Serendipçe, hiç ortada yokken gelen mutluluk anlamındadır. Örneğin montun cebinde unutulan parayı birkaç ay sonra bulmak bir serendipçe olayıdır. Aramazken ortaya çıkan mutlu tesadüftür.
Allah’ı anlatmağa çalışmak.. Prof. Dr Teoman Duralı
Çiğnediklerin..
Söylemek zorunda olduğumuz zırvalar / J.D Salinger
Yaşam ve ölüme yeni tarifler..
“Çünkü belirsizlik değersizliktir” Audrey Hepburn
Güçlü olmak istedim.. / Andre Gide
Güçlü olmak istedim ve Tanrı beni güçlendirmek için zorluklar yolladı. Başarı istedim ve Tanrı bana çalışmam için zeka ve kas gücü verdi. Cesaret istedim ve Tanrı bana üstesinden gelmem gereken sorunlar verdi. Sevgi istedim ve Tanrı bana yardımcı olmam için sorunlu insanlar yolladı. İyilik istedim ve Tanrı bana fırsatlar yolladı. İstediğim her şeyi elde edemedim; ama ihtiyaç duyduğum her şeyi elde ettim.
-Andre Gide
Uçma bilmeyenlere nasıl görünüyoruz? Frederich Nietzsche
İki kimyasalın teması gibi / C. G. JUNG
Tanrıyı güldürmek..
Savaş bahsi..
Ortadan ikiye bölünmüşken diğer yanıma sesleniyorum..
Sevgili Lev Nikolayeviç,
Bugün çok daha iyi anladım ki insan, 40’lı yaşlarda hayatın “ne olmadığını” daha iyi anlıyor. “Ne olmadığını” cümlesini özellikle yazdım bu arada, senin dikkatini çekmiştir mutlaka… İnsanın, hayatın ne olduğunu bildiğini sandığı onca yılın üstüne ne olmadığını anlayan hâli ne zor ve acınacaklı bir durumdur. Bence insan 40’tan sonra türlü yanılgıların batağında debelenme sürecine çok ciddi bir başlangıç yapıyor, sevgili dostum.
İşte ben de bu süreçte,
- Ne istiyorum?
- Neden istiyorum?
- Nasıl istiyorum?
- Ne zamana kadar istiyorum?
Gibi soruların tüm ağırlığını beynimde, kemiklerimde, iliklerimde ve dahi hücrelerimde bile hissettiğim bu dönemde, bugüne kadar hiç aramadığım fakat bu süreçte birikmiş tüm çıkış yollarını gayet ısrarcı bir şekilde arıyorum. Huzurla karışık ufak bir mutluluğu, gelenekten gelen türlü ahlaki değerden sıyrılmış ve kalıplaşmış onlarca kuraldan arınmış bir şekilde istiyorum.
Binlerce beklentiden sıyrılıp sadece huzurla karışık ufak bir mutluluğu elde edebilmek ne kadar zor olabilir ki? sorusunu kendime sorup verebileceğim en kestirme fakat en tatmin edici cevabın peşindeyken, bana yardım edebilecek tek gücün Yüce Allah olduğunu bildiğim hâlde, şu bedbaht hâlimin izahını yapamamaktan çok ciddi utanıyorum.
Gidişatı kestirebilecek sezilerime her zaman aşırı güvenen ben, şimdi dışarıda huzurla karışık ufak bir mutluluğa erebilmiş herkesin bana verebileceği en küçük nasihatine bile koşulsuz sarılmaya hazırım.
Yukarıda anlattığım her hezeyanın 40’lı yaşlarda kendini göstermesi ise en sıkıntılısı. Belki 30 yaşlarımda bu bocalamalarla uğraşmak daha kolay olurdu kim bilir? “Yeter!” diyerek ani bir kaçışa yapışıp her şeyi arkada bırakmak…
Sevgili dostum, sanırım ruhumun suları durdurulamaz bir inançla akıp yoluna çıkan her engeli aşmaya niyetlendi. İhtiyacım olan zaman mı, yoksa zamanın dışında kalmayı başarmak mı, inan hiç bilemiyorum. Tüm değerlerimle yeni bir güne uyanmak için uyumak istiyorum şu an.
Görünüşe göre geleceğim, daha önce hiç geçmediğim yollara düğümleniyor sevgili dostum Lev Nikolayeviç.
Yola çıktım ve yürüyorum bak!
Maviden geçen sarılar..
Tutunduğunuz her neyse..
Uğur, sizi bulmadan hemen önce..
Yollar ayrılırken…
Genç bir şaire mektuplar, Rainer Maria RİLKE
Değer biçimleri ve yıkılan etikler..
Bazen istediğiniz kadar mücadele edin, kendinizden onlarca taviz verin; olduramazsınız…
Olmasını gerekli gibi gördüğünüz birçok şeye, her zamankinden daha da uzaklaşmışsınızdır. Beklediğiniz her neyse, sizin istediğiniz gibi olmuyordur.
Belki olması da gerekmiyordur.
Siz, onca şartlanmışlıklarınızla diken üstünde bir mutluluk arıyorsunuzdur. Oysa beklenti içinde olduğunuz insanların beklentilerinde kapladığınız yer, hiç’e yakın bir yerdir. Belki de onların mecburiyetleri arasındaki yeriniz, duygusuz ve tamamen menfi, sıradan ihtiyaçlarını giderdiği bir grubun içindesinizdir de bilmezsiniz.
Hâlâ kör bir gayretle devenin hendekle olan ilişkisini kuvvetlendirme fantezisiyse kuruyorsanız, artık bundan vazgeçme zamanı gelmiş demektir.
Size gerçekten ihtiyacı olan insanlar kimlerdir, hiç düşündünüz mü?
Yani yaralarına merhem olup sizin de kapanmayan yaralarınıza bir şekilde şifalı bir kabuk olabilecek o insanları?
Ama emin olun, bazı kan bağları sebebiyle ya da belli sözleşmelere binayen bir arada durduğunuz, durmak zorunda hissettiğiniz insanlar değildir o yara sarıcılar.
Onlar, aynı sizin gibi zorundalık hissiyatlarıyla içine kapanmış, merhem olabileceği insanları hep çok uzakta bir yerde yaşayan ve ulaşılması çok zor zamanlarda sanırlar.
Hâlbuki tüm etikler, kurallar, normlar ve mecburiyetler çoktan kırılmıştır onlarda da, fark etmezler. Bu insanlar tutundukları birçok erdemi yitirdiği ya da kullanamadığından habersiz, bu olmayan değerlerin her birinin bir heykelini yaptırıp tapınmaya başlamışlardır. Bir çeşit ilahlar edinmişlerdir kendi kendilerini kandırıp. Ulaşamadıkları her şey için bu putlardan birine sarılırlar. Aynı sizin gibidir onlar da.
İşte bu zamanlarda başlar çok derinlerden gelen o ses. Sana şöyle verir telkinini: “Mutlu olmak için gideceğin her yol ve yaptığın her şey günah değil mübahtır.”
Ve içinde bir hesaplaşma başlar. Yıllarca arkasında sapasağlam durduğun tüm etikler temelinden sallanıyordur. Ve bu sarsıntılar ana deprem değil, artçılardır. Ana deprem aslında çok uzun zaman önce, senin bilmem kaçıncı kendini kandırışında olmuş; fakat sen çeşitli hezeyan ve yanlış insanlarla mutlu olma gayretlerinin arasında fark etmemişsindir.
Yanlışlara düşme korkun seni, çoktandır şu an “Her an düşebilirim.” düşüncesi ile yaşadığın uçurumun eşiğine getirmiştir bile.
O uçurumun kenarında artık bir şeyler dank etmeye başlar kafanıza. Tüm korku, umutsuzluk ve yıkılmışlıklarınız sizi kurtaracak meleklere dönüşür işte o an. Hayatta “yapmam” dediğiniz ne varsa, utandığınız ne varsa, günah bildikleriniz de dâhil olmak üzere sizi çağırır.
Bugüne kadar kaçtığınız her şey, sizi bir macera, bir serüven ve sonunda başınıza gelecek her şeye eyvallah çekecek süper kahramana dönüştürür. Kahraman olmak için sonunu düşünmeyenler zümresine hoş gelmişsinizdir.
Bu süper kahramanlığınızın sizi götüreceği yer, aynı sizin gibi bir kahramana dönüşmüşler dünyasıdır. Bu dünya, şu anda içinde yaşadığımız dünyanın içinde, fakat yalnızca kalbinde kahraman apoleti taşıyan yorulmuşların yaşayabildiği bir dünyadır.
Bu paralel dünyada tüm kahramanlar birbirlerini bulur ve yalnız birbirlerinin yaralarını sararlar. Her kahraman bir merhem tüpü gibi, kapağını açacak başka bir tüpü arar. Bu dünyada faydasız ve iyileştirmeyen hiçbir merhem tüpü vücutlu kahraman yoktur.
Bu yeni dünya yalnızca beynin içinde yaşanabilir, her türlü meta, eşya ve klasik menfi çıkarlardan uzak, matrixsel bir hayat sunar kahraman üyelerine. Süper kahraman sıfatıyla yaşanan sanal hayat üyelerini hiçbir zaman bağlamaz. Sürekli burada ikamet etmek zorunda değildir hiçbir üye. Dileyen, istediği zaman buradan önceki dünyasına, o derin uçurumun kıyısına dönüp, o buhranlı ve çok gereksiz beklentilerle kendini yiyip bitirdiği yaşantısına geri dönebilir.
Bu iki dünya arasındaki kapılar hiçbir zaman kapanmaz. Geçişler sürekli açıktır. Fakat gerçek dünya ile beyinsel olarak yaşadığı dünya arasında çok fazla gitgel yapanların içlerindeki savaş da alevlenir. Bir insanın etik, doğru, prensipler, disiplinler ve benzer birçok değeri kaybetmiş olduğu hâlde, mutluluğu yakalamak ümidiyle yine onların hayallerine sarılanlarla; kuralsız, sınırsız, zamansız ve tüm kalıplaşmış doğrulardan uzak bir dünya yaşayanlar arasındaki savaş, elbette ki tüm savaşlardan daha kanlı olur. Bu savaşta her gün belki yüzlerce defa öldürüp kendinizi, yeniden doğurursunuz. Vicdanınız ise bu savaşta taraf tutmaz; elinden tek gelen arabuluculuktur.
Fakat kazanan hangi taraftaysa, vicdanın duracağı yeni yer de orasıdır.
Sanata vurulan tekel..
Türkiye’de sanatlı, yüzyıllardır elitler, Avrupa çakması burjuvazi ve güçlü zengin etnik azınlıklar sahiplendi; fakat yalnızca ve sadece belli başlı sanat dallarını: klasik müzik, tiyatro, resim, heykel ve opera gibi… Sonra tekkelerine aldıkları bu sanatları sanki dindar ve muhafazakâr insanlar beceremezmiş ve icra edemezmiş gibi bir algı oluşturdular. Amaçları hem İslam’ı küçümsemek hem de kendi üst sınıflarına özel bir keyif dairesi oluşturup bundan kâr sağlamaktı. Farklı ve üstte olmak için sadece onlara özel dallar olmalıydı bunlar. Nitekim istedikleri de oldu. Ve sonunda bu sanatlar elitizmin elinde sözde Atatürkçülükle özdeşleştirilerek ilaveten “laik”, “demokratik” ve “çağdaş” gibi sıfatlar yine kendi tekellerine alındı. Bu tekelci zümre ise bugün muhafazakâr kesimi ve savunduğu değerleri basite göstermekle meşgul oluyor.
Ama çok şükür ki edebi anlamda son 3 yıldır ciddi atakta İslami entelektüel çevre; özellikle sosyal medya ve dergicilik alanında sol cephenin klasik ve aynı yerde ezbere dolaşan edebi anlayışının çok üstünde. Cins, İzdiham, Telmih bu dergilerin en başında geliyor. Bunlar gelecek açısından bana umut veren işler, kültür adına ne mutlu! Umarım diğer el konulmuş sanatlarda da aktif olur dışlanan İslami kesim. Dindar bir opera sanatçısı, ünlü Müslüman bir ressam ya da heykelde çığır açan dindar bir vatandaş…
Neden olmasın?
Bilgi ve kültürün yetemediği yerde..
Sevgili Lev Nikolayeviç,
Merhaba.
Bence şu hayatta huzurlu ve mutlu olmak için bilgi ve kültür dışında bir şeye daha ihtiyaç var:
AHLÂK’A!
Beni hayatta çok yoran şeylerden biri de bilgi ve kültür yönünden kendini geliştirmiş insanların kurnaz, kalbi sürekli fesatlığa çalışan ve ikiyüzlü olanların amellerine şahit olmaktı. Hele hele yaşları ilerlemiş olanları daha bir sinir bozucuydu…
Böyle insanlar tanıdığımda “Böylesine karakter fakiri olmalarının bir sebebi olmalı mutlaka.” diye düşünüyordum ister istemez. Mutsuz bir çocukluk mu, yoksa çok şımartılmış bir çocuk olmaları mı onları bu hâle getirmişti?
İşin güzel yanlarından biri de böyle insanların doğruluk ve dürüstlük adına her türlü erdemi bilip, hatta çevresindeki insanlara tavsiye ederken tam ters mantıkta doğruyu kendi hayatlarında yaşayamamalarıydı. Kendini, çevresine hep iyi bir vatandaş olarak tanıttığını zanneden bu tipler, aslında az bir yaşanmışlık sonrası ne denli zayıf bir karakter olduklarını hemen ortalığa saçiveriyorlardı fark etmeden. Başkasının dedikodusunu ballandıra ballandıra anlatan bu tipler, iki gün sonra sizin dedikodunuzu başkasına yapmayacağının garantisini veremezdi size hiçbir zaman. Rabbim, menfaat peşinde koşan bu tipleri her daim benden uzak tutsun inşallah.
Sağlıcakla kal…
Tevfik Sadi

























