​Bazen istediğiniz kadar mücadele edin, kendinizden onlarca taviz verin; olduramazsınız…

​Olmasını gerekli gibi gördüğünüz birçok şeye, her zamankinden daha da uzaklaşmışsınızdır. Beklediğiniz her neyse, sizin istediğiniz gibi olmuyordur.

​Belki olması da gerekmiyordur.

​Siz, onca şartlanmışlıklarınızla diken üstünde bir mutluluk arıyorsunuzdur. Oysa beklenti içinde olduğunuz insanların beklentilerinde kapladığınız yer, hiç’e yakın bir yerdir. Belki de onların mecburiyetleri arasındaki yeriniz, duygusuz ve tamamen menfi, sıradan ihtiyaçlarını giderdiği bir grubun içindesinizdir de bilmezsiniz.

​Hâlâ kör bir gayretle devenin hendekle olan ilişkisini kuvvetlendirme fantezisiyse kuruyorsanız, artık bundan vazgeçme zamanı gelmiş demektir.

​Size gerçekten ihtiyacı olan insanlar kimlerdir, hiç düşündünüz mü?

​Yani yaralarına merhem olup sizin de kapanmayan yaralarınıza bir şekilde şifalı bir kabuk olabilecek o insanları?

​Ama emin olun, bazı kan bağları sebebiyle ya da belli sözleşmelere binayen bir arada durduğunuz, durmak zorunda hissettiğiniz insanlar değildir o yara sarıcılar.

​Onlar, aynı sizin gibi zorundalık hissiyatlarıyla içine kapanmış, merhem olabileceği insanları hep çok uzakta bir yerde yaşayan ve ulaşılması çok zor zamanlarda sanırlar.

​Hâlbuki tüm etikler, kurallar, normlar ve mecburiyetler çoktan kırılmıştır onlarda da, fark etmezler. Bu insanlar tutundukları birçok erdemi yitirdiği ya da kullanamadığından habersiz, bu olmayan değerlerin her birinin bir heykelini yaptırıp tapınmaya başlamışlardır. Bir çeşit ilahlar edinmişlerdir kendi kendilerini kandırıp. Ulaşamadıkları her şey için bu putlardan birine sarılırlar. Aynı sizin gibidir onlar da.

​İşte bu zamanlarda başlar çok derinlerden gelen o ses. Sana şöyle verir telkinini: “Mutlu olmak için gideceğin her yol ve yaptığın her şey günah değil mübahtır.”

​Ve içinde bir hesaplaşma başlar. Yıllarca arkasında sapasağlam durduğun tüm etikler temelinden sallanıyordur. Ve bu sarsıntılar ana deprem değil, artçılardır. Ana deprem aslında çok uzun zaman önce, senin bilmem kaçıncı kendini kandırışında olmuş; fakat sen çeşitli hezeyan ve yanlış insanlarla mutlu olma gayretlerinin arasında fark etmemişsindir.

​Yanlışlara düşme korkun seni, çoktandır şu an “Her an düşebilirim.” düşüncesi ile yaşadığın uçurumun eşiğine getirmiştir bile.

​O uçurumun kenarında artık bir şeyler dank etmeye başlar kafanıza. Tüm korku, umutsuzluk ve yıkılmışlıklarınız sizi kurtaracak meleklere dönüşür işte o an. Hayatta “yapmam” dediğiniz ne varsa, utandığınız ne varsa, günah bildikleriniz de dâhil olmak üzere sizi çağırır.

​Bugüne kadar kaçtığınız her şey, sizi bir macera, bir serüven ve sonunda başınıza gelecek her şeye eyvallah çekecek süper kahramana dönüştürür. Kahraman olmak için sonunu düşünmeyenler zümresine hoş gelmişsinizdir.

​Bu süper kahramanlığınızın sizi götüreceği yer, aynı sizin gibi bir kahramana dönüşmüşler dünyasıdır. Bu dünya, şu anda içinde yaşadığımız dünyanın içinde, fakat yalnızca kalbinde kahraman apoleti taşıyan yorulmuşların yaşayabildiği bir dünyadır.

​Bu paralel dünyada tüm kahramanlar birbirlerini bulur ve yalnız birbirlerinin yaralarını sararlar. Her kahraman bir merhem tüpü gibi, kapağını açacak başka bir tüpü arar. Bu dünyada faydasız ve iyileştirmeyen hiçbir merhem tüpü vücutlu kahraman yoktur.

​Bu yeni dünya yalnızca beynin içinde yaşanabilir, her türlü meta, eşya ve klasik menfi çıkarlardan uzak, matrixsel bir hayat sunar kahraman üyelerine. Süper kahraman sıfatıyla yaşanan sanal hayat üyelerini hiçbir zaman bağlamaz. Sürekli burada ikamet etmek zorunda değildir hiçbir üye. Dileyen, istediği zaman buradan önceki dünyasına, o derin uçurumun kıyısına dönüp, o buhranlı ve çok gereksiz beklentilerle kendini yiyip bitirdiği yaşantısına geri dönebilir.

​Bu iki dünya arasındaki kapılar hiçbir zaman kapanmaz. Geçişler sürekli açıktır. Fakat gerçek dünya ile beyinsel olarak yaşadığı dünya arasında çok fazla gitgel yapanların içlerindeki savaş da alevlenir. Bir insanın etik, doğru, prensipler, disiplinler ve benzer birçok değeri kaybetmiş olduğu hâlde, mutluluğu yakalamak ümidiyle yine onların hayallerine sarılanlarla; kuralsız, sınırsız, zamansız ve tüm kalıplaşmış doğrulardan uzak bir dünya yaşayanlar arasındaki savaş, elbette ki tüm savaşlardan daha kanlı olur. Bu savaşta her gün belki yüzlerce defa öldürüp kendinizi, yeniden doğurursunuz. Vicdanınız ise bu savaşta taraf tutmaz; elinden tek gelen arabuluculuktur.

​Fakat kazanan hangi taraftaysa, vicdanın duracağı yeni yer de orasıdır.

Tavsiye Edilen Yazılar