Ağlarım Ağlatamam / Mehmet Akif Ersoy

Bana sor sevgili kâri’, sana ben söyleyeyim,
Ne hüviyyette şu karşında duran eş’ârım:
Bir yığın söz ki, samîmiyyeti ancak hüneri;
Ne tasannu’ bilirim, çünkü, ne san’atkârım.
Şi’r için “gözyaşı” derler; onu bilmem, yalnız,
Aczimin giryesidir bence bütün âsârım!
Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem;
Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzârım!
Oku, şâyed sana bir hisli yürek lâzımsa;
Oku, zîrâ onu yazdım, iki söz yazdımsa.
Hayır, hayal ile yoktur benim alışverişim,
İnan ki her ne demişsem görüp de söylemişim.
Şudur cihanda benim en beğendiğim

Durmayalım / Mehmet Akif Ersoy / Sadeleştirilmiş metin

Sa’dî (1) diyor ki: “Bir gece biz kervan ile

Ağır ağır gitmekte iken yolumuz düştü bir çöle.

Hızla geçmek için o korkutucu ıssız çölü,

Bütün yolcular istirahatı feda ederek,

Gitmektelerdi. Bir aralık bende yürümeye güç

Hiç kalmamış ki düşmüşüm artık uykuya yenik.

Avare bir yolcuyu bekler mi kafile?

Çaresiz yola devam edecek varıncaya dek konak yerine.

Bir de uyandım ki başucuma dikilmiş bir deveci şunları

söylemekte:”Kalk ey zavallı yolcu,uzaklaştı kervan!

Uykum benim de yok değil ama bu çöl,

İstirahat yeri olur mu ki bin türlü korku var?

Varmak istediği yere varır durmayıp giden;

Yoktur kurtuluş ümidi bu çöller geçilmeden.

Yazık ki yolda böyle düşen uyku derdine,

Hep yolcular gider de kalır kendi kendine!”

Gerçi olayın kendisi önemsizdir, bunda haklısın, ancak düşün:

İnsaflı ol,bundan başka hikmet dolu bir prensip var mı bugün?

Varmak istersen -diyor Sa’di- eğer maksada,

Tuttuğun yollar hiç bitmeyecek gibi olsa da;

Yola devam et, durmayıp git, yolda kalmaktan sakın!

Azim sahibi insan için neymiş uzak, neymiş yakın?

Hangi güçlüktür ki gayrete gelince kolaylaşmasın?

Hangi korkunç şey var ki insandan korkmasın?

İbret al gayret sahiplerinin bakıp eserlerine:

Dağ dayanmaz erlerin dağlar söken azmine.

Sakinleştirip uyuşturan bir ses değil bu zaman zaman

coşan gürültüler:Akın akın yürümekte geleceğe bütün insanlar.

Bereketli insanlık nehrinin âhengine uymayan insanın,

Bir enginde kaybolup gitmemesi mümkün mü?

Amaçladığın yere varmazsın uyanmazsan eğer…

Var mı bak, yollarda hiç uyanık olanlardan eser?

İşte gelecek, en son varıp rahata kavuşacağın ,yer demektir;

Kervan kavimler,çöl geçmiş, tembellik de yoldaki engeldir.

Durma, geçmiş bir korkulu dikenliktir;

Git ki, gelecek korkusuzdur, hem ne kutsal topraktır!

Çok sıkıntılara katlanmak gerekir,doğrudur…

Başıboş bir yolcuyu yollar ilk bakışta korkutur;

Korku, ama yine de azmi kuvvetlendirmek icab eder:

Kurtulursun, yükünü bağlayıp da ilerlemişsen eğer.

Çünkü düşmüşsün Allah’ın takdiriyle hayat çölüne,

Gitmekten başka çare yok onun ta en son noktasına.

Madem ki düşmemek elinden gelmemiş ilkin senin,

Ölmeden olsun mu, ey miskin, bu çöller mezarın?

İntihar etmek değilse yolda durmak, gitmemek,

Gökyüzünden refref (2) indirsin demektir bir melek!

” Leyse li’1-insâni illâ mâ seâ” (3)derken Huda;

Anlamam hiç miskinlikten sen ne beklersin daha?

Davran artık kervanın arkasından durma,koş!

Mahv olursun bir dakikan geçse hattâ böyle boş.

İlerleyenler de yorgun, belki senden kuvvetsiz!

Belki değil, elbette öyledir!Sen ne etmiştin hayâl?

Bir temâşâ yeri olan yaratılmışlar dünyası şöyle

bir gözdengeçirilse,Bulunmaz faaliyetten uzak bir zerre.

Gökteki ve yerdeki bütün varlıklar için Kurtuluş yok sürekli

çalışmaktan, ilerlemekten bugün.

Yer çalışsın, gök çalışsın, sen sıkılmazsan otur!

Bunların hakkında bilmem bir bahanen var mı?

Dur! Yaratılmışlar da bir şey mi? Boş durmuyor Yaradan bile:

Bak tecellî ediyor türlü türlü bin hadise ile.

Ey, bütün dünya ve dünyadakiler ayaktayken, yatan!

Leş misin, davranmıyorsun? Bari Allah’tan utan!

*”(1) Sa ‘dî: 1213-1292 yıllan arasında yaşamış, Bostan ve Gülistan adlı şaheserleriyle tanınmış ve Mehmet Akif in kendisinden çok etkilendiğini

ifade ettiği İranlı şair Şeyh Sa ‘dî-i Şirâzt.”*

  • (2)Refref: Hz. Muhammed (s.a.v.)’in Mi’râc

gecesinde üzerine oturup gittiği yeşil

yaygı veya manevî bir binek.

  • (3)Necm Sûresi 39. âyet. Meali:

“insan ancak çalıştığına erişir. “

Bir gece / Mehmet Akif Ersoy

Ondört asır evvel, yine bir böyle geceydi,
Kumdan, ayın ondördü, bir öksüz çıkıverdi!
Lâkin o ne hüsrandı ki: Hissetmedi gözler;
Kaç bin senedir, halbuki, bekleşmedelerdi!
Nerden görecekler? Göremezlerdi tabî’î:
Bir kere, zuhûr ettiği çöl en sapa yerdi;
Bir kere de, ma’mure-i dünyâ, o zamanlar,
Buhranlar içindeydi, bugünden de beterdi.
Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;
Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!
Fevzâ bütün âfâkını sarmıştı zemînin
Salgındı, bugün Şark’ı yıkan, tefrika derdi.

Derken, büyümüş, kırkına gelmişti ki öksüz,
Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!
Bir nefhada kurtardı insanlığı o ma’sum,
Bir hamlede kayserleri, kisrâları serdi!
Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi;
Zulmün ki, zevâl akılına gelmezdi, geberdi!
Âlemlere, rahmetti, evet, Şer’-i mübîni,
Şehbâlini adl isteyenin yurduna gerdi.
Dünya neye sâhipse, onun vergisidir hep;
Medyûn ona cem’iyyeti, medyûn ona ferdi.
Medyûndur o ma’sûma bütün bir beşeriyyet…
Yâ Rab, bizi mahşerde bu ikrâr ile haşret.

Hilvan, 11 Rebîülevvel 1347
(28 Ağustos 1928)

İstiklâl marşının nasıl okunacağını,millete göstere göstere öğreten adam; Onur

İstiklâl marşımız..

Akif’in  sonunda,”Allah bu millete bir İstiklâl marşı daha yazdırmasın” duasıyla yazdığı şiirin marş hali..

Kahraman koca bir milletin verdiği, destansı kurtuluş mücadelesinin tüm detayları, Akif’in şiirsel diliyle tüm benliğimizi sarar bu şiirle.

Bu şiirle gururlanırız,bu şiirle kim olduğumuzu ve bundan sonra, bu vatana sahip çıkmak için gerekli olan tüm nasihatları gönlümüze nakşederiz.

İstiklâl marşı bizim kırmızı çizgimizdir. Bu sebeple farklı bir sürü resmi tören ve etkinlikte gururla okuruz.

İşte bugün,sosyal medyada,maç öncesi İstiklâl marşını çoşkuyla okuyan,ve bu marş okuyuşuyla çok ilgi gören, Yeni Çorum sporlu kaleci Onur’un görüntüleri İstiklâl marşımız üzerinden tekrar bir muhabbet başlattı.

“Tekrar”, diyorum çünkü, geçen hafta da Fenerbahçeli Alman futbolcu Max Kruse bir maç öncesi İstiklâl marşı seramonisinde bizim marşımızı okumuştu. Tabi Kruse’nin bu davranışını bir kısım taraftar eleştirmiş,bir kısım taraftar ve medyada takdir etmişti. Bense kendi adıma gereksiz buldum. Bir milletin mensubu olan her kişinin,farklı bir devletin marşını okuması çok sağlıklı bir hareket değildir çünkü. İçinde yaşamayı seçtiğiniz milleti çok sevmeniz de,size o milletin marşını okumanızı gerekli kılmaz. Çünkü yazılan marş, sadece yazıldığı milletin yaşadıklarını,kahramanlıklarını ve acılarını anlatır. Max Kruse de bu milletin tarihi ve geçmişiyle gurur duymayacağına göre,marşımızı okuması da anlamsız oluyor son tahlil de..

Neyse.

Gelelim bizim Onur kardeşimize..

Eğer Onur, İstiklâl marşımızı geçmiş maçlarda da böyle çoşkulu okumuşsa, ne mutlu. Çünkü normalde olması gereken de bu.. Böyle bir marşı,sönük,cansız ve yarım ağız okumak,zaten marşa da Akif’e de ayıp etmektir bence.

Belki de  Kaleci Onur, bu marş okuyuşuyla yeni bir dönem başlatacaktır kim bilir? Belki de bundan sonra, İstiklâl marşımızın okunduğu her törende,her resmi etkinlikte,protokol dahil tüm katılımcılar marşımızı en yüksek tondan ve içten okuyacaklar,Onur sayesinde.. ( Ne güzel olur değil mi? )

Umarım temennim ve tahminim gerçek olur. Çünkü böyle bir marş,pısırık, mırıldanır vaziyette ve yarım ağız okunacak bir marş olmadı olamaz. Bu  zayıf ve isteksiz okuma kültürünü bize kim bulaştırdıysa, ona da yuh diyesim geldi şimdi. Geç olsa da..

 

Atiyi karanlık görüp azmi bırakanlara gelsin bu şiir..

Mehmet Akif Ersoy’un Atiyi Karanlık Görerek Azmi Bırakmak adlı şiiri.

Atiyi karanlık görerek azmi bırakmak…
Alçak bir ölüm varsa, eminim, budur ancak.
Dünyâda inanmam, hani, görsem de gözümle:
Îmânı olan kimse gebermez bu ölümle.
Ey dipdiri meyyit! “iki el bir baş içindir.”
Davransana… Eller de senin, baş da senindir!
His yok, hareket yok, acı yok… Leş mi kesildin?
Hayret veriyorsun bana… Sen böyle değildin.
Kurtulmaya azmin, niye bilmem ki, süreksiz?
Kendin mi senin, yoksa, ümidin mi yüreksiz?
Atiyi karanlık görüvermekle apıştın?
Esbâbı elinden atarak ye’se yapıştın!
Karşında ziyâ yoksa, sağından, ya solundan,
Tek bir ışık olsun buluver… Kalma yolundan
(…)
Herkes gibi dünyada henüz hakk-ı hayâtın,
Varken, hani herkes gibi azimde sebâtın?
Ye’s öyle bataktır ki: Düşersen boğulursun.
Ümîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!
Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar;

Me’yûs olanın ruhunu, vicdanını bağlar,
Lâ’netleme bir ukde-i hâtır ki: Çözülmez…
En korkulu cânı gibi ye’sin yüzü gülmez!
Mâdâm ki alçaklığı bir, ye’s ile şirkin;
Mâdâm ki ondan daha mel’un, daha çirkin
Bir seyyie yoktur sana; ey unsur-i îman,
Nevmîd olarak rahmeî-i mev’ûd-i Hudâ’dan,
Hüsrâna rızâ verme… Çalış… Azmi bırakma;
Kendin yanacaksan bile, evlâdını yakma!

Evler tünek olmuş, ötüyor bir sürü baykuş…
Sesler de: “Vatan tehlikedeymiş… Batıyormuş!”
Lâkin, hani, milyonları örten şu yığından,
Tek kol da, “Yapışsam..” demiyor bir tarafından!
Sahipsiz olan memleketin batması haktır;
Sen sâhip olursan bu vatan batmıyacaktır.
Feryâdı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar…
Uğraş ki: Telâfi edecek bunca zarar var.
Feryâd ile kurtulması me’mûl ise haykır!
Yok yok! Hele azmindeki zincirleri bir kır!
“iş bitti… Sebâtın sonu yoktur!” deme; yılma.
Ey millet-i merhûme, sakın ye’se kapılma.

Şair: Mehmet Akif Ersoy

(27 Mart 1913)
(*) Safahat

Allah, bu millete bir istiklâl marşı daha yazdırmasın!

Her sene İstiklâl marşımızın yeni bir yıldönümünü kutlamanın haklı gururunu yaşıyoruz. Vatansever şair, edebiyatçı ve istiklâl marşımızın yazarı merhum Mehmet Akif Ersoy’u rahmetle ve saygıyla anıyorum. İstiklal marşını bir gecede, Tacettin Efendi dergahında yazan Akif, aslında yalnızca bir marş yazmadı. Bir milletin özünü, karakterini azmini, Allah’a olan sarsılmaz inancını döktü kağıda.

Kurtuluş savaşı sırasında ordumuza morâl vermek amacıyla dönemin Milli eğitim bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver tarafından ödüllü bir şiir yarışması tertip edilir.( 500 lira ) Fakat yarışmaya ödül olduğu için katılmak istemez Akif. Hamdullah Bey, Akif’in yarışmaya katılmadığını farkedince, Akif’e bir mektup yazar :

Pek Aziz ve Muhterem Efendim,İstiklâl Marşı için açılan yarışmaya katılmayışlarındaki sebebin ortadan kaldırılması için pek çok tedbirler vardır. Usta kişiliğinizin istenilen şiiri meydana getirmesi, amacın gerçekleşmesi için son çare olarak kalmıştır. Asil endişenizin gerektirdiği ne varsa hepsini yaparız. Memleketi bu etkili telkin ve heyecan kaynağı aracından mahrum bırakmamanızı rica ve bu vesile ile en derin hürmet ve sevgilerimi arz ve tekrar eylerim efendim.

5 Şubat 1921

Yarışmaya 740 civarı eser katılır. Fakat Akif’in şiiri Hamdullah Suphi tarafından seslendirildiği an da, tüm millet vekilleri ayakta alkışlarlar şiiri. Hepsinin tüyleri diken diken olmuştur.

İşte bugün bile o günün heyecanıyla okuyoruz bu şiiri.

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;

Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak…

O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;

O benimdir, o benim milletimindir ancak.

dizesiyle başladığı şiir,

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!

Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.

Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:

Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;

Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklal.

dizesiyle biter. Fakat bu şiirin her satırı bir gurur bir cesaret hissiyatı ile sarar bizi.

Akif’in bu şiir karşığında alması gereken 500 liralık ödülü, almama sebebini yine kendi açıklar. “Millet’e yazılmış ve yalnızca millete ait olan bir şiir, hiç bir ödülle değerlendirilemez.

Ve yine Akif’in şiiri yazdıktan hemen sonra Allah’a ettiği bir dua’nın bizi her zaman  duygulandıracak olması, o yılların istiklal mücadelesinin acılarını, bedellerini ve kederlerini hatırlatacak bir cümledir. Akif’in o duygu duası şöyledir:

“Allah, bu millete bir daha istiklâl marşı yazdırtmasın!”

İstiklal marşımızın kabul edilişinin 98.yılı kutlu olsun. Allah, bize bu aziz vatanı emanet ataların dedelerin ruhlarını şad eylesin. Bize de sonsuza kadar bu vatana sahip çıkabileceğimiz şuuru ve mücadele gücünü kat be kat arttırarak versin.

Bastığın yerleri ‘’toprak!’’ diyerek geçme, tanı!

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.

Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:

Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?

Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!

Canı, cananı, bütün varımı alsın da Huda,

Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.