Senden izler olursa.. / Oruç Aruoba

“Dikkatsizlik ederek düşürüp kırdığın sevdiğin kişinin izlerini taşıyan; senin için değerli bir nesneyi, parçalarını tek tek toplayıp, dikkatle saatlerce uğraşarak özel olarak aldığın bir zamkla yapıştırıp onardığında, ortaya, orası burası eksik-gedik, yamru-yumru bir şey çıkar- ama eskisinden de daha değerlidir artık; çünkü, şimdi, senin izlerini de taşıyordur.”

Ayrılık/ Birhan Keskin

kaç gecenin çölüdür bu ayrılık

kaç şiirin dölüdür üstüme

örttüğün bu ince sessizlik

kalbim alış artık, kır kendini

kendi duvarında, sesini

kendi duvarına haykır.

tesadüfen birbirine rastlamış

başka başka aşklarsınız siz artık

geceyle gündüz gibi birbirine

ayrılmış. O ki rüzgar, bir zaman

senin çölünde kumlar uçurmuş,

o ki gece ve esmer, görmüyor

sahrayı, sesi içinde karışmış.

her ayrılıkta kendine saplanan bir hançer

kendi sabrını deneyen taş,

kendi uykusuzluğunda yatak oldun.

kül koy şimdi yanına korunun

seni kavuran onu da yakmasın.

aşkla besle kendini, gül yetiştir,

sardunya çoğalt.

ki, sen aşktan ve ayrılıktan

başka ne anlıyorsun

Albayım beni nezahatle evlendir / İlhami Algör

“Al bu elmayı Nezahat, sende bu ad oldukça istersen sıfır numara kel, istersen at kuyruklu olurum. İnce bıyıklı, tek dişi altın olurum. Meftun olurum, meczup olurum. Uzaklara bakarım çıtımı çıkarmam. Nasıl söyleyeceğimi bilmem, susarım. Susmak üzerine konuşmak gerekse, beni çağırırlar, oturur susarım. Dolmabahçe Saat Kulesi’yle, Çırağan Sarayı ile konuşurum. Duvarlara yazılar yazarım gizli gizli:”Albayım beni Nezahat ile evlendir’. Sülüs yazarım, kûfi yazarım, Latin yazarım. Gotik yazamam. Yağ satarım, bal satarım, ustami öldürür ben satarım. Yemeden içmeden kesilir, alık olurum. Adımı sorsan duymaz olurum. Kötü olurum, iyi olmam Nezahat. Ya bu adı değiştir ya da al bu elmayı. Bende sevdiklerince terk edilme endişesi, kafayı yemeye meyyal haller var. Al bu elmayı Nezahat. Yüzünde göz izi var.”

Thomas Hobbes / Leviathan

“Başkalarının yanlışlarına pek fazla gülmek, bir pısırıklık işaretidir. Yüce insanlar için en iyi işlerden biri, başkalarını alaydan korumak tve kurtarmak ve kendilerini sadece Catand en yetenekliler ile kıyaslamaktır

 

Teknik ve estetik / Steve Jobs

Birbirinden ayrı olduklarına hiç inanmadım. Leonardo da Vinci muhteşem bir sanatçı ve muhteşem bir bilim adamıydı. Michelangelo taş ocaklarında taşın nasıl yon tulacağına dair muazzam bilgiye sahipti. Tanıdığım en iyi bilgisayar mühendislerinin hepsi müzisyendir. Bazıları diğerlerinden daha iyidir, ama hepsinin hayatında sanat önemli bir yer tutar. Bu alanların herhangi birinde uz manlaşmış kişilerin kendilerini dallanıp budaklanan bir ağacın tek bir dalı olarak gördüklerini hiç sanmıyorum. Bence hiç de öyle değil. İnsanlar bu öğeleri sıklıkla bir araya getiriyor. Polaroid’den Dr. Land, “Polaroid’in, sanatla bilimin kesiştiği yerde durmasını istiyorum” de mişti ve ben bunu hiç unutmadım. Bence bu mümkün ve bunu birçok insanın denediğini düşünüyorum.

 

Time, 10 Ekim 1999

Yerçekimli Karanfil / Edip Cansever

Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde
Oysaki seninle güzel olmak var
Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.

Sen karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte
Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
O başkası yok mu bir yanındakine veriyor
Derken karanfil elden ele.

Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle
Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil
Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk
Birleşiyoruz sessizce.

Sputnik sevgilim / Haruki Murakami

Hepimizin içinde, hayatımızın sadece özel bir döneminde edinebileceğimiz özel bir şey vardır. küçük bir alev gibi…Sadece özenli, talihli bir azınlık o alevi önemser, besler, yollarını aydınlatacak bir fener gibi tutar. Fakat o alev bir kez söndü mü, bir daha hiç yanmaz.

 

~Haruki Murakami, Sputnik Sevgilim

Cevapları şimdi arama / Rainer Maria Rilke

Rainer Maria Rilke’nin dilinden;

“Kalbinde çözülmeden kalan her şey için sabırlı ol ve soruların kendisini sevmeye çalış; kilitli odalar veya yabancı lisanlarda yazılmış kitaplar gibi.

Cevapları şimdi arama. Şu anda cevaplar sana verilemez; çünkü sen henüz onlarla başa çıkamazsın, onları yaşayamazsın.

Mesele, her şeyi yaşamaktır. Şu anda bu soruyu yaşaman gerek.

Böylelikle, belki daha ileride, farkına bile varmadan, günün birinde kendini cevabı yaşarken bulacaksın.”

Sonsuzluk kervanı / Necip Fazıl Kısakürek

Sonsuzluk Kervanı, peşinizde ben,

Üç ayakla seken topal köpeğim!

Bastığınız yeri taş taş öpeyim.

Bir kırıntı yeter kereminizden!

Sonsuzluk Kervanı, peşinizde ben…

 

Gidiyor, gidiyor, nurdan heykeller…

Ufuk, önlerinde bayrak kulesi.

Bu gidenler, Altın Kol Silsilesi;

Ölçüden, hanekten daha güzeller.

Gidiyor, gidiyor, nurdan heykeller…

 

Sonsuzluk Kervanı, istemem azat!

Köleniz olmakmış gerçek hürriyet.

Ölmezi bulmaksa biricik niyet;

Bastığınız yerde ebedi hasat.

Sonsuzluk Kervanı, istemem azat.

Kadın Şiiri / Nazım Hikmet RAN

Kimi der ki kadın
Uzun kış gecelerinde yatmak içindir.
Kimi der ki kadın
Yeşil bir harman yerinde
Dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir.
Kimi der ki ayalimdir,
Boynumda taşıdığım vebalimdir.
Kimi der ki hamur yoğuran.
Kimi der ki çocuk doğuran.
Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayal, ne vebal.
O benim kollarım, bacaklarım, başımdır.
Yavrum, annem, karım, kızkardeşim,
Hayat arkadaşımdır.

NAZIM HİKMET RAN

Öfkeli misin? / Brianna Wiest

Öfkeli misin? Öfken kendini nerede güçsüz hissettiğini söylüyor. Kaygılı mısın? Hayatında bir şeylerin dengede olmadığını söylüyor. Bıkkın mısın? Bir konuya gereğinden fazla zaman ayırdığını söylüyor. Korkuyor musun? Neyi önemsediğini söylüyor. Duygular duygu değil habercilerdir ve gerçekten neye ihtiyacın olduğunu söylemeye çalışırlar. Eğer onların aslında ne demeye çalıştığını anlarsan, hayatta gerçekten ilerlersin.

 

Brianna Wiest

Parmak uçlarımızla aydınlattık / Ingeborg Bachmann

Ders alınmıştı aşk konusunda,

On bin kitabın yardımıyla,

Çok az değişebilen jestlerin deneyimiyle öğrenilmişti.

Açılmıştı aşkın sırları

Ama ilk kez burada

Lavlar aktığında aşağı

Ve soluğu yaladığında bizi dağın eteklerinde,

Sonunda tükenen krater

Anahtarını verdiğinde.

Bu kapalı bedenlerin

Girdik ilence uğramış odalara

Ve karanlığı parmak uçlarımızla aydınlattık.

Ingeborg Bachmann

Gün ışığının kandili utandırdığı gibi / William Shakespeare

“Tüm göklerin en güzel yıldızlarından ikisi, Yalvarıyorlar onun gözlerine isleri olduğundan:

Biz dönünceye dek siz parıldayın diye. Gökleri gökte olsaydı, yıldızlar da onun yüzünde;

Utandırdı yıldızları yanaklarının parlaklığı. Gün işığının kandili utandırdığı gibi tıpkı.”

(Romeo ve Juliet William Shakespeare)