Elini sallasan Eymen’e ya da Asel’e çarpacak!
Ya aşık oldun ya mantık evliliği yaptın. Şöyle içine sine sine. Sonra gelsin cicim ayları. Cicimler bitince sıra geldi bir çocuk yapmaya. Niyete girdiniz ve sonunda aldınız kucağınıza meleği. Adıyla yaşasın dedi herkes. Sahi adı neydi bebeğin?
Erkekse:
Eymen?
Asaf?
Ömer Asaf?
Ege?
Kızsa:
Asel?
Defne?
Aleyna?
Ecrin?
Zeynep?
Çocuğunuza verdiğiniz isim %90 bunlardan biriydi değil mi? Tabi bu tahminim 2020 de çocuk sahibi olanları kapsıyor.
Halbuki daha çocuk doğmadan 5-6 ay öncesinde ne isim araştırmıştınız değil mi? Aman çocuğumun ismi güzel olsun diye Google da ne aramalar yaptınız:) Hem söylenişi afili hem de anlamı güzel yüzlerce isim araştırdınız.
Fakat sonunda yine dönüp dolaşıp erkekse Eymen Kız olmuşsa Asel ya da defne ismini koydunuz. Şimdiki ana babalar çok şanslı. Eskisi gibi büyüklerin “şu ismi koy” baskılarına maruz kalmıyorlar. Yoksa çocuğun mutlaka iki ismi olur biri anne adayının koyduğu. Diğeri de baskın tarafın büyüklerinin dede ya da ninelerinin isimleri 🙂
Son 10 sene kız isimlerinde “Aleyna” ismi birinciliği hiç bırakmıyordu. Yer gök Aleyna doluydu. Bir de Hira Nur çok boldu. Bir moda akımına kapılıp gitti İslami muhafazakâr kesim. Aleyna nedir arkadaş? Nerde geçiyor? Kur’an’ı Kerim’de. E peki ne anlama geliyor? “Üstümüze başımıza bela” demek. Ya hu kardeşim siz manyak mısınız? dedirtirler kendilerine. Var böyle anlamını bilmeden sırf moda diye çocuğuna isim verenler. Hem binlerce! Mesela ben lisede bir kızı beğenmiştim.Adı Tuğçeydi. Merak ettim gittim baktım Google’a. ( Şaka 90 lar da yoktu Google moogle 🙂 ) Tuğçe: Osmanlı padişahlarının kavuğunun üstünde duran tüy parçasına denirmiş meğer 🙂 Kıza tüy demişler anlayacağınız!
Benim kız dünyaya gelmeden önce annesi ile bizde çok araştırmıştık. Allah’ım ne aradık! Hem güzel olsun. Hem herkeste olmasın hem de anlamı çok güzel olsun. Bulduk çok şükür 🙂 Türkiye’de benim kızımın isminde ikinci bir kız yok halâ; ) Hem de saf Türkçe iki isim..
Az önce bir haber sitesinde okudum 2020 yılında bölge bazında yeni doğan çocuklara verilen isimleri paylaşıyordu. Valla bölgeler arasında pek bir fark yoktu. Eymen, defne, Ecrin, Asaf, Asel ve Zeynep en çok verilen isimler.. Sadece güneydoğu Anadolu’da Muhammed ismi verilmiş farklı olarak. Allah’tan kız isimlerinin sıralamasında Elif ve Zeynep de girmeyi başarmış.
Umarım bu Eymen, Ecrin ve Asel modası bu yeni yılda ve devamında gelmez. Çünkü Evlilik çağına gelecek olan çocuklar, Ecrinlerle evlenen Eymenler olarak dolduracak nikah salonlarını 🙂
İçimden gerekmediği sürece/ Franz Kafka
Oh my god! Tanrıyı her işe karıştıran ecnebi cümlesi
Oh my god cümlesini bilmeyenimiz yok değil mi?
Ohhh my Godddd!
Ne büyük bir heyecan ve şaşkınlık cümlesidir bu. Tüm Hollywood filmlerinde illa geçer bu cümle. Ama aksiyon filmlerinde bolca söylenir. Adamlar her filmde Tanrılarının isimlerini söylemeye o kadar alışmışlardır ki oh my god’sız senaryo yazamazlar.
Bu oh my god öyle bir yaygınlaşmıştır ki porno filmlerinde tavan yapar adamların. Oh my god cumlesinin içi böyle filmlerde öyle dolar ki, birçok duyguyu ifade etmekte kullanılır.
Acı da oh my god..
Zevk anında oh my god..
Şaşkınlıkta oh my god! 🙂
Hatta bu tip filmlerde bu cümle dışında pek bir kelime kullanılmaz. Aralarda sadece bir baby geçer. O baby kelimesinin de başında illa bir Ohhhhhhhh olur.
Ecnebi milleti bu cümleyi kullanmaya bayılırlar bayılmasına da. Tanrı adını verdikleri yaratıcı gücün tüm büyüklüğünü yok ederler. Her bok’a, yani hayırlı hayırsız her işe God’larını karıştırarak değersiz ve minyatür bir sembole dönüştürürler. Gerçi bu minyatürleşme Hz. İsa’nın sözde çarmıha gerilmiş halinden esinlenerek icat edilmiş, haç heykelciliği ile 2000 yıl önce başlamıştır bile!
Biz müslümanlar Allah’a şükür böyle bir heykelcik uydurmadık. Sadece bir dönem haç heykelciği kadar olmasa da Cevşen kolyesi takardık. O görünür vaziyette değil kıyafetin altında durdurdu. Yani gösteriş için değil, korunma amaçlı takılırdı. Ama ilginçtir ki, bir Fatiha okumayı bilmeyen insanımız korunmak için cevşeni kendine kalkan edinirdi. Günümüze baktığımızda artık kimse cevşen muskasına gerek duymuyor. Çünkü korunmaya pek gerek duymuyorlar. Bilirsiniz bize 3 kulhü bir elham yeter sıkışınca 🙂
Velhasıl kelam adamlar ( ecnebiler ) bir cümleyi yerine ve tonlamaya göre farklı kullanabiliyorlar. Biz ise şaşırınca ” hadi ya” ya da “şoke oldum” diyoruz. Çok değil bir 20-30 yıl önce “hay Allah” derdik. Artık Allah ismini kullanmaya da üşenir olduk. Oysa Allah’ın ismini başına farklı sıfatlar getirerek kullanma gibi bir avantajımız varken..
Meselâ..
Herhangi bir işe başlarken BİSMİLLAH
Rabbimin nimetlerini görürüm anlamında kullanırken ELHAMDULİLLAH
Şaşkınsam, anlayamıyorsam hikmetini Allah’ın SUBHANALLAHAH
Gördüğümüz tüm güzellikler O’nun eseri demek için MAŞALLAH
Aciz bir kulum, zayıfım, hataya düştüm anlamında kullanırken ESTAĞFİRULLAH
Bazen kelimelerim haddi aşıyor, korkuyorum demek için MAZALLAH
Dara düştüğümde dünyanın şerlerinden Allah’a sığınma anlamında kullanırken EUZÜ BİLLAH diyebilirdik.
Yine Hasbinallah diyerek, Allah bize yeter anlamı taşıyan bir söylemde de kullanabilirdik.
Yani hayırlı olan her işin içine Allah’ın ismini katma şansımız varken bunu kullanamıyoruz.
Tabi Allah’ın ismini abuk sabuk bir işe başlarken kullanan zeka gerilerine de sahibiz ne yazık ki!
Geçen bir dizide denk geldim. Komedi dizisinde geçiyordu bu örnek. Adam şarap şişesinin mantarını Ya hakkkk! diyerek açmaya çalışıyordu! Tabi RTÜK ve diyanet uyuyordu o sırada! İşte ben o sahneye denk gelince oh my god! dedim içimden 🙂 Aman tanrım, Yüce Allah’ı artık şarap şişesinin açarken yardıma çağırır oluşumuz karşında.
Gerçi bizim millet uzun bir zamandır şaşırmıyor artık dünyada olup bitenlere. Çünkü bizi şaşırtacak şeylerin sayısı giderek azalıyor dünyada. Eğer bu saatten sonra demeye başlarsak oh my god demeye. Bilin ki işler hiç te rayında gitmiyor anlamına gelir.
Seyyar gelen mutluluk..

Kaldırım baloncuları..
Şu pandemi döneminde ayakta kalmaya çalışan seyyarlar içinde. Belki de en çok karşılaştığınız iki seyyar satıcı tipi, simitçiler ile balonculardır sanırım. 20 yaş altı gurubunun dışarıda dolaşma hakkı olduğu o 2-3 saatlik dilimde, her çocuk parkında bir ya da iki baloncu amcaya denk gelirsiniz. Bu amcalar her yarım saatte bir belirledikleri bir mahallede sürekli yer değiştirirler. Birbirine yakın mesafedeki çocuk parklarında arşınlamadıkları bir yer kalmamıştır. İşte bugün evime geçerken takıldı kadrajıma bu esnaf abimiz. Ekmek zor.. Ekmek emek demek. Çocuğun mutluluğuna vesile olan bu insanlara Allah iş rastlığı versin..
Uykunun kral’ı onlarda..

Kedilerin dokuz canı falan yoktu. Sadece yüksekten 4 ayağının üstüne yumuşak düşebilme becerisi sebebiyle bu tanımı kondurduk. Ama konu uyku olunca. Kedilerin bizden 9 kat daha keyifle uyuduğunu söylemek mümkün. Kedi besleyenler bilirler. Bir kedi için en iyi ödül, rahatça uyuyabileceği bir köşedir.
Hayat treni yazısına naçizane bir ekleme
Yaşam bir tren yolculuğuna benzer: bineriz, yolculuk yaparız ve ineriz. Bazen kazalar, bazen de rötarlar olur. Bazı duraklarda sürprizlerle karşılaşırız. Bunların bazıları büyük mutluluklara, bazıları ise büyük acı ve hayal kırıklıklarına dönüşür.
Doğduğumuzda, yani trene bindiğimizde, bütün yolculuk boyunca bizimle beraber olacaklarını sandığımız kişilerle karşılaşırız. Bunlar annelerimiz, babalarımız ve diğer akrabalarımızdır. Ne yazık ki bu düşüncemiz gerçek olmaktan çok uzaktır. Onlar bir istasyonda, bizi trende bırakıp, inerler ve biz onların sevgi, şefkat, arkadaşlık ve önderliklerinin anılarıyla yaşamaya devam ederiz..
Bununla beraber, trene sonradan binen ve bizim için önemli olan başkaları da vardır. Bunlar kız ve erkek kardeşlerimiz, arkadaşlarımız, eşlerimiz, dostlarımızdır ve onları da sevmeyi ve bağrımıza basmayı öğreniriz .
Bazı kişiler bu yolculuğu kaygılardan uzak bir gezi gibi düşünecek ve neşe içinde yollarına devam edeceklerdir. Bazıları ise bu yolculuk esnasında hayal kırıklıkları, gözyaşları, kayıplar yaşayacaklardır. Kimi kişiler de ihtiyacı olanlara yardım eli uzatmak için çevremizden hiç ayrılmayacaklardır.
Bazılarının trenden inmesi, geride sonsuza kadar sürecek bir iz bıracaktır. Bazılarının trene binmesiyle inmesi bir olacak, öyle ki birlikte yolculuk yaptığınızı ya da yollarınızın bir yerde kesiştiğini güçlükle hatırlayacaksınız.
Bazen sevdiğimiz kimi yol arkadaşlarımızın, başka bir vagonda oturmayı tercih ederek bizi yalnız bırakmaları bizi üzecektir. Elbette ki tren içinde onları arayamayacağımıza dair bir şart bulunmamaktadır. Ancak onları arayıp bulduğumuzda, yanlarındaki koltukta başka birisi oturuyor olabileceğinden, oraya oturmamız mümkün olmayabilecektir.
Olsun.. Herkesin yolculuğunda ümitler, hayaller, meydan okumalar, aksilikler ve vedalaşmalar olacaktır. Herşeye rağmen, bu yolculuğu en güzel şekilde yapmak için çaba göstermeliyiz. Sürekli yol arkadaşlarımızı anlamaya çalışmalı ve onların en iyi taraflarını arayıp bulmalıyız.
Unutmayın ki, yolculuğun herhangi bir anında, yol arkadaşlarımızdan herhangi biri müşkül bir duruma düşebilir ve bizim yardımımıza ihtiyaç duyabilir. Bizim de bocaladığımız ya da yolculuğa devam edip etmeme konusunda bile tereddüte düştüğümüz anlar olabilir.. İnşallah o durumlarda, yanıbaşımızda, bizi anlayacağına ve destek vereceğine güvendiğimiz birilerini buluruz.
Yolculuğumuzun en büyük sırrı ise hiçbirimizin son durağa ne zaman geleceğimizi bilmememizdir. Bu yol arkadaşlarımız için de böyledir, hemen yanıbaşımızdaki koltukta oturuyor olsalar bile.
Şahsen ben son durağa gelip trenden indiğimde çok üzüleceğim.. Bundan eminim.
Yolculuk sırasında edindiğim arkadaşlarımdan ve dostlarımdan ayrılmak bana acı verecek. Yakın olduğum insanların hepsini terkedip gitmek üzücü bir şey. Ancak bir gün, hepsiyle buluşmak için büyük istasyona gideceğimden eminim. Onları orada ellerinde, trene bindikleri zaman çoğu yanlarında olmayan, bagajlarıyla göreceğim.
Onları yeniden görmekten mutlu olacağım. Bagajlarının artmasına katkıda bulunduğum için de öyle. Ve onların yaşamını zenginleştirdiğim kadar onların da benim bagajıma katkıda bulunduklarını ve yaşamımı zenginleştirdiklerini göreceğim için de..
Bu tren yolculuğunda hepimiz biraradayız. Herşeyden önemli olan, son durağa gelip de trenden inene kadar, bu yolculuğu mümkün olduğu kadar keyifli ve hatırlanmaya değer kılmak için, hepimizin elimizden gelenin en iyisini yapmaya çaba göstermemizdir..
Benimle aynı trende yolculuk yapan siz okurlarım dahil tüm yol arkadaşlarıma güvenli, keyifli ve uzun bir yolculuk diliyorum!
Kaynak: HAYAT TRENİ Dr. Taner Akman.
*********
Gerçekten harika tespitlerle dolu bir yazı bu. Dün gece bir arkadaş göndermiş. Muhtemelen paylaşayım diye sayfada. Paylaşılmayı sonuna kadar hakeden bu yazıyı sizlerle buluşturmak ayıp olurdu. Her cumlesinden razı olduğum bu yazıyı bitirdikten sonra. Benim içimdeki refekatçiler adina, bir iki kelam da ben etmeliyim diye düşündüm. Herkes bir şekilde bu hayatta bir trenin yolcusudur. İstikametlerin tayin edilişi sırasında bizim olmadığımız; fakat bir hedefe bir gayemize ulaşmak adına binmek mecburiyetimiz olan trenler..
Sonra aklıma ilk gelen ne kadar cümle varsa yazıverdim kağıta.
Dedim ki : Yalnız trene kaçak binenlerde oldu hayatlarımızda. Çoğunu çok az tanıdık. Çoğunu yanlış tanıdık. Belki de biz yanlış anlaşıldık. Trenin gittiği yönü kimsenin bilmediği, ama buna rağmen milyarca insanın binmeye tereddüt etmeden içinde bir koltuk edindiği o uzun ve son sürat hareket tren! Senin adın kader, gittiğin yolunda nasip değil de nedir adı?
İnenlere gelince.. Her inen yeni gelecek olana yer açmaktan başka ne niyet taşır? Her inenin elbet başka trende vardır bir bekleyeni. Adının, yüzünün kim olduğunun ve nereli olduğu bilinmeden beklenen yolcularız hepimiz. Bindiğimiz her kader trenini bizi en güzel nasiplere ulaştırsın inşallah..
Bilmedik / Abdurrahim Karakoç
BİLMEDİK
Kadere suç bulduk, girdik günaha;
Ekmek gibi evirdiler bilmedik.
Yıllar yılı iki daha, üç daha,
Yolumuzdan çevirdiler bilmedik.
Tutuldu ağzımız Hâkk’a hâk derken;
Kırıldı dişimiz gurbeti yerken;
Kerestelik olduk vaktinden erken;
Kökümüzden devirdiler bilmedik.
Tohumumuz dağ yoluna ekildi;
Gün doğmadan yaprağımız döküldü;
Kökümüze yağlı tırpan çekildi;
Harman edip savurdular bilmedik.
Sallandık dört mevsim bir dal ucunda;
Değişti şeklimiz el avucunda..
Kalbimizi gövdemizin içinde
Ateş yakıp kavurdular bilmedik.
Diyorduk ki: Hürriyet biz, vatan biz
Türklük için yeri göğe katan biz…
Eğri’nin “E”sine kurşun atan biz,
Boynumuzu kıvırdılar bilmedik.
Abdurrahim KARAKOÇ
Çağlar bizden geri / Mehmet Akif Ersoy
Ağlarım Ağlatamam / Mehmet Akif Ersoy
Bana sor sevgili kâri’, sana ben söyleyeyim,
Ne hüviyyette şu karşında duran eş’ârım:
Bir yığın söz ki, samîmiyyeti ancak hüneri;
Ne tasannu’ bilirim, çünkü, ne san’atkârım.
Şi’r için “gözyaşı” derler; onu bilmem, yalnız,
Aczimin giryesidir bence bütün âsârım!
Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem;
Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzârım!
Oku, şâyed sana bir hisli yürek lâzımsa;
Oku, zîrâ onu yazdım, iki söz yazdımsa.
Hayır, hayal ile yoktur benim alışverişim,
İnan ki her ne demişsem görüp de söylemişim.
Şudur cihanda benim en beğendiğim
Cahil olduklarını bile bilmeyecek nesil / Ursula K. Le Guin
Haram seçen müslüman milletim!
Misfak’ta bir video izledim az önce. Çok da eğlendim açıkçası. Bir misfak muhabiri, sokakta milli piyango bileti almış bir vatandaşa yaklaşıp,elinde bir mikrofonla başlıyor sohbete.
Giriş muhabbetinden sonra elindeki sözde paketlenmiş domuz etini gösterip: “Efendim bu bizim yeni ürünümüz. Domuz etinden yapılmış bu ürünü dener misiniz? diyor.

Tabi abimiz tepkili bir tavırla : Ya hu olur mu? Domuz eti haram! diyor.
Misfak muhabiri hemen karşılık veriyor: E efendim milli piyango da haram! 🙂
Abimiz karşılık veriyor : “E ben bunu şansımı denemek aldım.”
Misfak muhabiri de hemen cevabı patlatıyor: Tamam işte! Bunu da deneyin belki seversiniz tadını 🙂 Belki sonra kumarı da denersiniz. Sonra faiz yemeye başlarsınız. Belki hırsızlığı bile deneyebilirsiniz” Tabi misfak muhabirinin son cümlesi abimizi epey kızdırmış olaca ki, yav git işine diyerek uzaklaşıyor oradan 🙂
Bu kısa röportaj bize, aslında haramın farklı çeşitlerine duyduğumuz ilgiyi gözler sermeye yetiyor.
Ahlak ve inanç oranı nispetinde, her haramı kendi günah süzgecimizden süzüp, sıkıla pıkıla da yemeye devam ediyoruz.
Domuz eti günah deyip yemeyip bir yandan hırsızlığa devam eden vatandaşlarımız. Faiz haram deyip her gün alkol içen vatandaşlarımız. Zina günah deyip gözlerine her an her yerde göz zinası banyolarında kese yaparcasına nefisleri tavan yapan vatandaşlarımız…
“Onu yapmam günah, ama bunu yaparım. Bence günah değil” mantığına sığınıp aslında hep aynı bo*un farklı türlerini yiyen milletime, kalkıp deseniz ki : ” Yav kardeş yapma. Bunların hepsi büyük günah deseniz bile laf anlatamazsınız!
Bizim inancımızda belli günahlar, “büyük günahlar” sınıfındadır. İşte faiz yemek, nikahsız ilişkiye girmek, alkol içmek gibi. Bunların dışındaki her küçük günah, sanki günah değilmişte mubahmış gibi yaşanır. Oysa ki küçük günah sürekli işlendiğine büyük günahlardan bile daha çok köreltir insanın kalbindeki imanı.
Yalan söylemek küçük günah deriz. Ama ya bu yalancılık davranışını meslek haline getirenler kendine ve çevresine büyük bir günahtan daha çok zarar vermez mi? Ya da sürekli asık suratla insanların kalbini kırıp üzenler? Bunlar zina eden bir insandan daha büyük bir zarar vermez çevresinde ki müslümanlara?

Sonuç olarak şunu diyebilirim bunca örneklemden sonra. Tüm günahlar haramdır. Allah’ın kullarına yapmayın dediği herşey, insanların felaketini önlemek içindir. Allah’a karşı işlenen günahlar da, kullarına karşı işlenilen her bir günah, hesabı sorulacak haramlardır.
Ancak tam da burada “domuz eti haramdır” konusunun alanını biraz genişletmek istiyorum. Milletimizin domuz etinin haram olduğuna inanışı ve yememek için direnmesinin, kolay ulaşılamamasıyla da doğrudan ilişkisi var. Yani devletimiz, eski devlet geleneklerinden itibaren domuz eti ve ürünlerinin memlekette satışını yasaklamıştır. Dolayısıyla domuz tüketmek bize hep uzak bir şey olmuştur. Diğer bir konu da domuzun gerçekten yenmeyecek kadar pis olduğuna inanılması. Artı olarak domuzun bize çirkin gelmesi de, bizi domuz mevzuuna uzak kalmamızı sağlamış.
Oysa ki faiz konusu asırlarca her yerde varlığını devam ettirmiş ve her devlet tarafından ruhsatlandırılmış. Yani ulaşımı kolay ve de emeksiz kazanılan bir para. Milli piyangoda bu guruptakilerden. Devletin onayı ve mevzuatıyla teşviklendirilmiş piyangoya bel bağlamakta,en azından diğer büyük günahlara ulaşmak kadar kolay elbette. Bu yüzden milletimin insanlarının bu oyuna gönül vermesi de pek doğal.
Ezcümle haram helâl’e. Helâl harama değiştirilmiş bu yüzyılda. Bu yüzden harama haram demek yetmiyor. İnanan insan ancak imanı kadar yaşar. İnanmayanın haramı da nefsi de yalnız nefsi..
Deniz Mezarlığı / Paul Valery
Üstünde güvercinler gezen şu rahat damın
Kalbi atar ardında birkaç mezarla çamın
Şaşmaz öğle zamanı ateşlerle yaratır
Denizi, denizi, hep yeni baştan denizi
Tanrıların sükunu çeker gözlerimizi
Bir düşünceden sonra, ah o ne mükafattır.
…
Rüzgar çıkıyor… Yaşamaya dadanmak gerekir!
Sonsuz meltem kitabımın sayfalarını çeviriyor.
Toz toz kayalardan fışkırıp durur sular;
Uçun, hadi uçun, göz kamaştıran sayfalar;
Yıkın dalgalar; şenlikli sularınızı akıtın.
Yelkenlerin yemliği şu rahat çatıyı yıkın
Artık pek haber izlemiyorum sevgili dostum.
Sevgili dostum Lev Nikolayeviç.
Uzun zamandır TV de haber izlemiyorum biliyor musun? Habercilik uzun zamandır ayağa düşmüştü. Fakat pandeminin etkisiyle mi artık bilemiyorum yere battı!
Ciddi önem arz eden haberlere bile inancımız ve ilgimizin azaldığı halde neden absurd haberlere ihtiyaç duyar haber kanalları!
Bak şimdi bu akşam denk geldiğim habere.. Sakarya’da yasaklı saatlerde, bilmem ne Mahallesi’nde,sokakta 20 yaş altı gurubundaki gençler aralarında top oynarken görüntülenmiş. Sonra polis ekipleri gelince çocuklar sokak aralarına kaçışmış!
Ya hu bunun neresi haber değeri taşıyor dostum? Senin zamanında yapılan habercilik nasıldı acaba? O zamanlar böyle haber niteliği taşımayan bir yazılı medya var mıydı ki?
Hiç sanmıyorum..
Al sana başka bir haber. İngiltere’nin uçuşan saçlara sahip başkanına ” saçlarınız hep dağınık toplaıyor musunuz diye sormuşlar. O da, saçlarımı düzenli tutmak için elimden geleni yapıyorum demiş 🙂 İşte bu haber NTV de paylaşıldı. Güzel haber, kötü haber, mühim haber, magazin haber hepsi birbirine girdi artık!
Neyse..
Bu arada sevgili dostum, 42 yaşında bir sokak kedisi sahiplendim. Dolayısıyla popüler cins kedilerden değil. Sanırım bir tekirle Ankara kedisi birlikteliğinin ürünü bir mix. Adını benim kız koydu. Kızım bu minnak erkek kediye Pamuk ismini koysa da, benim için Façalı. Çünkü iki gözünün arasına ciddi bir tırmık yemiş. Nasıl oldu bilmiyorum ama çok karizma duruyor bu iz yüzünde. Kedi beslemek güzel bir duygu be dostum. Mırıl mırıl gezinen ve sürekli oyun derdinde olan bir canlının bana bu kadar huzur vereceğini hiç tahmin etmezdim.
Bakalim bu hafta da Tesla gelirse ekip tamam. Gerçi senin Tesla’dan haberin yok değil mi? Tesla da ufak bir Fino. Bir açık ceza evinin bahçesinde dolanan minnak bir kız. Bir aksilik olmazsa o da bundan sonraki hayatını işyerinin bahçesinde sürdürecek.
Dostum bana müsade. Çok ciddi uyku bastırdı. Yarı ölüme geçiş vaktim geldi. Görüşmek üzere dostum Lev Nikolayeviç.
Sağlıcakla kal..
İşinin profesyoneli Bahtiyar horoz kardeşim
Evet komikti..
Şu öterken kendini kaybedip bayılan horozdan bahsediyorum.
Güldük eğlendik.
Vaybe dedik. Bu horoz ne manyak bir şey falan dedik. Horoz bahtiyar iki günlük meşhur oldu farketmeden. Sahibi de “lan bu horozu kaça satsam? gibilerinden kurup çakmaya başladı dünden beri.
Eee?
Sonra?
Unutulup gidecek bir haber olacak Bahtiyar isimli horoz.

Peki bu olaydan bir sonuç çıkardınız mı siz?
Bu horoz niye böyle psiko diye düşündünüz mü?
Hayır tabi ki.
Oysa ki bu horoz, işini iyi yapmanın, şartları zorlamanın küçük bir kitabını yazdı bayıldığı an da..
1-İşini yapmayanlar..
2-İşini yapmayı beceremeyenler..
3-İşini yeteri kadar iyi yapanlar..
4-Ve en iyisini yapmak için elinden geleninde en iyisini yapanlar.
Bu bu dört gurup insan tipinin yaşadığı dünyada. Sizce en çok mensubu olan hangi gurup insandır?
Ben size sıralamayı yapıvereyim hemen.
1-2-3-4 🙂
Sıralama aynı yukarıda ki gibi. En değerli guruptakiler elbette 4.guruptakiler. Dolayısıyla sayıları en az olan gurupta bu.
İnanın bu horoz bir insan olsaydı ve parti kurup iktidara oynasaydı. Kesinkez kazanırdı 🙂 Ama tabi böyle birşey yok 🙂

İşini en iyi şekilde yaptığını gösteren ve bunu insanlara kanıtlayan insanlara o kadar çok ihtiyacımız var ki..
Baştan savma, gelişigüzel, ve samimiyetsiz yapılan her iş değersizdir. Belki yapana para kazandırır ama inanın bereketi yoktur. Ve hiç bir zaman gerçek bir takdir görmez.
İşte bu profesyonel horoz Bahtiyar efendi. Bunları düşündürdü bana.
Bende sorun bir sorun olduğunu mu düşündün?
Düşünme!
Kendine bak aynada 🙂
Tüm genellemeler yanlıştır. / Mark Twain
Paul Eluard / Ölmemekten ölmek
Gözkapaklarımın üzerinde ayakta duruyor. Ve saçları saçlarımın içinde. Biçimi ellerimin biçiminde.Gözlerinin rengi gözlerimin renginde. Gölgemde yitip gidiyor. Tıpkı bir taş gibi gökyüzünde. Gözleri var her zaman açık.Ve bir an olsun uyutmaz beni. Düşeri var apaydınlık.Güneşler buharlaştıran.Güldürür, ağlatır beni ve güldürür.Konuşturur beni söyletmeksizin tek bir söz.
Paul Eluard
Aynadaki ölüm / Osman Erim
Herneysen ondan uzaklaş!
Eksik malzemeli yalancı Kumpir tarifi..
Canım kumpir isterse bir gün. Üşenme gir mutfağa. Varsa patatesin 5-6 tane. Biraz da tereyağın varsa ( 2 yemek kaşığı ) Başla hazırlığa..
Önce patatesleri ince dilimler halinde doğra. Sonra küçük boy bir tencerede, orta da olur. Güzelce haşla. İşte kumpirin temelini attın.
Sonra yumuşacık olmuş o mis gibi kokan patatesleri tereyağla güzelce ezerek karıştır. Sonra bir su bardağı kadar kaşarı rendele. Onu da karıştır patatese. İyice karışsın ama birbirine. Sonra evde artık ne varsa, sosis olur, sucuk olur küçük bir tavada bir tatlı kaşığı yağda haşla.

Sosis kullanacaksan iki tane, sucuksa kullandığın 15-20 ince dilim yeter. Evde havuç,mısır ve bezelyen de varsa muazzam lezzet katar. Onları da haşla biraz. Sonra borcam bir tepsi bul. Patatesleri ve sonradan haşladığın ne varsa tepsiye güzelce yerleştir. Sonra kaşarın varsa 1 su bardağı kadar daha rendele ve karışımın ustune düzgünce serpiştir. Bu arada fırını bir 15 dakika önce 180 derece de ısıtman gerektiğini unutmuşum, pardon! Olsun sorun değil. Şimdi açsan zaten 5 dakikaya ısınır.
İşte şimdi tepsiye fırını ver. 25 dakikaya ayarla. Fırın gösterge panelinden ayarla alarmı. Ama yok ben anlamıyorum diyorsan. ( Benim gibi ) O zaman telefonun alarmını kullan 🙂

Yalancı kumpirin pişerken oyalan işte biraz. İster ayran hazırla. İstersen ketçap mayonezi falan çıkar sofraya.
Süre dolunca çıkar hocam fırından. Offff mis! Bu kumpir seni 3 gün doyurur merak etme. Bir daha 2-3 ay canın çekmez kumpir kumpir 🙂

Yapacak olanlara afiyet olsun şimdiden.


















