Bir kalbi kaybetme ile kazanmanın arasında ince bir çizgi var, adı Üslup
“Şair yazar Nurettin Durman berberlik yapıyordu Beylerbeyi’nde. Dedemlerin evi de Küplüce tarafında, Beylerbeyi’ndeydi. Biz hafta sonu babamla gidiyorduk. Dört kardeş girip, tıraş olmamız gerekirse tıraşımızı yapardı Nurettin amca. Babamla da sohbet eder, o dönemdeki mevzuları konuşurlardı. Ben de sessiz sakin, orada masadaki kitap ve dergilerle ilgilenirmişim. Nurettin amca babama, ‘Cahit Bey, maşallah Ahmet çok uslu, efendi. Çok az konuşuyor.’ demiş. Babam da ‘Benim oğlum öyledir. Çok konuşmaz, düşünür.’ demiş.”
Kalsam,
Sığdıramam
Bu deli maviyi ihanet kokan soluğuna
Metropollerin.
Üşür gözlerimde yediveren tomurcuk,
Yedi göğün yıldızları.
Yüreğimde bir maral ağlar,
Hangi suya eğilsem.
Ellerimin
Dikiş tutmazlığı
Ellerine teyellenmişken,
Bağlıydım hayata
Ama şimdi
Çözüldüm her anlamda.
Tırnaklarım etimden ayrıldı çünkü.
Çünkü beklenenden tez düştü ak’lar çocuk sakallarıma .
Çünkü kırıldım saç uçlarıma kadar!
Ve.
Haziran gibiydi çocuklar, yakmayan sıcaklıklarıyla
Yüzlerinde yüzlerce iklim,
Alabildiğine savunmasız, ürkek ve masum .
Ve böyle temizken hayat ne büyük günah işledik büyümekle.
Hani diyorum ya ; umuda gülümse hep,
Aç gözlerini, yosun tutmuşsa da zaman, aldırma!
Sen, çoktan kapamışsın gözlerini,
Yüzünde buruk bir gülümseyişi hediye bırakarak.
Artık çıkarım bulanık köpüklü dalgalardan.
Ağlamam bu sefer inan,
Yıkıldığında kumdan şatolarım.
Hem artık güneş çizmeyi öğrendim.
Gözlerime hükmetmeyi, susmayı, tırnağımı daha derinden koparıp,
Hıçkırıklarımı tam sol yanımda yok etmeyi.
Gizlemeyi ama bi yağmurda geçmiyor söz işte,
Yüreğime.
O ağlıyor ben damlıyorum .
Bakma büyümüş gibi yapıyorum.