Ah bu insan yüzleri / Sait Faik Abasıyanık

 

Ah bu insan yüzleri! Her şeyimizi bağladığımız,

durmadan yanıldığımız,

istediğimiz kadar bol hasletler,

adilikler, iyilikler,

kötülükler,

delilikler, akıllılıklar,

sevdalar yüklediğimiz insan yüzleri!

Yanılsak da zararı yok!

Bu yüze olmazsa ötekisine yükleriz saydıklarımızı.

Yanılmamız muayyen bir insan içindir, insanlar için değil.

O halde yanılmıyor sayılırız.

Etme / Tuncay Kurtiz

Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun, etme.
Başka bir yar, başka bir dosta meylediyorsun, etme.

Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı?
Hangi hasta gönüllüyü kastediyorsun, etme.

Çalma bizi, bizden bizi, gitme o ellere doğru.
Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun, etme.

Ey ay, felek harab olmuş, altüst olmuş senin için…
Bizi öyle harab, öyle altüst ediyorsun, etme.

Ey, makamı var ve yokun üzerinde olan kişi,
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun, etme.

Sen yüz çevirecek olsan, ay kapkara olur gamdan.
Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun, etme.

Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan.
Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun, etme.

Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer;
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun, etme.

Ey, cennetin cehennemin elinde oldugu kişi,
Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun, etme.

Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize,
O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun, etme.

Bizi sevindiriyorsun, huzurumuz kaçar öyle.
Huzurumu bozuyorsun, sen mahvediyorsun, etme.

Harama bulaşan gözüm, güzelliğinin hırsızı.
Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun, etme.

İsyan et ey arkadaşım, söz söyleyecek an değil.
Aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun, etme.

Yasak Sevişmek, Attila İlhan

 

öteki kapımdan gel bunu açamazsın
eski gözlerinle gel öldürmek vakti gel
hem tetik bulun ardında biri olmasın
hanidir ben bu evde saklanıyorum
adımı değiştirdim başka bir adla yaşıyorum
gece gündüz siyah gözlük kullanıyorum
öteki kapımdan gel bunu açamazsın
sabaha karşı gel bütün gözlerinle gel

pancurların gerisinde kararıyorum
içime belalar doğuyor sonbahar doğuyor
telefonda sesini tanıyamıyorum
yüzün parmaklarımdan akıp kayboluyor
böyle hep bir şey kopuyor bir şey kırılıyor
sabaha karşı gel eski gözlerinle gel
öteki kapımdan gel bunu açamazsın
hem tetik bulun ardında biri olmasın

artık hiç kimse beni yaşamıyor
aşklarımı büyük kemanlarla çizdiler
korkularım oldum bittim kimsesizdiler
yalnız bir mısra mıyım ıslanıyorum
bir revolver romanımı tamamlıyor
oyun bitti ışıklarımı söndürdüler
yokmuşsun gibi gel öldürmek vakti gel
öteki kapımdan gel bunu açamazsın
üzerime kilitleyip mühürlediler
hem tetik bulun ardında biri olmasın

İçimizdeki şeytanla yarışmak..

İçimizde iki şeytan var.

Birincisi kıyamete kadar insanoğluna bela olacak,kovulmuş hilekâr düşman.

İkincisi ise acizligimizi gizlemek için saklandığımız şeytan sembolü, Tüm tembelliklerimizi,acizliklerimizi zayıflıklarımızı üstüne atttığımız şeytan!

İkinci şeytan Sabahattin Ali’nin kaleminden çıkan,(benimse okunmaya çok geç kaldığım bir roman!) “içimizdeki Şeytan” adlı romanda tüm çıplaklığıyla ortaya çıkıyor..

Okur’u ağlamaklı bir halden,ani bir sevince sürükleyen sonrada öfkeye geçecek bi ruh haline sokan bir hikâye!
Kişisel gelişim,aşk,sabır,yaşam ve tiraf gibi kavramları tersdüz etmiş harika bir roman bu.

Okuduğum en iyi romanlardan biri,mutlak suretle tavsiye ederim.

Hasbihâl, Tevfik Fikret

Ooh, yavrular! Seyr ederken

Sizi her gün penceremden

Hatırıma neler gelir…

—Mâzî, o bir definedir;

 

Onu biraz açsan fırlar

Birçok zehir hâtıralar;

O mezarın çıyanları,

Akrebleri, yılanları!

Fakat sakın korkma, ara;

Ara, ara, daha ara;

Göreceksin, o medfenin

Biraz kuytu, biraz derin

Yerlerinde neler, neler.

Ne tükenmez hazîneler

Saklanmıştır… Vaktiyle biz

Ne sıkıntılar çekmişiz

Okumak, öğrenmek için;

Düşündüm de güldüm demin.

Size ne mutlu çocuklar!

Güzel kitablarımz var;

Hocalarınız da iyi,

Öğretiyorlar her şeyi;

Tahta, rahle, hep mükemmel;

Hiçbirisi yoktu evvel.

Hasırlarda sürünürdük,

Evlere hep câhil döndük.

Bize nispet bugün birer

Küçük âlimsiniz sizler.

Okuyunuz : Okuyanlar

Çok şey bilir, çok şey yapar;

Murâdına onlar erer,

Cennete de onlar girer;

Onlar cidden mesûd olur,

Bu geçid pek korkuludur:

Öğrenmezsek yolu, izi,

Yolda kurdlar kapar bizi!

Okumalı, oynamalı.

Hiç işsiz oturmamalı.

İşledikçe bu makine

Çarklarına, dişlerine

Kuvvet gelir. Boş duranın,

Tenbel tenbel oturanın,

Bu asırda ekmeği yok.

Evet, işsiz oturan çok;

Fakat hepsi de tok değil,

İşsiz duran pek çok değil.

İşlemeli el, kol; bunlar

İşledikçe boğaz doyar.

İnsan gözleriyle görür…

“Âlet işler, el övünür”

Derler, her söze kanmayın.

İşitin de inanmayın!

El tutarsa yürür sapan,

Eldir sapanı da yapan.

Sevginin ötesinde/ Octavia Paz

Her şey tehdit ediyor bizi:
zaman canlı kırıntılarda ayırır gibi
geleceğimle
şu anda olduğum şeyi,
palayla yılan gibi;
bilinç, berrak, dolanır durur bir o yana bir öte yana,
bakış körleşmiş kendi dikbakışına bakmaktan;
sözcükler, gri eldivenler, beyintozu çimlerin üstünde,
suda ve deride;
adlarımız, Sen ve Ben arasında dolaşır,
çökertemez boşluğun duvarlarını hiç bir trombon.

Ne parçalanmış resimlerinin köyüyle düş
ne de yalvaçsı köpüğüyle sayıklayış
ne de dişleri ve pençeleriyle sevgi yeterli bize.
Kendi ötemizde, olmak ile bir yerde olmak arasındaki sınırda
çağırır bizi hayattan daha canlı bir hayat.

Soluk alır dışarda gece ve yayar kendini,
kocaman sıcak yapraklarıyla sarhoş,
birbirleriyle savaşan aynalarla:
yemişlerle, pencelerle, gözlerle, yapraklarla,
parıldayan sırtlarla,
başka gövdelerin arasından kendine yol açan gövdelerle.

Uzan buraya bütün bu köpüğün kıyısına,
kendini bırakırcasına, bilinçsiz, bütün bu hayatın kıyısına;
yayıl, ey soluk alan beyazlık,
bırak işiteyim yürek çırpınışını, ey dağılmış yıldız,
ah sen çam, ah şafağın kıyısına doğru
teraziden ağır gelen ekmek,
sen bu zamanla sınırsız başka bir zaman arasındaki kanın molası.

 

Şikayetnâme / Fuzuli

Selam verdim, rüşvet değildir diye almadılar. Hüküm gösterdim, faydasızdır diye iltifat etmediler. Gerçi görünürde itaat eder gibi davrandılar ama bütün sorduklarıma hal diliyle karşılık verdiler.

Dedim: – Ey arkadaşlar, bu ne yanlış iştir, bu ne yüz asıklığıdır?

Dediler: – Bizim adetimiz böyledir.

Dedim: – Benim riayetimi gerekli görmüşler ve bana tekaüt beratı vermişler ki ondan her zaman pay alam ve padişaha gönül rahatlığı ile dua kılam.

Dediler: – Ey zavallı! Sana zulüm etmişler ve gidip gelme sermayesi vermişler ki, daima faydasız mücadele edesin ve uğursuz yüzler görüp sert sözler işitesin.

Dedim: – Beratımın gereği niçin yerine gelmez?

Dediler: – Zevaittir, husulü mümkün olmaz.

Dedim: – Böyle evkaf zevaidsiz olur mu?

Dediler: – Asitanenin masraflarından artarsa bizden kalır mı?

Dedim: – Vakıf malın dilediği gibi kullanmak vebaldir.

Dediler: – Akçamız ile satın almışız, bize helaldir.

Dedim: – Hesaba alsalar bu tuttuğunuz yolun fesadı bulunur.

Dediler: – Bu hesap, kıyamette sorulur.

Dedim: – Dünyada dahi hesap olur, haberin işitmişiz.

Dediler: – Ondan dahi korkumuz yoktur, katipleri razı etmişiz.

Gördüm ki sualime cevaptan başka nesne vermezler ve bu berat ile hacetim kılmağın reva görmezler, çaresiz mücadeleyi terk ettim ve mey’us ü mahrum guşe-i uzletime çekildim.

Merdiven / Ahmet Haşim

Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,
Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak…
Sular sarardı… yüzün perde perde solmakta,
Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta…

Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller;
Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller,
Sular mI yandı? Neden tunca benziyor mermer?
Bu bir lisan-ı hafidir ki ruha dolmakta,
Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta

Bazen terazinin bir gözünde edepsizlikler, iyilikler ve cömertlikler bir aradadır / Marcel Proust

Yapmacık davranış, taklit, hem iyiler hem de kötüler tarafından takdir edilme arzusu, dış görünüşe söz ve jestlerin aldatıcı görünüşlerini ilave eder. Öyle edepsizlikler, öyle acımasızlıklar vardır ki, kimi iyilikler, kimi cömertlikler gibi, sınavdan geçemezler. Tıpkı hayırseverliğiyle tanınan bir adamın çoğunlukla aslında kibirli ve cimri olduğunu keşfetmemiz gibi.

insanlar ikiye ayrılır. Şöyle ki; John Steinbeck

“İnsanlar ikiye ayrılırlar:
Başkaları için yaşayanlar,
Başkaları sayesinde yaşayanlar.
Sorun olanlar, çözüm olanlar…
Ümit kıranlar, ümit verenler…
Dert üretenler, deva üretenler…
Şikayet edenler, çare bulanlar…
Aynı havayı soluyan,
Aynı sıkıntıyı yaşayan,
Aynı sevince ortak olan iki insandan biri dert küpü olur çıkar, diğeri deva küpü.
Biri şikayet üretir, öbürü çare.
Biri yük olur, öbürü yük taşır…”

-John Steinbeck