Bu az sayıda insanı arıyorum, diğerlerinden kaçıyorum. Neler hissettiğimi anlayabilecek niyette insan çok azdır. Çünkü bu çağ “Üzerine basa basa gezdiği bahçede, “çiçek kalmamış” diyenlerin çağı.” Şu yorgun çağ gitsin, yeni çağı bir aşk uğruna yoracaklar gelsin…”
Yalnızlığı istedim / Halil Cibran
Yapraksız kaldın diye gövdeni kestirme / Mevlânâ
Yapraksız kaldın diye gövdeni kestirme, zira bu işin baharı da var..
Gönül sevgiyi bulmuşsa kuru dal bile çiçek açar.
Yeter ki sen çiçek olup etrafa gülücükler saçmaya söz ver. Toprak olup seni başının üstünde taşıyan bulunur. Geçmişte kaç kere küle dönüştüğünü değil kaç kere yeniden
küllerin arasından doğrulup yeni bir gül olduğunu hatırla.
Küle döndüysen yeniden güle dönmeyi bekle. Çünkü her zorluğun sonunda doğan bir ışık vardır.
Eğer elleriniz diken yaralarıyla kan revan içinde kaldıysa güle dokunmanıza çok az kalmış demektir.
Zaman ve mekân niye var? / Susan Sontag
Bütün bu acılar / Eugenio Borgna
Zoraki rıza… / Ursula K. Le Guin
Karakteriniz kaderinize dönüşür / Mamatma Gandhı
Dikkat edin!
Söyledikleriniz, düşüncelerinize dönüşür. Düşünceleriniz, duygularınıza dönüşür. Duygularınız, davranışlarınıza dönüşür. Davranışlarınız, alışkanlıklarınıza dönüşür. Alışkanlıklarınız, değerlerinize dönüşür. Değerleriniz, karakterinize dönüşür. Karakteriniz ise kaderinize dönüşür, dikkat edin!
-Mahatma Gandi
İşin yarısı / Henry Miller
Tekrar tekrar aşık olabiliyorsan, ebeveynlerinin seni dünyaya getirme suçunu bağışlayabildiysen,hiç bir yere varmamaktan hoşnutsan ve her günü geldiği gibi kabul ediyorsan, affedebiliyor ve hatta unutabiliyorsan, buruk, somurtuk, sivridilli ve alaycı birine dönüşmekten geri durabiliyorsan,işin yarısını hallettin demektir…
~Henry Miller
Seninle başladı / Bahaettin Karakoç
Seninle Başladı, Bitsin Seninle
Ve gün be gün, ben seni düşünürüm.
Sen benim her şeyimsin ey sevgili.
Rüzgârlara ezberlettim türkülerimi,
Ben hep uzaklara türkü yazarım
Sılamsın, sevdamsın, sabır taşımsın
Kalemim adından başka ad yazmaz
Bu kütükte başka bir ad okunmaz
Narına nuruna kurban olduğum
Seven sevdiğinden asla yakınmaz
Ben sevda bölüğünde kıdemli bir askerim
Terhis olsam gidecek bir yerim yok
Yüreğimden başka silah taşımam
Bütün adresleri iptal ettim
Benim senden özge gerçek yârim yok.
Sen benim her şeyimsin ey sevgili
Ben rol gereği âşık değilim
Deme bu garibin benimle işi ne
Aşkım beni teşhir eder, sesim içime saklanır
Aklanırsa adım, seninle aklanır.
İstersen durmadan adres değiştir,
Gözlerimi bağlasalar da bulurum seni.
Ben, türkülerde tanıdım Fizan’ı, Yemen’i
Anlasam ki sesim sesine değmiştir,
Bütün gemileri yakar gelirim.
Bu bir taahhüttür; sına beni
En deli rüzgârların önüne sür, bulut-bulut,
Bir yerde yanlış yaparsam adımı unut.
Son kurşunu kendime sıkar gelirim.
Bir et kemik torbası değilim ben
Bir hasar raporu değil yazdığım
Bir aşk mektubudur ey sevgili,
Kızıl-kıyametten önce
Ve görmek için bakmaya gerek yok
Her dilde güzeldir senin adın
Meydanlar sarsılır sen ortaya çıkınca
Yeter ki görecek göz, göz olsun.
Velhasıl uzun sözlere hiç gerek yok
Dil hicabından lal olmalı seni anarken
Ey benim tabibim, tacidarım
Gündönümüdür ben seni bekliyorum
Bahattin Karakoç
İstemem eksik olsun / Edmond Rostand
Ne yapmak gerek peki?
Sağlam bir arka mı bulmalıyım?
Onu mu bellemeliyim?
Bir ağaç gövdesine dolanan sarmaşık gibi
Önünde eğilerek efendimiz sanmak mı?
Bilek gücü yerine dolanla tırmanmak mı?
İstemem!
Herkesin yaptığı şeyleri mi yapmalıyım Le Bret?
Sonradan görmelere övgüler mi yazmalıyım?
Bir bakanın yüzünü güldürmek için biraz şaklabanlık edip,
Taklalar mı atmalıyım?
İstemem! Eksik olsun!
Her sabah kahvaltıda kurbağa mı yemeli?
Sabah akşam dolaşıp pabuç mu eskitmeli?
Onun bunun önünde hep boyun mu eğmeli?
İstemem! Eksik olsun böyle bir şöhret!
Eksik olsun!
Ciğeri beş para etmezlere mi “yetenekli” demeli?
Eleştiriden mi çekinmeli?
“Adım Mercuré dergisinde geçse” diye mi sayıklamalı?
İstemem!
İstemem! Eksik olsun!
Korkmak, tükenmek, bitmek…
Şiir yazacak yerde eşe dosta gitmek.
Dilekçeler yazarak içini ortaya dökmek?
İstemem! Eksik olsun!
İstemem! Eksik olsun!
Ama şarkı söylemek, düşlemek, gülmek, yürümek…
Tek başına.
Özgür olmak.
Dünyaya kendi gözlerinle bakmak.
Sesini çınlatmak, aklına esince şapkanı yan yatırmak.
Bir hiç uğruna kılıcına ya da kalemine sarılmak.
Ne ün peşinde olmak, para pul düşünmek,
İsteyince Ay’a bile gidebilmek.
Başarıyı alnının teriyle elde edebilmek.
Demek istediğim asalak bir sarmaşık olma sakın.
Varsın boyun olmasın bir söğütünki kadar.
Yaprakların bulutlara erişmezse bir zararın mı var?
Margaret Weis / Yedinci kapı
Her birimizin içinde kendi kaderimizi şekillendirme yeteneği vardır. Bu kadarını anlayabiliyoruz. Ancak daha önemlisi, her birimizin içinde eşit derecede evrenin kaderini şekillendirme yeteneği de mevcuttur. Ah, buna inanmayı daha zor bulabilirsiniz. Ama size söylüyorum, bu böyle. Meclis başkanı olmanıza gerek yok. Dünyayı değiştirmek için bir kral veya kabile reisi olmanıza gerek yok.
Denizin enginliğinde, bir su damlasının ötekine üstünlüğü var mıdır ? Yoktur, diye cevaplarsınız, ve ayni zamanda, tek bir su damlasının bir gelgit dalgası yaratacak gücü de yoktur. Ama, diyorum ki, bir su damlası denize düştüğünde dalgacıklar yaratır ve bu dalgacıklar yayılır. Ve belki, kim bilir, bu dalgacıklar genişler, şişer ve sonunda köpürerek sahile vurur.
Engin denizdeki bir damla gibi, hepimiz hayatlarımızda ilerlerken dalgacıklar yaratırız. Her ne yapıyorsak, son derece önemsiz görünse dahi, etkileri bizim çok ötemize yayılır . En ufak hareketimizin bile ta uzaklara ulaşan etkilerinin, fani kardeşlerimize nasil dokunduğunu asla bilemeyebiliriz. Dolayısıyla, farkında olmalıyız, her an, denizdeki yerimizin, dünyadaki yerimizin, diğer canlılar arasındaki yerimizin…
Eğer yeterince çoğumuz güçlerimizi birleştirirsek, olayların gelgit dalgasını büyütebiliriz – hayır veya şer için…
~Margaret Weis, Yedinci Kapı
Oriah Mountain Dreamer – Davet
Geçinmek için ne yaptığın beni ilgilendirmiyor.
Neyin özlemiyle kıvrandığını, arzuladığın şeylerin hayalini kurmaya cesaret edip
edemediğini bilmek istiyorum.
Kaç yaşında olduğun beni ilgilendirmiyor. Aşk için, hayallerin için, yaşıyor olma serüveni için, aptal gibi görünme riskini göze alıp alamayacağını bilmek istiyorum.
Başına hangi talihsizlikler geldiği beni ilgilendirmiyor.
Kendi acının merkezine dokunabildin mi? Hayatın hainlikleriyle açıldın mi ?
Yoksa daha fazla acının korkusuyla büzüşüp
kapandın mı ? Acıyla bir oturabilir misin,
benimki veya bizzat kendininkiyle, saklamaya, azaltmaya ya da düzeltmeye
çalışmadan ?
Bunu bilmek istiyorum.
Neşenin içinde olabilir misin,
benimki veya bizzat kendininkinin ? Bize tedbirli olmayı, gerçekçi olmayı veya insan
olmanın sınırlarını hatırlatmaksızın,
çılgın gibi dans edebilir misin ve bu coşkunun tepeden tırnağa içine dolmasına müsaade edebilir misin? Bunu bilmek istiyorum.
Anlattığın hikâyenin doğru olup olmaması beni ilgilendirmiyor.
Kendine dürüst olmak uğruna bir başkasını
hayalkırıklığına uğratabilir misin? Kendi ruhuna sadık kaldığında ihanetle suçlanmaya
göğüs gerebilir misin? Dinsiz ve güvenilir olabilir misin?
Her gün hoş görünmese bile, güzelliği görebilir ve onun varlığını hayatına kaynak edinebilir misin? Bunu bilmek istiyorum.
Başarısızlıkla yaşayabilir misin, benimki veya bizzat kendininkiyle ? O halde bile, gölün kıyısında dikilip Dolunay’ın simli hâresine bakıp “Evet!” diye haykırabilir misin? Bunu bilmek istiyorum.
Nerede yaşadığın ya da neye sahip olduğun beni ilgilendirmiyor.
Keder ve çaresizlikle geçen gecenin ardından, iliklerine kadar yorgun ve incinmiş vaziyette yine ayağa kalkabilir ve çocuklar için yapılması gerekenleri yapabilir misin? Bunu bilmek istiyorum.
Kim olduğun, buraya nereden nasıl geldiğin beni ilgilendirmiyor. Birlikte bir ateşin ortasına düştüğümüzde, geri
çekilmeden yanmayı göze alabilir misin?
Bunu bilmek istiyorum.
Bugüne kadar ne öğrendiğin, ne okuduğun beni ilgilendirmiyor.
Diğer her şey yıkılıp yittiğinde,
ta içinde, seni ayakta tutan o şeyin ne olduğunu
bilmek istiyorum…
~Oriah Mountain Dreamer – Davet
Davet
Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu! / William Shakespeare
Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu!
Düşüncemizin katlanması mı güzel
Zalim kaderin yumruklarına, oklarına
Yoksa diretip bela denizlerine karşı
Dur, yeter demesi mi?
Ölmek, uyumak sadece!
Düşünün ki uyumakla yalnız
Bitebilir bütün acıları yüreğin,
Çektiği bütün kahırlar insanoğlunun.
Uyumak, ama düş görebilirsin uykuda, o kötü.
Çünkü, o ölüm uykularında
Sıyrıldığımız zaman yaşamak kaygısından
Ne düşler görebilir insan, düşünmeli bunu.
Bu düşüncedir felaketleri yaşanır yapan.
Yoksa kim dayanabilir zamanın kırbacına?
Zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine
Sevgisinin kepaze edilmesine
Kanunların bu kadar yavaş
Yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine
Kötülere kul olmasına iyi insanın
Bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken?
Kim ister bütün bunlara katlanmak
Ağır bir hayatın altında inleyip terlemek
Ölümden sonraki bir şeyden korkmasa
O kimsenin gidip de dönmediği bilinmez dünya
Ürkütmese yüreğini?
Bilmediğimiz belalara atılmaktansa
Çektiklerine razı etmese insanları?
Bilinç böyle korkak ediyor hepimizi:
Düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor
Yürekten gelenin doğal rengini.
Ve nice büyük, yiğitçe atılışlar
Yollarını değiştirip bu yüzden
Bir iş, bir eylem olma gücünü yitiriyorlar.W. Shakespeare / Hamlet
Gerçek, kasabanın fahişesi gibidir / Wolfgang Borchert
Kargo / Birhan Keskin
Sana buraya bazı şeyler koyuyorum. Yol boyunca aklında olsun. Lazım olursa açar okursun, Olmazsa da olsun, bir zararı yok burada dursun.
Şuraya bir cümle koydum. Bırak, acımızı birileri duysun. Hem zaten şiir niye var? Dünyanın acısını başkaları da duysun!
Acı mıhlanıp bir kalpte durmasın. Ortada dursun. Olur ya biri eline alır okşar, biri alnından öper. Az unutursun.
Buraya tabiatı koydum. Ağaçları, suyu, ovayı, dağı. Onlar bizim kardeşimiz, çok canın sıkılırsa arada onlarla konuşursun.
Buraya, küçük mutlu güneşler koydum. Günlerimiz karanlık ve çok soğuyor bazı akşamlar, ısınırsın.
Buraya, bir inanç bir inat koydum. Tut ki unuttun, tekrar bak, o inat neyse, sen osun.
Buraya yolun yokuşunu koydum. Bildiğim için yokuşu. Zorlanırsa nefesin, unutma, ciğer kendini en çabuk onaran organ, valla bak, aklında bulunsun.
Buraya umutlu günler koydum. Şimdilik uzak gibi görünüyor, ama kimbilir, birazdan uzanıp dokunursun.
Buraya bir ayna koydum arada önüne geç bak; sen şahane bir okursun. Mesai saatlerinde çaktırmadan şiir okursun. N’olcak ki, bırak patronlar seni kovsun!
Burada bir tutam sabır var. Kendiminkinden kopardım bir parça, (bende çok boldur) lazım oldukça ya sabır ya sabır, dokunursun.
Burada güzel çaylar var. Bu aralar senin için çok önemli. Bitki çayları, kış çayları, şuruplar, kompostolar. Demlersin, maksat midene dostluk olsun.
Şuraya Youtube’dan müzikler, Bach dinle filan, koydum. Ama müzik konusunda sen benden daha iyisin, koklayıp buluyorsun.
Buraya bir silkintiotu koydum. Kırk dert bir arada canına yandığım, kırkına birden deva olsun.
Reis John Fire Lame Deer ne demişti?
“Beyaz kardeşlerimiz bizi uygarlaştırmak için gelmeden önce, hiç hapishanemiz yoktu. Bu yüzden aramızdan serseri de çıkmazdı.
Hapishane yoksa serseri de yoktur. Kapılarımızın kilidi de olmazdı bu yüzden, hırsızlar da bulunmazdı. Eğer aramızdan biri; at, çadır ya da battaniye edinemeyecek kadar yoksul ise, bu durumda bütün ihtiyaçları kendisine hediye Özel mülkiyete çok büyük önem verecek kadar uygarlaşmamıştık. Yazılı hiç bir yasamız, dolayısı ile avukatlarımız ve Demek ki Beyaz Adam gelmeden önce çok berbat yaşıyormuşuz. Para nedir bilmiyorduk. Bu yüzden bir insanın değeri serveti ile ölçülmezdi. Politikacılarımız da yoktu. Bu yüzden birbirimizi aldatmak ve kazıklamak durumunda da kalmazdık.
Bilmem ki, Beyaz Adamın uygar bir toplum için son derece gerekli olduğunu söylediği bu temel şeyler olmadan binlerce yıl hayatta kalmayı nasıl başarabildik?”
Reis John Fire Lame Deer
Bir cümle ezberinde hep. Ya gerisi ?
Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu!
Düşüncemizin katlanması mı güzel
Zalim kaderin yumruklarına, oklarına
Yoksa diretip bela denizlerine karşı
Dur, yeter demesi mi?
Ölmek, uyumak sadece!
Düşünün ki uyumakla yalnız
Bitebilir bütün acıları yüreğin,
Çektiği bütün kahırlar insanoğlunun.
Uyumak, ama düş görebilirsin uykuda, o kötü.
Çünkü, o ölüm uykularında
Sıyrıldığımız zaman yaşamak kaygısından
Ne düşler görebilir insan, düşünmeli bunu.
Bu düşüncedir felaketleri yaşanır yapan.
Yoksa kim dayanabilir zamanın kırbacına?
Zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine
Sevgisinin kepaze edilmesine
Kanunların bu kadar yavaş
Yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine
Kötülere kul olmasına iyi insanın
Bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken?
Kim ister bütün bunlara katlanmak
Ağır bir hayatın altında inleyip terlemek
Ölümden sonraki bir şeyden korkmasa
O kimsenin gidip de dönmediği bilinmez dünya
Ürkütmese yüreğini?
Bilmediğimiz belalara atılmaktansa
Çektiklerine razı etmese insanları?
Bilinç böyle korkak ediyor hepimizi:
Düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor
Yürekten gelenin doğal rengini.
Ve nice büyük, yiğitçe atılışlar
Yollarını değiştirip bu yüzden
Bir iş, bir eylem olma gücünü yitiriyorlar.
W. Shakespeare / Hamlet




















