Bilgi ve kültürün yetemediği yerde..

Sevgili Lev Nikolayeviç,

​Merhaba.

​Bence şu hayatta huzurlu ve mutlu olmak için bilgi ve kültür dışında bir şeye daha ihtiyaç var:

​AHLÂK’A!

​Beni hayatta çok yoran şeylerden biri de bilgi ve kültür yönünden kendini geliştirmiş insanların kurnaz, kalbi sürekli fesatlığa çalışan ve ikiyüzlü olanların amellerine şahit olmaktı. Hele hele yaşları ilerlemiş olanları daha bir sinir bozucuydu…

​Böyle insanlar tanıdığımda “Böylesine karakter fakiri olmalarının bir sebebi olmalı mutlaka.” diye düşünüyordum ister istemez. Mutsuz bir çocukluk mu, yoksa çok şımartılmış bir çocuk olmaları mı onları bu hâle getirmişti?

​İşin güzel yanlarından biri de böyle insanların doğruluk ve dürüstlük adına her türlü erdemi bilip, hatta çevresindeki insanlara tavsiye ederken tam ters mantıkta doğruyu kendi hayatlarında yaşayamamalarıydı. Kendini, çevresine hep iyi bir vatandaş olarak tanıttığını zanneden bu tipler, aslında az bir yaşanmışlık sonrası ne denli zayıf bir karakter olduklarını hemen ortalığa saçiveriyorlardı fark etmeden. Başkasının dedikodusunu ballandıra ballandıra anlatan bu tipler, iki gün sonra sizin dedikodunuzu başkasına yapmayacağının garantisini veremezdi size hiçbir zaman. Rabbim, menfaat peşinde koşan bu tipleri her daim benden uzak tutsun inşallah.

​Sağlıcakla kal…

​Tevfik Sadi

Mutluluk,süreklilik ve keyfi bir kişilik vefatı üzerine..

Sürekli mutlu olmaya çalışmak bir gaye mi?

Hedef mi?

Yoksa bir mecburiyet mi?

Dua ederken ya da ne bileyim,içinde bulunduğumuz dost meclislerinde ki sohbetlerinizde, öncelikli olan ilk cümle, sağlık temennisidir. Akabinde de huzur ve yetecek kadar para isteyen bir insanın, dünyadan bekledikleri sıralamasında, mutluluk denilen anlılk sevinçten hiç bir şekilde bahsetmezken,dünyayı sürekli mutlu olunacak bir yer olarak nitelemesi ne ilginçtir.

Bu bir çatışma hali..

Bu bir sürtüşme insanın kendisiyle.

Sürekli mutluluk hayali ne saçma bir hastalıktır.

Tüm beklentileri kendi yaşam arzumuza göre beklemek,dizayn etmeye çalışmak,zamanı koca bir halinde boşa harcamak değil de nedir?

Kişiselliğimizde boğulduğumuz bu yüzyıl,kanser hastalığından bile beter bir hastalıktır.

Kişiliğin,onurun,empatinin ve vicdanın ölmesi,fakat buna rağmen herkes gibi olma,herkes gibi yaşama hevesiyle içi boş,yapay mutluluklara yapışma,insanı yaşarken öldüren tek hastalıktır. İşte bu yüzden kanserden de tehlikelidir. Kanser bedeninizi ele geçirmeye çalışır. Siz yaşamak için savaşır ve pes etmeden süreyi uzatmaya çalışırsınız. Fakat bu kişilik boğulması dediğimiz hastalık,hiç farkettirmeden sarar ruhunuzu. Yakalandığınızı anlamazsınız. İşte bu yüzden mücadele edecek en ufak bir gayret de bulamazsınız.

Bu hastalığa,toplumsal olarak toptan yakalanmış olmanızda, tüm belirtileri gizleyen bir nedendir.

Başkalarının eşya sevgileri,içinden çıkılmaz garip aşk serüvenleri,sınırsız özgürlük ütopyaları, zamanla sizin hayat gayenize ve amaçlarına dönüşür. Sizin dünyaya gelme sebebinizi, her daim mutlu olmak gerekseniminize bağlar bu hastalık.

Doğru kavramını kendinize göre şekillendirip tüm yanlışları aklarsınız artık şuursuzca.

Görecelilik denilen farklılıkları baştacı edersiniz. Çünkü göreceliklerin ruhunda ayrışma muhalefet barınır. Tüm “elalem ne der?” Allah ne der? Vicdan ne der? gibi sorgulamaları kapatırsınız beyninizde.

“En kıymetli benim bu hayatta” cümlesi hayat parolanız olur. Halbuki bu parola sizi hiç bir yere taşımaz. Ancak elinizde olan yalnız muğlak bir mutluluk planlamasıdır. Faydası sadece olandır. Geri kalan tüm insanlık,doğa,çevre ve dünya size hizmet edecek vasıtalara dönüşür fikriyatınızda.

Mutsuz yaşayamam artık gibi melankolik bir felsefe geliştirirsiniz. Sizin etrafınızda dönmeyen her şey değersizdir ve derhal değiştirilmelidir.

Mutluluk bir amaç değil araçtır oysa bu dünyada. Huzur ve sağlıktan beslenir. Kaynak ancak bu ikisidir. Çünkü sağlıksız huzursuz bir yaşamda kim anlık mutluluklarla ayakta kalabilir?

Eşyalar,elbiseler,arabalar,evler,moda,imaj, teknoloji ve tatiller, sizi sizden alıp geriye sadece bir cismani insan posası bırakır bu sürekli mutluluk arayışınızda.

Oysa mutluluk kendinden sıyrılmaktır. Başkakarı ile gelen memnuniyetlerdir. Kendinizde olanın başkalarında da olabilmesidir. Yoksa başkasının olana sahip olma arzusu değil.

Mutlu olmak için yer zaman kollamayın artık. Çünkü mutluluk plansızdır. Doğaçlanandır. Hesap kitap tanımaz.

 

 

Türk işi IKIGAI nasıl yapılır?

Dünyanın en prensipli, en dsiplinli ve en huzurlu milleti kim desem, aklınıza hemen uzakdoğu ülkeleri gelir kesin..

Yani bunlarda ya çin’li ya da japondur dersiniz. Aynen öyle bu insanların fıtratında çalışmak, çalışmaktan mutlu olmak ve de düzen doğuştan gelen bir erdem sanki. Peki bunu nasıl başarıyorlar? Çinlilerin meşhur atası Konfiçyus’un bir sözü geldi simdi aklıma. “Uyumak için kolum( üstüne başını koyuyormuş) yemek içinse pirincim var daha ne isterim?” diyor zatı muhterem. Gerçekten öyle insan dünyada ne kadar az beklentiyle yaşarsa o kadar huzurlu oluyor. Çinlilerde aza kanaat eden ve mütevaziliği elden bırakmayan bir millet.

Ve bu yaşam biçimlerinin bir adı var elbet. Bu felsefenin adı da “IKIGAI.” Yalnız IKIGAI, Çinlilerin değil Japonların yaşam tarzının adı.

Japonya’da Okinawada yaşayan bir halk var. Dünyanın en yaşlı ihtiyarları burada. Ortalama 100 sene ömürleri var.

“IKIGAI” iki sözcüğün birleşmesinden oluşuyor. “IKI” hayat, “GAI” hedef, amaç ve gaye anlamına geliyor. Yani ikigai bir hedefe, gaye ya da arzuya hiçbir zorlama olmadan içten ve kendiliğinden bağlılık hissetme duygusu.Bu insanlar sabah uyandığınızda ‘İyi ki yaşıyorum’‘İyi ki hayattayım’ demeyi düstur edinerek yaşıyorlar.

Tabi biz bu insanlar gibi bir ortamda stresten uzak yaşayamıyoruz ama bizimde kendimize göre bir ikigaimiz olmalı. Bunu felsefeye geçmek için önce bir takım sorulara bir takım elestirel cevaplar bulmalıyız..

Meselâ bu hayatta beni en çok mutlu edecek şey nedir ve gerçekten ben ne yapmak istiyorum? diye bir soru sorun kendinize. Sonra ben neyi seviyorum ve enerjimi neler yükseltiyor diye sorun. Devamında benim yetenekli olduğum alanlar ne diye sorun. Ve de sevdiklerinizin kıymetini ne kadar bilip ne kadar bilmediginizi sorun. ( İnanın kıymet bilmiyoruz )

Hepimiz dünyada hep mutlu olmak, huzurlu olmak gibi bir amaç güderken bunu temin etme yolunun genelde para olduğunu sanıyoruz. Fakat bu yanlış. Çünkü para bir araç ve hep bir araç olarak kalacak. Kendimizle barışıklığımız ise bizi şu hayatta en mutlu edecek şey. Çünkü bunun için yalnızca sağlığa ve kimsenin eline bakmayacak kadar paramızın olmasına ihtiyaç var.

Şimdi düşünün bakalım siz kendi ıkıgaı’nızı nasıl oluşturabilirsiniz?