Sürekli mutlu olmaya çalışmak bir gaye mi?
Hedef mi?
Yoksa bir mecburiyet mi?
Dua ederken ya da içinde bulunduğumuz dost meclislerindeki sohbetlerinizde öncelikli olan ilk cümle, sağlık temennisidir. Akabinde huzur ve yetecek kadar para isteyen bir insanın, dünyadan bekledikleri sıralamasında mutluluk denilen anlık sevinçten hiçbir şekilde bahsetmezken dünyayı sürekli mutlu olunacak bir yer olarak nitelemesi ne ilginçtir!
Bu bir çatışma hali…
Bu, insanın kendisiyle bir sürtüşmesidir.
Sürekli mutluluk hayali ne saçma bir hastalıktır!
Tüm beklentileri kendi yaşam arzumuza göre şekillendirmeye, dünyayı böyle dizayn etmeye çalışmak; zamanı koca bir küre hâlinde boşa harcamak değil de nedir?
Bireyselliğimizde boğulduğumuz bu yüzyıl, kanser hastalığından bile beter bir süreçtir.
Kişiliğin, onurun, empatinin ve vicdanın ölmesi; fakat buna rağmen herkes gibi olma, herkes gibi yaşama hevesiyle içi boş, yapay mutluluklara tutunma çabası insanı yaşarken öldüren tek hastalıktır. İşte bu yüzden kanserden de tehlikelidir. Kanser bedeninizi ele geçirmeye çalışır; siz yaşamak için savaşır ve pes etmeden bu süreyi uzatmaya çalışırsınız. Fakat “kişilik boğulması” dediğimiz bu hastalık, hiç fark ettirmeden sarar ruhunuzu. Yakalandığınızı anlamazsınız. İşte bu yüzden mücadele edecek en ufak bir gayret dahi bulamazsınız.
Bu hastalığa toplumsal olarak toptan yakalanmış olmamız da tüm belirtileri gizleyen ana nedendir.
Başkalarının eşya sevgisi, içinden çıkılmaz garip aşk serüvenleri, sınırsız özgürlük ütopyaları zamanla sizin de hayat gayenize ve amaçlarınıza dönüşür. Bu hastalık, dünyaya gelme sebebinizi her daim mutlu olma gereksiniminize bağlar.
”Doğru” kavramını kendinize göre şekillendirip tüm yanlışları aklarsınız artık şuursuzca.
Görecelilik denilen farklılıkları baş tacı edersiniz; çünkü göreceliklerin ruhunda ayrışma ve muhalefet barınır. “Elalem ne der?”, “Allah ne der?”, “Vicdan ne der?” gibi tüm sorgulamaları kapatırsınız zihninizde.
”En kıymetli benim bu hayatta,” cümlesi hayat parolanız olur. Halbuki bu parola sizi hiçbir yere taşımaz; elinizde kalan, yalnızca muğlak bir mutluluk planlamasıdır. Faydası sadece anlıktır. Geri kalan tüm insanlık, doğa, çevre ve dünya; zihniyetinizde sadece size hizmet edecek araçlara dönüşür.
”Mutsuz yaşayamam artık,” gibi melankolik bir felsefe geliştirirsiniz. Sizin etrafınızda dönmeyen her şey değersizdir ve derhal değiştirilmelidir.
Oysa mutluluk, bu dünyada bir amaç değil, bir araçtır. Huzur ve sağlıktan beslenir; kaynağı ancak bu ikisidir. Çünkü sağlıksız ve huzursuz bir yaşamda kim anlık mutluluklarla ayakta kalabilir?
Eşyalar, elbiseler, arabalar, evler, moda, imaj, teknoloji ve tatiller; bu sürekli mutluluk arayışınızda sizi sizden alıp geriye sadece bedensel bir insan posası bırakır.
Oysa mutluluk, kendinden sıyrılabilmektir. Başkaları vesilesiyle gelen memnuniyetlerdir. Sende olanın başkalarında da var olabilmesidir; yoksa başkasının olanı elde etme arzusu değil…
Mutlu olmak için yer ve zaman kollamayın artık. Çünkü mutluluk plansızdır, doğaçlamadır. Hesap kitap tanımaz.
Görüntülenme: 32