Kitabe-i Seng-i Mezar , Orhan Veli Kanık

I

Hiçbir şeyden çekmedi dünyada
Nasırdan çektiği kadar
Hatta çirkin yaratıldığından bile
O kadar müteessir değildi;
Kundurası vurmadığı zamanlarda
Anmazdı ama Allah’ın adını,
Günahkar da sayılmazdı.
Yazık oldu Süleyman Efendiye

II

Mesele falan değildi öyle,
To be or not to be kendisi için;
Bir akşam uyudu;
Uyanmayıverdi.
Aldılar, götürdüler.
Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü.
Duyarlarsa olduğunu alacaklılar
Haklarını helal ederler elbet.
Alacağına gelince…
Alacağı yoktu zaten rahmetlinin.

III

Tüfeğini depoya koydular,
Esvabını başkasına verdiler.
Artık ne torbasında ekmek kırıntısı,
Ne matarasında dudaklarının izi;
Öyle bir rüzgar ki,
Kendi gitti,
İsmi bile kalmadı yadigar.
Yalnız şu beyit kaldı,
Kahve ocağında, el yaz işiyle:
‘Ölüm Allah’ın emri,
‘Ayrılık olmasaydı

Yarınki Türkiye’nin kurucuları , Nurettin Topçu

(Okumanız şiddetle tavsiyedir)

Yarınki Türkiye’nin kurucuları, yaşama zevkini bırakıp yaşatma aşkına gönül verecek, sabırlı ve azimli, lakin gösterişsiz ve nümayişsiz çalışan, ruh cephesinin maden işçileri olacaklardır. Bu ruh amelesinin ilk ve esaslı işi, insan yetiştirmektir. Hünerleri hep fedakarlık olan bu hizmet ehli gençler, hizmetlerinin mükafatını da hizmet ettikleri insanlardan beklemiyecekler, sonsuzluğa sundukları eserin sesinin akislerini yine sonsuzluktan dinleyeceklerdir. Yarınki Türkiye’nin kurucuları, millet ve cemaat uğrunda fedakarlıklar kabullenenlerin artık bulunmadığı cemiyetimizde, muhtelif simada insanları şahıslarında birleştireceklerdir. Onlarda Yunus Yavuz’la birleşecek; Sinan Akif’e uzanacak; Ebu Hanife Hüseyin Avni’yi tebrik edecektir. Ve onların eseri olan yarınki Türkiye, şu temellerin üstünde kurulacak: Anadolu’nun toprağından kaynayan bir kan, cemaat için harcanan emek, bin yıllık bir tarih, otoriteli bir devlet ve ebedi olduğuna inanmış bir ruh…

NURETTİN TOPÇU

Geçilmez, Necip Fazıl Kısakürek

GEÇİLMEZ
Bu kapıdan kol ve kanat kırılmadan geçilmez.

Eşten,dosttan,sevgiliden ayrılmadan geçilmez.

İçeride bir has oda,yeri samur döşeli; 
Bu odadan gelsin diye çağrılmadan geçilmez.

Eti zehir,yağı zehir,balı zehir dünyada,
Bütün fani lezzetlere darılmadan geçilmez.

Varlık niçin,yokluk nasıl,yasamak ne,top yekun? 
Aklı yele salıverip çıldırmadan geçilmez

Kayalık boğazlarda yön arayan bir gemi; 
Usta kaptan kılavuza varılmadan geçilmez.

Ne okudun,ne öğrendin,ne bildinse berhava; 
Yer çökmeden,gök iki sak yarılmadan geçilmez.

Geçitlerin,kilitlerin yalnız Onda şifresi; 
İşte,işte o eteğe sarılmadan geçilmez.

Faruk Nafiz Çamlıbel , Son beklediğim

Ufkumda bulutlar kümelerken kara bahtım,
Ben her gönül ufkunda doğan sabahtım.
Devran herkese taslarla zehir sundu da birden
Ben herkese bir neşe yarattım o zehirden.
Bir köprü kurup, zulmetin ardında, seherle,
Bildim gülüp eğlenmeyi ömrümce kederle.
Alnımdaki her çizgi beyaz bir gece saklar,
Bir başka şafaktır saçımın gördüğü aklar.
Farkım ne, emel kaynağı bir körpe çocuktan,
Mademki henüz gelmedi son yolcum ufuktan?
Ömrümce neden yılları zincir gibi çektim,
Mademki bir aşk uğruna can vermeyecektim?
Bir müjde taşır her gün uzaktan bana rüzgar;
Elbet gelecek, gelmedi, bir beklediğim var!

Son beklediğim gelmeden, ölsem de yüzünde,
Devran bulacak yar ile ağyarı hüzünde.
İsmim gezecek pembe dudaklarda elemle,
Gözler dolacak bir çocuk ölmüş gibi nemle,
Bir günde doğup can veren altın kelebekler,
Bizden daha genç bir şair öldü diyecekler

Denge / Turgut Uyar

Sizin alınız al inandım
Sizin morunuz mor inandım
Tanrınız büyük amenna
Şiiriniz adamakıllı şiir
Dumanı da caba

Bütün ağaçlarla uyuşmuşum
Kalabalık ha olmuş ha olmamış
Sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum
Ama sokaklar şöyleymiş
Ağaçlar böyleymiş
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız

Aşkım da değişebilir gerçeklerim de
Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
Yangelmişim diz boyu sulara
Hepinize iyiniyetle gülümsüyorum
Hiçbirinizle dövüşemem
Benim bir gizli bildiğim var
Sizin alınız al inandım
Morunuz mor inandım
Ben tam kendime göre
Ben tam dünyaya göre
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız

Son Beklediğim / Faruk Nafiz Çamlıbel

Ufkumda bulutlar kümelerken kara bahtım,
Ben her gönül ufkunda doğan sabahtım.
Devran herkese taslarla zehir sundu da birden
Ben herkese bir neşe yarattım o zehirden.
Bir köprü kurup, zulmetin ardında, seherle,
Bildim gülüp eğlenmeyi ömrümce kederle.
Alnımdaki her çizgi beyaz bir gece saklar,
Bir başka şafaktır saçımın gördüğü aklar.
Farkım ne, emel kaynağı bir körpe çocuktan,
Mademki henüz gelmedi son yolcum ufuktan?
Ömrümce neden yılları zincir gibi çektim,
Mademki bir aşk uğruna can vermeyecektim?
Bir müjde taşır her gün uzaktan bana rüzgar;
Elbet gelecek, gelmedi, bir beklediğim var!

Son beklediğim gelmeden, ölsem de yüzünde,
Devran bulacak yar ile ağyarı hüzünde.
İsmim gezecek pembe dudaklarda elemle,
Gözler dolacak bir çocuk ölmüş gibi nemle,
Bir günde doğup can veren altın kelebekler,
Bizden daha genç bir şair öldü diyecekler!

 

“Yoksulluk bütün insanlığın utancıdır” Yaşar Kemal

“Benim kitaplarımı okuyan katil olamasın, savaş düşmanı olsun. İnsanın insanı sömürmesine karşı çıksın. Kimse kimseyi aşağılayamasın. Kimse kimseyi asimile edemesin. İnsanları asimile etmeye can atan devletlere, hükümetlere olanak verilmesin. Benim kitaplarımı okuyanlar bilsinler ki, bir kültürü yok edenlerin kendi kültürleri, insanlıkları ellerinden uçmuş gitmiştir. Benim kitaplarımı okuyanlar yoksullarla birlik olsunlar, yoksulluk bütün insanlığın utancıdır. Benim kitaplarımı okuyanlar cümle kötülüklerden arınsınlar.”

İmza : Yaşar Kemal

Affan Dede / Cahit Sıtkı Tarancı

Affan Dede’ye para saydım,
Sattı bana çocukluğumu.
Artık ne yaşım var, ne adım;
Bîlmîyorum kîm olduğumu.
Hîçbîr şey sorulmasın benden;
Haberîm yok olan bîtenden.

Bu bahar havası, bu bahçe;
Havuzda su şırıl şırıldır.
Uçurtmam bulutlardan yüce,
Zıpzıplarım pırıl pırıldır.
Ne güzel dönüyor çemberîm;
Hîç bîtmese horoz şekerîm!

Jose Saramago’nun 1998 de yaptığı nobel konuşması..

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi bundan tam 50 yıl önce bugün imzalandı. Kutlama törenleri hâlâ sürüyor. Ama bilirsiniz, ilgi zamanla azalır. Ortaya ciddi konular çıkarsa, toplumun ilgisi olayın henüz ertesi gününde bile azalabilir. Yine de bu anma törenlerine karşı değilim. Ben de birçoğuna en ılımlı halimle katıldım. Eğer uygunsuz, demode ya da tedbirsiz bulmayacaksanız, buna birkaç şey daha ekleyebilirim. Bu 50 yılda, hükümetler ahlaken yapmaları gereken her şeyi yapmadılar elbette. Haksızlıklar çoğaldı, eşitsizlikler arttı, cehalet büyüdü ve mutsuzluk yayıldı.

Kayaların yapısını incelemek için başka bir gezegene araçlar gönderebilecek kapasitede olan bu şizofren insanlık, milyonlarca insanın açlık nedeniyle ölmesinden fütursuzca bahsedebiliyor.

Mars’a gitmek, komşuya gitmekten daha kolay görünüyor. Kimse kendi görevini yerine getirmiyor. Hükumetlerde. Çünkü bilmiyorlar ya da yapamıyorlar veya istemiyorlar. Ya da dünyaya gerçekten hükmedenler onlara izin vermiyorlar. Dünyaya hükmeden bu çok uluslu ve çok kıtalı şirketlerin tartışmasız bir şekilde anti-demokratik olan güçleri, ideal demokrasiden geriye kalan her şeyi yok etti.

Biz vatandaşlar da kendi görevlerimizi yerine getirmiyoruz. İnsan haklarının gerektirdiği görevler simetrik dağılmadan, bu haklar varlık gösteremez. Hükumetlerin bunu önümüzdeki 50 yılda başarması da beklenmiyor. Bu yüzden vatandaşlar olarak sesimizi yükseltmeliyiz. Haklarımızı talep ederken nasıl coşkunsak, yine aynı şekilde, görevlerimizin sorumluluğunu almalıyız. Belki bu sayede, dünya biraz daha iyi bir yer haline gelir.

Teşekkürlerimi de unutmadım. 8 Ekim’de, Frankfurt’taki ilk teşekkürüm, beni Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık gören İsveç Akademisi içindi. Yayıncılarıma, çevirmenlerime ve okuyucularıma da teşekkür ettim. Hepsine tekrar çok teşekkürler. Ayrıca, Portekizli ve Portekizce dilinde yazan geçmişteki ve şimdiki yazarlara da teşekkür etmek istiyorum. Edebiyatımız onlar sayesinde var oluyor. Ben de yalnızca onlardan biriyim. O gün de söylediğim gibi, ben bunun için doğmadım, bu paye bana sonradan verildi. Bu yüzden, çok teşekkür ederim.

Türk islam ülkücülerini işaretle.. / Seyyid Ahmet Arvasi

“Din eğitim ve öğretiminde, İslâm’ımın bu dış ve iç disiplinine gerekli önem verilmelidir. Akaid ve fıkıh kadar tasavvufa yabancı kalınmamalıdır.
Türk ve İslâm dünyasında yetişen gerçek ve yüce mutasavvıflar ve onların fert ve cemiyet terbiyesindeki değerleri kavranmalıdır. Ülkede gercek, ciddi ve resmi bir din eğitimi yaygınlaştırılmalı ve planlanmalıdır.

Bu yapılmazsa, iç ve dış düşmanlar harekete geçer, tertemiz dini hayat perişan edilmekle kalmaz, devlet de cemiyet de, fert de büyük zararlara maruz kalır.

Böyle bir işi de ancak Türk – İslâm Ülkücüleri gerçekleştireceklerdir”