Aslında niyeti göz teması üzerine bir yazı yazmaktı. İnsanların samimiyetten ve güvenden hızla uzaklaştığı bir dönemde, en çok üstünde durulacak bir konuydu bu. Niçin insanlar konuşurken birbirinin gözlerine bakmıyordu? Gözler her zaman bir ifadeyi, bir kanaati destekleyen en büyük etken değil miydi? Konuyla ilgili post ararken Google’da, önüne İyi, Kötü ve Çirkin filminin bir afişi düştü. Afişte, filmdeki üç karakterin final sahnelerindeki düello bölümünden yakın plan göz fotoğrafları vardı. İşte, tam da buydu aradığı!
Artık her şey hazırdı. Konu harika, kullanacağı post’sa ondan daha harikaydı…
Word’de yeni bir sayfa açtı. Tam ilk cümleyi doğaçlama yazıyordu ki kavramların kendi içindeki tutarsızlıkları saniyeler içinde beynini kurcalamaya başladı. Saniyede 2.700 kilometre hıza ulaşan düşünceler o anda bir yazıya aktarılabilse, belki de bir kitap yazılabilirdi…
Filmdeki iyi, kötü ve çirkin gerçekten de başlarına konulan sıfatları hak ediyorlar mıydı? Mesela Clint Eastwood gerçekten iyiliği mi temsil ediyordu? Ya da kötü rolteki Lee Van Cleef hep mi kötüydü? Ya da çirkin karakteri Eli Wallach, çirkinliği dışında iyiliğe ya da kötülüğe karşı sürekli nötr vaziyette miydi?
Tabii ki hiçbiri isimlerinin önüne aldığı sıfatı tam olarak hak etmiyordu. Dönemin kanunsuzluğunda, güçlü olanın sürekli kazandığı ve merhametsizce yaşadığı bir sistemde kim iyi, kim kötüydü gerçekte? Herkesin kendi çıkarını gözetmek için yaşadığı bir hayatta iyi ya da kötünün ne önemi vardı?
Filmde aslında olan karakterler kötü, daha kötü ve en kötüydü. Film, kötü ama yakışıklı ve usta silah kullanan bir adamın, daha kötü ama çirkin ve cahil bir adamla iş birliği yaparak en kötüyü yok etmesini anlatıyordu.
Sonra yeni yetme ve amatör yazarımız, göz teması ile kavram karmaşaları konularının arasında kalıverdi. Bu arada kalış, onu bir zaman sonra yazmaktan vazgeçirdi. Zaten bu durumu daha önce de defalarca yaşamıştı. İnsanın anlatacak çok şeyi olduğunda bu tip gitgit durumları pek muhtemel olurdu. Bu düşüncelerle kapattı Word sayfasını yazarımız. Bu kadar şey düşünüp tek bir cümle yazamadan masadan kalkması da onu çok müteessir etmemişti…
— Tevfik Sadi

