Sineklerin Efendisi: İnsanoğlunun Büyük Çelişkisi veya Kaptan-ı Derya Kompleksi

Mevlana’nın bir sözü var ;

“Eşek sidiğindeki saman çöpüne konup kendini Kaptan-ı Derya sanan sinek “

Gelin biraz bizden yani kendini her haltın zirvesine koyan insan türünden  konuşalım; Ay’a giden, atomu parçalayan ama hala otel odasındaki klimalı havayı beğenmeyip cam açmaya çalışan o muazzam varlığı…

​Dışarıdan bakıldığında harika bir biyolojik mühendislik harikasıyız değil mi? Bilimsel makaleler yazar, galaksiler arası seyahatler planlar, devasa metropoller inşa eder. Ancak bu görkemli cümlenin arkasında, kendi yarattığı kaosun içinde kaybolmuş minik bir panik atak tablosu yatar.

​İnsanoğlu evrenin merkezinde olduğuna öylesine inanmıştır ki, dünyadaki diğer tüm canlıların sadece onun keyfi için var olduğunu düşünür. Ormanları yok eder, denizleri çöp kutusuna çevirir, sonra da pazar sabahı balkona çıkıp “Ah doğa, ne kadar da huzurlu” diye kahve yudumlar. Kendi elleriyle betona boğduğu dünyada, saksıda menekşe yetiştirip “Yeşeren doğayla kurduğum tinsel bağ” diye paylaşım yapar. Evindeki kedinin köpeğinkölesi olduğunu kabullenmek istemez; kedisi ona sadece bir “bakıcı” muamelesi yaparken, o kendini “evcil hayvanımın sahibiyim” diye kandırır.

​Sosyal medyada herkes birer yaşam koçu, herkes birer vizyoner, herkes anın tadını çıkarabilen birer zen filozofu sanki. Gerçek hayatta ise sabah alarmına söverek uyanan, işe yetişmekten bıkmış, kahvesi dökülünce dünyası yıkılan varlıklarız biz. İnsanoğlu hayatı bir Instagram filtresinden ibaret sanır. İçeride ruhsal fırtınalar koparken, dışarıya “Gelişiyorum, dönüştüm, çok şükür dengedeyim” pozu vermek zorunlu mesai gibidir. Mutsuz olmaya bile tahammülü yoktur; mutsuzsa hemen bunu “kişisel gelişim sürecinin sancılı bir evresi” olarak pazarlamaya çalışır.( komiktir)

​”Zaman çok değerli, anı yaşayın” mottosunu dillerinden düşürmezler ama internetteki video yüklenme süresi biraz uzasa dünyaları başlarına yıkılır. Geleceğe yatırım yapmak için kırk takla atarlar, emeklilik hayalleri kurarlar ama bugünü yaşamayı hep unuturlar. Yarın ne yiyeceğini düşünmekten, bugün tabağındakinin tadını çıkaramazlar.

​Özetle…

​İnsanoğlu; büyük iddiaların, küçük hesapların ve devasa çelişkilerin ortasında salınan sevimli ama tam teşekküllü yürüyen bir krizdir. Sağı solu belli olmaz. Kendini dünyanın hakimi sanır ama geceleri odadaki tek bir sivrisinekle baş edemez.

Kibirle süper egosunun catışma hızını yarıştırır. Kendini bir şey sanır. Ama keyifle götürdüğü pizzanın bir parçası boğazına kaçsa, en yakınındaki bir insana bana hemlich manevrası yap der gibi kendi sırtını yumruklar 🙂

Acizdir bilir ama kabullenmeye g*tü yemez. Ah şu kibir yok mu? Bitmez bitemez..

Çelişme,reddiye ve algı üzerine / İsmet Özel

Çelişkisiz kalmaya özen gösterenler, aynı zamanda bulundukları yerde durmaya çabalayanlardır. Hayatın kendisi bir zıtlaşma, çatışma ve savaştır. Yapısında hiç bir zıtlık, çatışma ve savaş barındırmayan bir tek gerçek, gerçeklik ve doğru biliyoruz: Ölüm.

Yaşayan insan, yaşayan toplum çelişkileriyle mesafe kateder. Hayatiyete sahip düşüncenin de içinde zıtlıklar, çelişkiler, çalışmalar ve üstelik iç çatışmalar vardır. Biz bu çatışmaları aşma çabasıyla kendimiz için iyi olana ulaşmaya gayret ederiz. Miguel de Unamuno’nun bir sözünü hatırlıyorum: “Eğer bir insan” diyor İspanyol düşünürü. “Kendisiyle asla çelişmiyorsa, bunun sebebi onun hakikatte hiçbir şey söylemediği olsa gerektir.” Şimdi bu sözü duyduk diye kendimizi bütün tutarlı davranışlardan uzaklaştırıp, gönüllü olarak çelişkiler içine mi salacağız? O zaman tıpkı çelişkiden kaçarak kendimizi kötürüm kıldığımız gibi, çelişkiler gerçektir deyip aynı ataleti ters yönden davet etmiş oluruz. Yapacağımız şey gerek tek insan olarak kendi küçük dünyamızda, gerekse bütün toplumun hayatında yüz yüze geldiğimiz olayların tek anlamlı, tek boyutlu, tek yönlü olmadığını fark etmekten ibaret. Başımıza neler geldiğini ancak bu kapsayıcı anlayış içinde kavrayabiliriz.

| İsmet ÖZEL