Yazılamayan yazının hikayesi..

0
1631

Aslında niyeti göz teması üzerine bir yazı yazmaktı. İnsanların samimiyetten ve güvenden hızla uzaklaştığı bir dönemde, en çok üstünde durulacak bir konuydu bu. Niçin insanlar konuşurken birbirinin gözlerine bakmıyordu? Gözler her zaman bir ifadeyi, bir kanaati destekleyen en büyük etken değil miydi? Konuyla ilgili post ararken Google ‘da. Önüne İyi-kötü-çirkin filminin bir afişi düştü. Afişte filmdeki üç karakterin filmin final sahnesinde ki düello bölümünden yakın plan göz fotoğrafları vardı. İşte! Tam da buydu aradığı. 

Artık her şey hazırdı. Konu harika, kullanacağı post’sa ondan daha harika..

Word de yeni bir sayfa açtı. Tam ilk cümleyi doğaçlama yazıyordu ki, kavramların kendi içindeki tutarsızlıklar beynini kurcalamaya başladı saniyeler içinde. Saniyede 2700 km hıza ulaşan düşünceler, o an da bir yazıya aktarılabilse belki de bir kitap yazilabilirdi belki..

Filmde ki iyi, kötü ve çirkin gerçektende başlarına konulan sıfatları hakediyorlar mıydı? Mesela Clint Eastwood gerçekten iyiliği mi temsil ediyordu? Ya da kötü rolde ki Lee Van Cleef hep mi kötüydü? Ya da çirkin karakteri Eli Wallach, çirkinliği dışında iyiliğe ya da kötülüğe karşı sürekli nötr vaziyette miydi? 

Tabi ki hiç biri, isimlerinin önüne aldığı sıfatı tam olarak haketmiyorlardı. Dönemin kanunsuzluğu, güçlü olanın sürekli kazandığı ve merhametsizce yaşadığı bir sistemde, kim iyi, kim kötüydü gerçekte? Herkesin kendi çıkarını gözetmek için yaşadığı bir hayatta, iyi ya da kötünün ne önemi vardı? 

Filmde aslında olan karakterler kötü, daha kötü ve en kötüydü. Film, kötü ama yakışıklı ve usta silah kullanan bir adamın, daha kötü ama çirkin ve cahil bir adamla işbirliği yaparak en kötüyü yok etmesi anlatılıyordu. 

Sonra, yeni yetme ve amatör yazarımız, göz teması ile kavram karmaşaları konularının arasında kalıverdi. Bu arada kalış onu bir zaman sonra yazmaktan vazgeçirdi. Zaten bu durumu daha önce de defalarca yaşamıştı. İnsanın anlatacak cok şeyi olduğunda, bu tip gitgel durumları pek muhtemel olurdu. Bu düşüncelerle kapattı word sayfasını yazarımız. Bu kadar şey düşünüp tek bir cümle yazamadan masadan kalkması da onu çok müteessir etmemişti..

-Tevfik Sadi