Kariyer Hedefim: Sessizce Çürümek ve Profesyonel Bir “Hayal Kırıklığı” Olmak

Merhaba sevgili okur. Veya “okumamayı tercih eden” sevgili okur, ya da bolca kitap alıp kütüphanesini doldurmayı amaç edinen sevgili sadece kitap seven insanlar.

​Bugünlerde herkes bir “kişisel gelişim”, bir “yenilenme”, bir “silkelenip kendine gelme” peşinde. Sosyal medyada sabahın 5’inde kalkanlar, buzlu suya girenler, “yeni ben” yüklemesi yapanlar.kendini karanlık odalarda izdivaya çekip insan detoksu yaptığına inananlar…

Hepsine bakıyorum ve içimden büyük bir Cioran klasiği yükseliyor: “Peki, ne olacak yani?”

​Geçenlerde tatil için gittiğim Edremit’te M. Cioran’ın o şahane eseri Çürümenin Kitabı’na denk geldim. Hemen aldım seyyar seyyar satış yapan bir abiden. Rastgele bir sayfasını açtım ve adam, ( Cioran) oturduğum çay bahçesinde daha kahvemi bile içmeden yüzüme gerçeği çarptı. Sanki hayatımın özetiydi okuduğum satırlar.

​Diyor ki beyefendi: “Nerede tükettin ömrünü? Bir hareketin hatırası, bir tutkunun işareti, bir maceranın parıltısı, güzel ve firari bir cinnet… geçmişinde bunlardan hiçbiri yok…”

​Valla ne yalan söyleyeyim, okuyunca bir an durdum. Dönüp baktım geçmişime. Büyük bir macera mı? Yok. Firari bir cinnet mi? Nerdeee, en fazla faturaları ödemeyi unuttuğum, ya da geçim derdiyle birikim yapma hevesiyle dolu bir dönem oldu. Yani anlayacağınız, geriye dönüp baktığımda Hollywood filmi olacak bir malzeme yok. Sıradanlığın konforlu (ve biraz da sıkıcı) kucağında yuvarlanıp gitmişim. Cioran haklı; iz bırakmadan kayıp gitme konusunda bayağı yetenekliyim sanırım. Beceriksikliğin bolca yeteğine sahibim fikrimce…

​Hani o “yeni yıla yeni benle giriyorum” diyenler var ya, onlara da bir çift lafı var Cioran’ın:

“Kökeninde aldatıcı ve yıkıma mahkûm olmayan hiçbir ‘yeni’ hayat görmedim şimdiye kadar…”

​Ne kadar “yeni” bir işe başlasam, ne kadar “yeni” bir şehre taşınsam, hatta ne kadar “yeni” bir diyet denesem, sonuç hep aynı: Altı ay sonra yine aynı bunaltılı geviş getirmeyle, aynı iç sıkıntısıyla baş başa kalıyorum. Meğer insan kendi içinden kaçamıyormuş, sadece yer değiştiriyormuş. Yenilenme niyetim, hayatın o her zamanki “yüz buruşturmasıyla” karşılaşınca, balon gibi sönüp yine kendi içime düşüyorum.

​Yani sevgili okur, bu yazıyı okuduktan sonra hayatınızda büyük bir değişim yapmayı, kariyer basamaklarını hızla tırmanmayı veya dünyayı kurtarmayı planlıyorsanız, Cioran ve ben size sadece “hadi ordan! ” diyoruz.

​Belki de yapılacak en dürüst şey, bu büyük “yenilenme” yalanını kabul edip, sessizce çürümeyi kabullenmektir. Çürümek birlikte, özgürce 🙂

Ne demişler: Büyük umutlar büyük hayal kırıklıkları doğurur. Benim en büyük umudum artık, hayal kırıklığına uğramamayı öğrenmek.

​Şimdi izninizle, bu derin felsefi sorgulamanın ardından gidip bir çay daha koyacağım ve muhtemelen hiçbir şeyi değiştirmeden yaşamaya devam edeceğim.

​Çünkü ne demişler? Cioran okumak, depresyonun dibine vurmak ama yine de bundan tuhaf bir zevk almaktır. Çürürken bile yenilenme hevesinde olan varsa buyursun gelsin. Hiç bir şey sizi yeni ben’e götürecek kadar saf ve bakir değil anlayın.

Ertelediğimiz Hayatlar: Başlangıçların Korku Ve Umut Karması

Konfor Alanından Çıkış: Yeni Bir Sayfa Açmanın Psikolojisi

Yeni bir sayfa açmak, insan doğasının en güzel ama aynı zamanda en karmaşık dürtülerinden biri bence. Hayatımızın bir döneminde radikal bir karar alır, yepyeni bir yola adım atmak isteriz. Ancak bu yeni yolculuğa çıkmadan önce zihnimiz bizi durdurmak için elinden geleni yapar. Çünkü her yeni başlangıç, geride bırakılan bir geçmiş demektir.

​Alışkanlıklarımızın konfor alanından çıkmak, bilinmezliğe adım atmaktan çok daha güvenli gelir. Kötü de olsa bildiğimiz bir düzeni, iyi olacağını umduğumuz ama henüz görmediğimiz bir belirsizliğe tercih ederiz. Bu yüzden ertelemek, değişimin getireceği sorumluluktan ve olası risklerden kaçmanın en kolay yoludur aynı zamanda.

​Aslında çoğu başlangıcımız, bizi rahatsız eden, geren veya aşağı çeken bir durum ya da sıkıntıdan kaçmak için bir adım olabilir. Tamamen değiştirmeye veya sıfırdan başlamaya gerek yok; mevcut sıkıntılı durumdan uzaklaşmanın getirdiği rahatlık da başlı başına güzel bir başlangıçtır.

Chiquitita’nın Fısıldadığı Umut

Az önce radyoda denk geldim ABBA’nın Chiquitita şarkısına, yıllardır dinlediğim o melodiye bugün başka türlü baktım. Meğer içinde büyük bir teselli ve umut barındırıyormuş.

Çocukluğumdan beri kulağıma gelen o sıcak tınıların, sözleriyle bu kadar uyumlu olduğunu fark etmek bana bambaşka bir huzur verdi. Bugünlerde sadece umuda ihtiyacım var; belirli bir kararlılıkla çıktığım bu yolda cesaretli olmam ve sonuçlarına katlanmam gerektiğini çok derinden hissettiğimi biliyorum.

Sanki bu şarkı, omuzlarımdan bir yükü alıp yerine bir umut ışığı yakıyor; bana her şeyin geçici olduğunu ve karanlık günlerin ardından aydınlık geleceğini fısıldıyor gibi.

Şarkının sözleri şöyle:

​”Chiquitita, ağlıyorsun ama bunu bilmene gerek yok. Kalbini kıran o şeyi biliyorum, bu konu hakkında konuşmak istemiyorsun. Görebiliyorum, gözlerinde o ışıltı kalmamış. Tıpkı eskisi gibi değilsin, çok sessizsin, ne oldu sana? Chiquitita, ne olur, içini dök, omuzlarımda ağla. İçinde ne varsa bırak çıksın, yarın yeni bir gün ve sen tekrar şarkı söyleyeceksin.”

​Bana inanmıyorsanız şarkıyı iki kere dinleyin moraliniz bozukken. Ve hatta nakaratını ezberleyin. Nakaratını ezberledikten sonra yüksek sesle eşlik ederek söyleyin, bana hak vereceksiniz.