İnsan olamayana hayvan deme gafleti..

Düşünebilme özelliği canlıya insan dememize sebeptir. Fakat bu özelliği kendisinin ya da başka canlıların zararına kullananlara insan demek gelmez içimizden. Bu yüzden ne yazık “hayvan” deriz. Fakat bu konuda da yanlış yaparız. Bu yetiye sahip olanla, olmayan hayvanat alemini bir tutarak büyük bir ayıbın içine düşeriz. Ne zaman ki hayvanat bu düşünebilme yetisine kavuşur, işte o zaman doğrudan kıyas yaparız. İnsan aklını ve idrakini doğru kullanamıyor diye hayvana benzetmek anca biz insanların hayvana olan saygısızlığı olur.

Siz hangi öküzün, hangi ayı’nın veya bir köpeğin kul hakkına girip, kalp kırdığına şahit oldunuz?

Dileğim iki : Din ile vatan / Ziya Gökalp

Dileğim iki: Din ile vatan…

Ocağım ordu.

Orduyu düzgün eyle Yarabbi!

Sancağı üstün eyle Yarabbi

Minareler süngü,kubbeler miğfer,
Camiler kışlamız, müminler asker,

Bu ilahi ordu dinimi bekler,

Allahu Ekber,Allahu Ekber.

-Ziya Gökalp-

 

( Güzel ve güçlü bir hissiyat içeren ender şiirlerden. Mekanın cennet olsun Gökalp.. )

Dost var, “dost”var!

Günümüzde  kurulan ” Onun dost’u varmış” cümlesi bile, ahlaki yozlaşmamızın en net göstergelerinden biri aslında. Oysa Veysel’in, “dost dost diye nicesine sarıldım” demesinin manası ne çok derin anlamlar taşırdı..

Memleket sevgisi sorgulama

Kendi memleketinde yere tükür.

Arabandaki küllüğü yola boşalt.

Evde çöp poşeti kullanma.

Yolda,insan içinde küfürlü konuş.

Arabanı abuk subuk par ket.

Trafikte sol şeridi kapat.

Otobüste yaşlılara yer vermemek için uyumuş taklidi yap.

Vergini verme ama, “Suriyeliler bu memleketin a… koydu de!

( Bu yazımda ki iriloni’yi “Suriyelileri seviyorum” sonucuna bağlayan arkadaşlara sesleniyorum : o sonuç yanlış )

Kargalar, gün gelir aslan olur elbet

Evet, karganın tarafındayım ben. Çünkü tilkinin göz koyduğu yalnız peynir değil, emektir. Bu emeğin kutsallığı ve emekçinin hali, tilkiler tarafından gayet net görüldüğü halde hiçbir şey değişmiyorsa; yani tilki kurnazlığına ket vurulamıyorsa, o zaman o karganın, o ormana bir aslan yüreğiyle kükremesi lazım gelir. Kargalar da bir gün akıllanır, kendi emeğinin aslanı olur elbet.

​Unutma, tilkinin kurnazlığı kısa vadeli bir ziyafetin gölgesi gibidir; oysa karganın kükreyişi, ormanın üzerine doğacak şafağın ilk sancısıdır. Bugün çaldırdığı bir parça peynir olabilir ama yarın kendi sofrasını kuracak iradeyi kuşanacaktır. Kendi kanatlarıyla yükselip emeğini gökyüzüne yazan karga, artık ne tilkiye yem olur ne de başkasının düzenine figüran.”

Savunduklarımız en kıymetli yükümüz bizim

​”Savunduğun şey her ne ise, genel olarak bir haksızlıktan doğmuştur. Senin yapabileceğin en erdemli duruş, pes etmemektir. Tufan ne kadar şiddetli eserse essin köklerini toprağın derinliklerine çivilemiş bir çınar gibi ayakta kalabilmek, o davanın onurunu taşımaktır. Bunu başardığında, yenmenin ya da yenilmiş olmanın pek bir anlamı kalmaz. Çünkü zafer, bayrağı zirveye dikmek değil; fırtınanın ortasında bile pusulanı şaşmadan tutabilmektir. Zaten o an, vicdanında kazanmışsındır.”

Sözsüz cümleler topluluğu

Sizi var ettiğim bu yoklukta, adımı ‘yalnızlık’ koydum. Üstelik hiç korkmadım o sessiz hiçlikten. Artık adınız, benim adımdan çok uzak, sözsüz bir cümleler topluluğu; telaffuz edilmeyen bir hatıra, duyulmayan bir fısıltı.”

Kendine belâ okumak..

İnsan kendine bela okuyorsa cidden bıkmıştır. Bu aslında tam bir pes ediştir; kişinin kendi içindeki fırtınaya teslim bayrağını çekmesi, ruhunun ıssız bir limanda kendi gemisini ateşe vermesidir. Kendine karşı bir kaybediş hali, kendi kalesinin surlarını kendi elleriyle yıkmak gibidir.”

Rutin sabır taşlarının adı: otobüs durakları

Otobüs durakları, insanoğlunun günlük rutin içindeki küçük sabır taşlarıdır; aynı zamanda vaktin akışına direnen sessiz iskeleler ve yabancıların kaderlerinin birkaç dakikalığına kesiştiği geçici adacıklardır.

​Bu beton sığınaklar, şehir hayatının koşturmacasında durup soluklanmayı zorunlu kılan, herkesin kendi iç dünyasına çekildiği ama aynı zamanda ortak bir beklentide birleştiği birer terbiye sahası gibidir. Bazen bir hatayı bekler gibi, bazen de bir mucizenin gelmesini umar gibi dikiliriz orada; durak, hayatın hızından kopup, kendi zamanımızı yeniden keşfettiğimiz o küçük zaman boşluklarıdır