Bazen sadece var olmasından memnun olursun. Bu memnuniyet türlü beklentilerinin en önünde sabit ve en sarsılmaz şekilde durur. Varlık, tek başına bile bir sevinç ya da umut vadeder.
Sayılamayan Yalnızlık, Tüketilebilen Kalabalık
Hayatta bazı cümleler vardır; ansızın zihninize düşer, adeta içimizdeki sessiz bir odayın kapısını aralar. Kimi zaman kalabalıklar arasında nefessiz kaldığımızda, kimi zaman da o en koyu sessizliğimizde kelimeler kendiliğinden sıraya girer. Günlerden bir gün zihnimde yankılanan ve sonrasında kağıda dökülen şu cümle de tıpkı öyle doğdu:
“Bütün yalnızlar bir araya gelse koca bir kalabalık olur. Fakat bütün kalabalıklar bir araya gelse bir yalnızlık etmez…”
-Osman Erim
Düşünsenize, yalnızlık dışarıdan bakıldığında eksiklik ya da küçük bir nokta gibi görünür. Oysa insanın iç dünyasında taşıdığı yalnızlık öyle devasa, öyle ağırdır ki… Dünyanın dört bir yanındaki yalnız insanları yan yana getirseniz, ortada koca bir metropol, devasa bir kalabalık oluşur. Fiziksel bir kalabalıktır bu; omuz omuza, ses sese…
Peki ya madalyonun diğer yüzü?
Etrafımızı saran o gürültülü kalabalıklar, sokaklar, mahşeri kalabalık meydanlar, kahkahaların havada uçuştuğu mekanlar… Bütün bu kalabalıkları alıp üst üste koysanız, aralarından tek bir kişinin o derin, sarsıcı ve sahici yalnızlığını çıkarabilir misiniz? Asla.
Çünkü kalabalıklar çoğunlukla geçicidir, gürültülüdür ve yüzeyseldir. Birbirine değmeyen omuzların, aslında birbirini hiç duymayan kulakların kalabalığıdır. Oysa yalnızlık… Yalnızlık başlı başına bir dünyadır. İçinde hüzün barındırır ama aynı zamanda dürüsttür, gerçektir, insana kendini en çok hatırlattığı andır. Sayıla gelmez, toplanıp çıkarılamaz. Benzersizdir.
O yüzden belki de mesele kalabalıklara karışmak ya da onlardan kaçmak değil; içimizdeki o yalnızlığın ağırlığını ve güzelliğini kabullenebilmektir. Ne dersiniz, sizin de kalabalıklar içinde yalnız hissettiğiniz anlar oldu mu hiç?
Kırılma sesi / Osman Erim
İsimsiz gezegen / Osman Erim
Bu gezegenin içinde tek yaşayan benim; bir de senin isminle yankılanan uğultular var.
Ve dünyanın yalnızlığından farksız burası, lüzumsuz kalabalıklarla doldurulmuş.
Ki burada zaman, hep gece. Lambaları, ışıkları kesilmez; söndürmek yasak. Çünkü yokluğunun canavarları karanlığı sever.
Yerdeki toprak çiçek vermez; ne kadar kazarsan kaz, hep bir asfalt kokusu…
Soğuğu, senin sıcağını tanımaz, bilmez. Karanlığı saçlarınca kara; isimsiz bir gezegen, sensiz dönmeye üşenir gibi…
Dolacak boşluk/ Osman Erim
Yalnız sevişmek olsun / Osman Erim
Başım düştüğünde bacaklarına;
Ağırlığından yere inen bir bulut gibi doluydu.
Kalkası yoktu ve tembeldi.
Yılların şarkısı çalınca bedenimde,
Bir başa baktı başım.
İki ayrı başın iki çift sevdalı gözü;
Her biri türlü itirafların şahidi.
Hep çarpışsın işte böyle gözlerimiz.
Bak, saatler bile ağırdan alıyor bu cengi.
Bak, “cenk” diyorum ısrarla;
Çünkü savaşmayı hiç kesmiyor gözlerimiz, cengimiz kadar.
Yalnız, sevişmek olsun cengimiz.
Mutluluğun tarifi var ama formülü yok..
İnsanın özgürlük alanı / Osman Erim
Asla gelmezdi / Osman Erim / Şiir
Sığıntılığın bana yakıştığı tek yer burası..
Yalnızlığımın basit usulde tarifi / Osman Erim
Dinlemek neydi? Ya konuşmak?
Belki bir sürü çok şeyler, Osman Erim
Hep birşeyler saklar onun gözleri.
Gözden düşen değil, gönüle yerleşen birşeyler.
Bir kara sevda saklar belki..
Belki de ulu orta, baş bas bağıracak bir yalnızlıktır sakladığı.
Hep birşeyler saklar onun gözleri
Bir sürü çok şeyler..
Belki kaçmasın diye bir çocuğun balonu gökyüzüne.
Allah’ın bildiğini kullarından saklama maharetiyle,
hep birşeyler saklar onun gözleri.
Her yerde aranan nicedir kayıp bir kalbi saklar belki.
Yine belki dünya kadar özlemi gizler kem gözlerden.
Belki de bir kahve falında gördüğü 3 vakte kadarları..
Yolun sonuna cevaben / Osman Erim
Hissetmediğin gönüllere el de gitsin
Bir gecenin içine düşmüş gibi yalnızsa gövden,
Bastığın yer değil de bir boşluksa hepden
Elden her gelene “eyvallah” deyiver gitsin.
****
Suyun yolunu bulması gibi ömür
Vardığı yere saplanıp kalışı gibi ölüm
Her sona, bir bahane bulmuşsa dünyalık ruhun madem
Vuslatın gôlgesine bir “veda” ediver gitsin.
***
Kime yanarsa kanadın harlayıp her dem
Uçmaktan gayrısına gülmezse kerhen
Bir sese, bin can veremezse içten
Ölüme bir selâm çakıver gitsin
05.01.2020
İki dağ / Osman Erim
Kör düğüme parmak sallamak.. / Osman Erim
İnceden bir korku alır mı sizi de,
ümitsizliğiniz şekilsiz bir şekle bürünüp,
uğradığında zamansız gecelerinize?
Sanki en kör düğüme kafa tutacakmış gibi samimiyetsiz kararlılığınızla, düğüme parmak sallayarak,
kalem tutmaya yabancılaşan parmaklarınızla;
yazamamanın keyifsizliğinde boy verirken defalarca?
Tek bir satırla bile seslenemediğinizde, burnunuzun dibindeki dünyaya.
Takatsiz bir yüzle,çıkabilir misiniz yalnızlığınızın er meydanına tüm cesaretinizle?
Geceden sıyrılmış şu gün’e,bile bir merhaba diyemezken,güneşe şarkılar söylemek de ne?


















