez, kurur gider. Ve bu isteksizlik geçici değildir. Hatta giderek artar. Günden güne, haftadan haftaya daha kötü olur. Kendinden hoşlanmaz, içi bomboştur, dünyayla bağdaşamaz. Sonraları bu hisler de kalmaz, hiçbir şey hissetmez olur. Bütün dünyaya yabancılaşmıştır, kimse onu ilgilendirmez olmuştur. Ne kızgınlık duyar, ne hayranlık. Ne sevinmesini bilir, ne üzülmesini. Gülmeyi de, ağlamayı da unutmuştur. Böyle bir insanın içi kaskatı kesilir. Artık hiçbir şeyi, hiç kimseyi sevemez. Bu durumda, artık hastanın iyileşmesine olanak yoktur. Dönüş kalmamıştır. Bomboş, kül rengi bir yüzle, nefretle çevresine bakar, tıpkı duman adamlar gibi. Onlardan biri olup çıkmıştır. Hastalığın adına gelince, buna öldüren can sıkıntısı denir.”

Veda / Necip Fazıp Kısakürek

Elimde, sükutun nabzını dinle,
Dinle de gönlümü alıver gitsin!
Saçlarımdan tutup, kor gözlerinle,
Yaşlı gözlerime dalıver gitsin!

Yürü, gölgen seni uğurlamakta,
Küçülüp küçülüp kaybol ırakta
Yolu tam dönerken arkana bak da,
Köşede bir lahza kalıver gitsin!

Ümidim yılların seline düştü,
Saçının en titrek teline düştü,
Kuru yaprak gibi eline düştü,
İstersen rüzgara salıver gitsin!