“Kalabalığa karışmak için hiçbir özellik gerekmez. Ama yalnız ve dik durmak için gerçekten çok şey gerekir.”
-Charles Bukowski
“Herhangi bir nesneyi alıp müzeye koyuyorlar ve insanların ona bakışı değişiyor. Burada önemli olan nesne değil, senin algın. Şu Selvi ağaçlarına bak. Ne güzeller. Hepsi eşsiz. Hiçbiri birbiriyle aynı değil. Orijinallik, güzellik, yaş, işlevsellik; bu bir sanat eserinin tanımı. Tek fark galeride değil, kırlarda olmaları. Bu yüzden, kimse onları fark etmiyor.”
“Bir insan aklını gösterdiğinde orada olmaktan daha yorucu bir şey yoktur. Özellikle akıl yoksa.”
***
“Tüm insanların aynı hissetme yeteneğine sahip olduğunu varsaymak bir hatadır.”
***
“Elde edemedikleriniz her zaman sahip olduklarınızdan daha iyi görünür. Buna insan hayatının romantizmi ve aptallığı da dâhildir.”
***
“Ve kendimi çok üzgün hissettiğimde ve artık hiçbir şey anlamadığımda, kendi kendime yaşamak istediğimde ölmenin, ölmek istediğim noktaya kadar yaşamaktan daha iyi olduğunu söylüyorum.”
***
“Parayla halledebileceğiniz her şey ucuzdur.”
***
“Sabah ilk düşündüğünüz ve geceleri son düşündüğünüz kişi ya mutluluğunuzun sebebidir ya da acınızın sebebi.”
***
“Bir insan ne kadar ilkel olursa, kendisinin o kadar iyi olduğuna inanır.”
***
“Unutmak, ebedi gençliğin sırrıdır. Bir kişi ancak hafızayla yaşlanır.”
***
“Alçakgönüllülük ve vicdan mükâfatını ancak romanlarda alır. Gerçek hayatta sömürülürler ve sonra bir kenara itilirler.”
***
“Hayat bizi mükemmel yapmak niyetinde değildi. Her kim mükemmelse, bir müzeye aittir.”
Güldüren Şey.
Çok kere derler ki bizi güldüren şey, insanların küçük kusurlarıdır. Bu fikirde geniş bir hakikat payı olduğunu teslim ediyorum; ama tamamıyla doğru bir fikir olduğuna inanamıyorum. Çünkü her şeyden önce kusurların küçükleriyle büyükleri arasında ki sınırın çizilmesi kolay değildir. Belki de bir kusurun hafif olması güldürmüyordur da bizi güldürdüğü için hafif geliyor. Gülünç olma ve kendimize güldürme kadar hiçbir şey bizi insafa getirmez. Hatta daha ileri giderek denebilir ki ağır olduklarını bildiğimiz halde bizi güldüren kusurlar vardır. Mesela Harpagon’un cimriliği gibi. Nihayet, söylenmesi biraz ağır gelse bile itiraf etmeli ki insanların sade kusurlanna değil, bazen meziyetlerine de güleriz. Mesela Alceste’e bunun için gülüyoruz. Dene cek ki burada gülünç olan Alceste in namusluluğu değil, namusluluğun onda aldığı hususi şekildir. Evet, Alceste teki garabettir ki onun namusluluğunu gülünç yapıyor, önemli olan nokta da buradadır. Nihayet şu sonuca geliyoruz: gülünçlük, kelimenin ahlaki manasıyla, her vakit bir kusurdan gelmez ve eğer hafif bir kusur görmekte israr ediliyorsa bu kusurun hafifini ağırından ayıran açık farkın gösterilmesi lazımdır. Hakikat şu ki gülünç olan kimsenin ahlâki hiçbir kusuru olmaz da sadece cemiyetle uyuşmayan bir hâli olabilir. Nitekim Alceste’in karakteri tam namuslu bir adamin ka rakteri olduğu hâlde cemiyet hayatına uygun bir karakter değildir. Gülünç olması da bundandır. Hattä katı bir fazilet yumuşak bir fezahatten daha kolay gülünç olabilir. Çünkü cemiyeti kuşkulandıran şey katılıktır. Alceste’de de bizi güldüren hal onun katılığıdır. Katılık namuslulukta olsa bile yine gülünçtür. Çünkü kendini cemiyetten ayıran herkes gülünç olur. Gülünç olma, ekseriyetle bu ayrılmadan gelir. Gülünçlü ğün çok kere âdetlere, fikirlere, cemiyetin peşin hükümlerine bağlı olması da bun dan anlaşılır.
(Gülme, Komiğin Anlamı Üzerinde Deneme, syf 87)
Henri Bergson
Dem çeken bir güvercinin sesini
İçin için büyüyen çimenleri
Baharda lunaparkı, bayram yerini
Ve alışkanlıklar dışında her şeyi
Gülerken yüzün
Aşıyor geçmişin acılarını
Kendini yarına değiştiriyor
Gülerken yüzün
Sanki çarmıhını kırmışsın
Senin ve ardından geleceklerin
Aylası alnına düşmüş gecenin
Oturmuş ağlıyor kendisi
Bunu öyle candan öyle yürekten
Öyle bir tutkuyla istiyorum ki
Aklımda hep öyle kalmalısın