Ufuk Bir Ama Yol Farklı: Anlaşılmanın Bedeli

Anlaşılmak için çırpınmadığın yer evin olacak ama çırpındığın yer de sonun.

​İlişkilerde ne kadar alıyorsak o kadar vermemiz gerektiği, ancak almaya açık olup vermeye geldiğinde fedakarlık veya sorumluluktan kaçanların problemin kaynağı olduğunu gösterir.

​Çocukken zihnimiz boştur ve temel ihtiyaçlarımız için anlaşılmayı bekleriz. Büyüdükçe her şeyin karşılıklılık ilkesine dayandığını görüp önce anlamaya, sonra anlaşılmaya da ihtiyacımız olduğunu fark ederiz. Ancak bazı insanlar duygusal olgunluğu alamadıkları için sadece anlaşılmayı bekler ve anlamak istemezler. Bu durumda onları sevenler sürekli kendilerini anlatmaya ve ikna etmeye çalışır.

​Umarım anlamaktan kaçanlar, bir gün kendi duyarsızlıklarının vicdan azabında ya da gönül sızılarında çırpınarak gerçeği görürler.

Kuşlar, Uçmak, Konmak ve İnsan: Mola Nerede?

Uçmak, Konmak ve İnsan: Mola Nerede?

​Doğuştan gelen bir yetenek olan uçmak, sadece bir hareket değil, aynı zamanda ruhun aradığı sınırsız özgürlüğü ve keyfi içinde barındıran olmazsa olmaz bir yaşam biçimidir. Benzer şekilde, konmak da bedenin beslenmesi ve dinlenmesi için gerekli olan hayati bir sığınaktır.

​Asıl mola, bu hareketlerin kendisinde değil, aksine yetenekten gelen özgürlükten ve temel ihtiyaçlardan uzaklaşıldığında veya bu potansiyel yaşanmadığında ortaya çıkar. Burada devreye giren yaralar ve hastalıklar hem kuşun hem de insanın doğasındaki akışı sekteye uğratan birer zorunlu mola sebebidir. İnsan tek başına özgürlüğünü ararken vicdani, ahlaki ve kanuni kurallarla dengelenir. Sosyal çevreden alınan psikolojik yaralar ve travmalar da bu temel akışı zorlayarak insanı zayıflatabilir veya beklenmedik bir duraksama dönemine sokabilir. Ancak insanı burada bir adım öne taşıyan şey, hayal gücü ve içsel dünyasıdır. Kuş uçamadığında uçmayı hayal ederek mutlu olmaz ama insan en zorlu koşullarda bile zihninde özgürleşip, hayal ettiği vizyona odaklanarak içsel huzurunu ve gücünü yeniden kazanabilir.

Elden kayan şeyler / Diyalog

Abi bana elinden kayıp giden bir şey söyle

– Hımm. Dur bir düşüneyim

– Sabun

– Sabun mu? 

-Sabun diyorsun yani! Bu kadar? 

– Evet sabun. Ne oldu ki?

– Peki başka? 

– Başka?

– Başkaaaaa…

– E sabun işte

–  Abi bu kadar düşündün sabun mu aklına geldi sadece? Zaman denilen şey de elden kayıp gitmez mi abi? 

– Yooo. Zaman tutulamaz çünkü.

– Vaybe! Demek tutulamaz. Bak sen!

– Abi sen şuna zaman dememek için pislik yapıyorum desene! 

– Yoo çok ciddiyim oğlum. Zaman elde durmaz ki kayıp gitsin.

– Ya hu abi biz mecazen böyle tanımlamıyor muyuz peki zamanı? 

– Evet böyle tanımlamalar var elbet

E o zaman? 

– İyi de bu yanlış bir tanım. Edebi yönüyle bu şekilde yapılan zaman tanımı bizi melankolik ve negatif bir durum sergilememize neden olur

– İyi de abi ben sana sadece bir soru sordum. Sende “zaman” desen ne olur sanki?

– Diyemem çünkü zaman benden hesap sorar.

– Nasıl soracakmış haydi cevapla

– Kendini benden azaltarak yapar mesela

– Abi sen harbi cinssin. Böyle kelime oyunlarıyla pislik yapmana gerek yok ki! 

– İlla zaman de diyorsun yani? E tamam diyorum haydi! ” Zaman” Al haydi ne oldu? 

– Gönlüm oldu abi:) Sen böyle cevap vererek bir gönül yaptın. 

– Bu zamanda diyorsun? 

– Evet

– Eyvallah. Ama sabun zamandan daha hızlı kayar.

– Abi tamam uzatmayalım sağol

 

 

 

 

 

 

Başı ezilemeyen yılanı beslemek..

Kendinizi sürekli ezilmeye çalışılan biri gibi görüp savunmada kalıyorsanız..

İstişare edeceğiniz ve edemeyeceğiniz konuları,birbirinden ayıramıyorsanız..

Eşitlik ve denklik konusunda kendinizi ya da karşınızdakini sizden üstte ya da altta görüyorsanız..

İyi niyet ve mücadele kavramını, sizin dışınızdaki herkesten daha fazla görüyorsanız kendinizde..

Doğrularınız kimse tarafından eleştirilemez ya da tartışılamazsa..

Başkalarının kusurları onları küçük görmenize neden oluyorsa..

Yapıcı olmak, destek olmak, yanında olmak gibi cümleler,yaşadığınız insanlarla ortak kullanamadığınız duygularsa..

Ben ve başkaları ayrımı size,hep en yakın ve en kolay uygulanabilir bir metodmuş gibi geliyorsa..

Halden anlamak kadar halden anladığınızı göstermenin de, önemli bir şey olduğunu kabul edemiyorsanız..

Çevrenizde,sizin varlığınızdan, neşenizden ve enerjinizden istifade etmek isteyen insanlar olduğunu unutuyorsanız..

Kendi içinizde yaşayarak duygularınızı gizliyerek ve yardımsız yaşamayı umuyorsanız..

Bilin ki o başı ezilmeyen yılanı,besleyen sizsiniz içinizde!