Türkiye’de sanatlı, yüzyıllardır elitler, Avrupa çakması burjuvazi ve güçlü zengin etnik azınlıklar sahiplendi; fakat yalnızca ve sadece belli başlı sanat dallarını: klasik müzik, tiyatro, resim, heykel ve opera gibi… Sonra tekkelerine aldıkları bu sanatları sanki dindar ve muhafazakâr insanlar beceremezmiş ve icra edemezmiş gibi bir algı oluşturdular. Amaçları hem İslam’ı küçümsemek hem de kendi üst sınıflarına özel bir keyif dairesi oluşturup bundan kâr sağlamaktı. Farklı ve üstte olmak için sadece onlara özel dallar olmalıydı bunlar. Nitekim istedikleri de oldu. Ve sonunda bu sanatlar elitizmin elinde sözde Atatürkçülükle özdeşleştirilerek ilaveten “laik”, “demokratik” ve “çağdaş” gibi sıfatlar yine kendi tekellerine alındı. Bu tekelci zümre ise bugün muhafazakâr kesimi ve savunduğu değerleri basite göstermekle meşgul oluyor.

​Ama çok şükür ki edebi anlamda son 3 yıldır ciddi atakta İslami entelektüel çevre; özellikle sosyal medya ve dergicilik alanında sol cephenin klasik ve aynı yerde ezbere dolaşan edebi anlayışının çok üstünde. Cins, İzdiham, Telmih bu dergilerin en başında geliyor. Bunlar gelecek açısından bana umut veren işler, kültür adına ne mutlu! Umarım diğer el konulmuş sanatlarda da aktif olur dışlanan İslami kesim. Dindar bir opera sanatçısı, ünlü Müslüman bir ressam ya da heykelde çığır açan dindar bir vatandaş…

​Neden olmasın?

Tavsiye Edilen Yazılar